Avatar of Vocabulary Set Diğerleri (Away)

'Down' ve 'Away' Kullanılan Deyimsel Fiiller İçinde Diğerleri (Away) Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

''Down' ve 'Away' Kullanılan Deyimsel Fiiller' içinde 'Diğerleri (Away)' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

blow away

/bloʊ əˈweɪ/

(phrasal verb) uçurmak, uçup gitmek, çok etkilemek

Örnek:

The strong wind might blow away the leaves.
Şiddetli rüzgar yaprakları uçurabilir.

do away with

/duː əˈweɪ wɪð/

(phrasal verb) ortadan kaldırmak, kaldırmak, öldürmek

Örnek:

The government plans to do away with the old tax system.
Hükümet eski vergi sistemini ortadan kaldırmayı planlıyor.

explain away

/ɪkˈspleɪn əˈweɪ/

(phrasal verb) açıklamak, mazur göstermek

Örnek:

He tried to explain away his absence by saying he was sick.
Hasta olduğunu söyleyerek yokluğunu açıklamaya çalıştı.

fritter away

/ˈfrɪt.ər əˈweɪ/

(phrasal verb) heba etmek, boşa harcamak

Örnek:

He tends to fritter away his evenings watching TV.
Akşamlarını televizyon izleyerek heba etme eğilimindedir.

get away from

/ɡet əˈweɪ frʌm/

(phrasal verb) uzaklaşmak, kaçmak, kaçınmak

Örnek:

I need to get away from the city for a while.
Bir süreliğine şehirden uzaklaşmam gerekiyor.

give away

/ɡɪv əˈweɪ/

(phrasal verb) ele vermek, açığa vurmak, bedava vermek

Örnek:

His nervous laughter gave away his true feelings.
Gergin kahkahası gerçek duygularını ele verdi.

keep away

/kiːp əˈweɪ/

(phrasal verb) uzak durmak, kaçınmak

Örnek:

Keep away from the edge of the cliff.
Uçurumun kenarından uzak durun.

lock away

/lɑk əˈweɪ/

(phrasal verb) hapsetmek, kapatmak, kilitlemek

Örnek:

The judge decided to lock away the repeat offender for a long time.
Yargıç, tekrar suç işleyen kişiyi uzun süre hapsetmeye karar verdi.

pass away

/pæs əˈweɪ/

(phrasal verb) vefat etmek, ölmek

Örnek:

His grandmother passed away peacefully in her sleep.
Büyükannesi uykusunda huzur içinde vefat etti.

pull away

/pʊl əˈweɪ/

(phrasal verb) uzaklaşmak, hareket etmek, farkı açmak

Örnek:

The car suddenly pulled away from the curb.
Araba aniden kaldırımdan uzaklaştı.

run away with

/rʌn əˈweɪ wɪθ/

(phrasal verb) kolayca kazanmak, açık ara kazanmak, biriyle kaçmak

Örnek:

The team ran away with the championship.
Takım şampiyonluğu kolayca kazandı.

scare away

/skeər əˈweɪ/

(phrasal verb) korkutup kaçırmak, uzaklaştırmak

Örnek:

The loud noise scared away the birds.
Yüksek ses kuşları korkutup kaçırdı.

send away for

/send əˈweɪ fɔːr/

(phrasal verb) istemek, sipariş etmek

Örnek:

I need to send away for a new passport application.
Yeni bir pasaport başvuru formu istemem gerekiyor.

take away

/ˈteɪk əˈweɪ/

(phrasal verb) götürmek, kaldırmak, uzaklaştırmak;

(noun) paket servis, eve servis

Örnek:

Please take away your dirty dishes from the table.
Lütfen kirli bulaşıklarınızı masadan kaldırın.

while away

/waɪl əˈweɪ/

(phrasal verb) vakit geçirmek, oyalanmak

Örnek:

We whiled away the afternoon reading books by the lake.
Göl kenarında kitap okuyarak öğleden sonrayı geçirdik.

whittle away

/ˈwɪt.əl əˈweɪ/

(phrasal verb) aşındırmak, yavaş yavaş azaltmak

Örnek:

The constant criticism began to whittle away at her confidence.
Sürekli eleştiri onun özgüvenini aşındırmaya başladı.

die away

/daɪ əˈweɪ/

(phrasal verb) azalmak, sönmek

Örnek:

The sound of the music began to die away as we drove further.
Biz uzaklaştıkça müziğin sesi azalmaya başladı.

eat away at

/iːt əˈweɪ æt/

(phrasal verb) kemirmek, aşındırmak, yavaş yavaş yok etmek

Örnek:

The constant criticism began to eat away at her confidence.
Sürekli eleştiri onun özgüvenini kemirmeye başladı.

fall away

/fɔːl əˈweɪ/

(phrasal verb) dökülmek, ayrılmak, azalmak

Örnek:

The old paint began to fall away from the wall.
Eski boya duvardan dökülmeye başladı.

pack away

/pæk əˈweɪ/

(phrasal verb) toplamak, kaldırmak, silip süpürmek

Örnek:

Please pack away your toys before dinner.
Lütfen akşam yemeğinden önce oyuncaklarını topla.

put away

/pʊt əˈweɪ/

(phrasal verb) yerine koymak, kaldırmak, yiyip bitirmek

Örnek:

Please put away your toys after you finish playing.
Lütfen oynamayı bitirdikten sonra oyuncaklarını yerine koy.

hideaway

/ˈhaɪd.əˌweɪ/

(noun) saklanma yeri, gizli yer, sığınak

Örnek:

They found a perfect little hideaway in the mountains.
Dağlarda mükemmel küçük bir saklanma yeri buldular.

stow away

/stoʊ əˈweɪ/

(phrasal verb) gizlice binmek, kaçak yolculuk yapmak

Örnek:

The young man tried to stow away on a cargo ship heading to America.
Genç adam Amerika'ya giden bir kargo gemisine gizlice binmeye çalıştı.

beaver away

/ˈbiːvər əˈweɪ/

(phrasal verb) çok çalışmak, uğraşmak

Örnek:

She's been beavering away at her thesis all semester.
Tüm dönem boyunca tezine çok sıkı çalışıyor.

hammer away at

/ˈhæm.ər əˈweɪ æt/

(phrasal verb) üzerinde uğraşmak, ısrarla tekrarlamak

Örnek:

She had to hammer away at the problem for hours before she found a solution.
Bir çözüm bulmadan önce saatlerce sorun üzerinde uğraşmak zorunda kaldı.

plug away

/plʌɡ əˈweɪ/

(phrasal verb) uğraşmak, azimle çalışmak

Örnek:

She had to plug away at her thesis for months before it was finished.
Tezini bitirmeden önce aylarca uğraşmak zorunda kaldı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren