Avatar of Vocabulary Set Ünite 6: Vietnam: Dün ve Bugün

9. Sınıf İçinde Ünite 6: Vietnam: Dün ve Bugün Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'9. Sınıf' içinde 'Ünite 6: Vietnam: Dün ve Bugün' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

annoyed

/əˈnɔɪd/

(adjective) sinirli, rahatsız olmuş

Örnek:

She was annoyed by the constant noise from her neighbors.
Komşularından gelen sürekli gürültüden rahatsız olmuştu.

astonished

/əˈstɑː.nɪʃt/

(adjective) şaşırmış, hayret etmiş

Örnek:

She was astonished by the beauty of the Grand Canyon.
Büyük Kanyon'un güzelliğine şaşırmıştı.

boom

/buːm/

(noun) uğultu, patlama sesi, patlama;

(verb) uğuldamak, patlamak, patlama yaşamak;

(adjective) patlama yaşayan, canlanan;

(interjection) bum, pat

Örnek:

We heard the distant boom of thunder.
Uzaklardan gelen gök gürültüsünün uğultusunu duyduk.

compartment

/kəmˈpɑːrt.mənt/

(noun) bölme, kompartıman, oda

Örnek:

The suitcase has a separate compartment for shoes.
Bavulda ayakkabılar için ayrı bir bölme var.

cooperative

/koʊˈɑː.pɚ.ə.t̬ɪv/

(adjective) işbirlikçi, kooperatif, yardımsever;

(noun) kooperatif

Örnek:

The project was a success due to the cooperative efforts of the team.
Proje, ekibin işbirlikçi çabaları sayesinde başarılı oldu.

dramatically

/drəˈmæt̬.ɪ.kəl.i/

(adverb) dramatik bir şekilde, önemli ölçüde, dramatik olarak

Örnek:

The landscape changed dramatically after the earthquake.
Depremden sonra manzara dramatik bir şekilde değişti.

exporter

/ɪkˈspɔːr.t̬ɚ/

(noun) ihracatçı

Örnek:

Germany is a major exporter of automobiles.
Almanya önemli bir otomobil ihracatçısıdır.

extended family

/ɪkˌsten.dɪd ˈfæm.əl.i/

(noun) geniş aile, büyük aile

Örnek:

During the holidays, our house is always full of our extended family.
Tatillerde evimiz her zaman geniş ailemizle doludur.

flyover

/ˈflaɪˌoʊ.vɚ/

(noun) üst geçit, viyadük, uçuş gösterisi

Örnek:

The new flyover has significantly reduced traffic congestion.
Yeni üst geçit trafik sıkışıklığını önemli ölçüde azalttı.

high-rise

/ˈhaɪ.raɪz/

(noun) yüksek bina, gökdelen;

(adjective) yüksek katlı, çok katlı

Örnek:

The city skyline is dominated by modern high-rise buildings.
Şehir silüeti modern yüksek binalar tarafından domine edilmektedir.

manual

/ˈmæn.ju.əl/

(noun) kılavuz, el kitabı;

(adjective) manuel, el ile yapılan

Örnek:

I need to read the manual to understand how to assemble this furniture.
Bu mobilyayı nasıl monte edeceğimi anlamak için kılavuzu okumam gerekiyor.

mud

/mʌd/

(noun) çamur;

(verb) çamurlamak, çamurla kaplamak

Örnek:

The car got stuck in the deep mud.
Araba derin çamurda kaldı.

mushroom

/ˈmʌʃ.ruːm/

(noun) mantar;

(verb) hızla büyümek, çoğalmak

Örnek:

She picked wild mushrooms in the forest.
Ormanda yabani mantar topladı.

noticeable

/ˈnoʊ.t̬ɪ.sə.bəl/

(adjective) fark edilir, belirgin, göze çarpan

Örnek:

There was a noticeable change in his attitude.
Tutumunda fark edilir bir değişiklik vardı.

nuclear family

/ˌnuː.kli.ər ˈfæm.əl.i/

(noun) çekirdek aile

Örnek:

The nuclear family is often seen as the traditional family structure.
Çekirdek aile genellikle geleneksel aile yapısı olarak görülür.

overhead

/ˈoʊ.vɚ.hed/

(adverb) baş üstü, yukarıda;

(adjective) baş üstü, tavan;

(noun) genel giderler, sabit maliyetler

Örnek:

The plane flew overhead.
Uçak başımızın üzerinden uçtu.

pedestrian

/pəˈdes.tri.ən/

(noun) yaya;

(adjective) sıradan, sıkıcı, basit

Örnek:

The traffic light turned red, allowing pedestrians to cross.
Trafik ışığı kırmızıya döndü, yayaların geçmesine izin verdi.

roof

/ruːf/

(noun) çatı;

(verb) çatı yapmak, çatısını örtmek

Örnek:

The heavy snow caused the roof to collapse.
Yoğun kar, çatının çökmesine neden oldu.

rubber

/ˈrʌb.ɚ/

(noun) kauçuk, lastik, silgi

Örnek:

The tires are made of rubber.
Lastikler kauçuktan yapılmıştır.

sandal

/ˈsæn.dəl/

(noun) sandalet

Örnek:

She wore comfortable sandals to the beach.
Sahile rahat sandaletler giydi.

tiled

/taɪld/

(adjective) fayanslı, kiremitli;

(verb) fayans döşemek, kiremit döşemek

Örnek:

The bathroom floor was beautifully tiled.
Banyo zemini güzelce fayanslanmıştı.

tram

/træm/

(noun) tramvay

Örnek:

We took the tram to the city center.
Şehir merkezine tramvayla gittik.

trench

/trentʃ/

(noun) siper, hendek;

(verb) hendek kazmak, siper açmak

Örnek:

The soldiers dug a deep trench for protection.
Askerler korunmak için derin bir siper kazdı.

tunnel

/ˈtʌn.əl/

(noun) tünel;

(verb) tünel kazmak, oymak

Örnek:

The train passed through a long tunnel.
Tren uzun bir tünelden geçti.

underpass

/ˈʌn.dɚ.pæs/

(noun) alt geçit, tünel

Örnek:

The cyclist used the underpass to cross the busy highway safely.
Bisikletçi, yoğun otoyolu güvenle geçmek için alt geçidi kullandı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren