Zor İçinde Kolay görev Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Zor' içinde 'Kolay görev' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /æz ˈiːzi æz ˈɛniˌθɪŋ/
(idiom) çok kolay, çocuk oyuncağı
Örnek:
Don't worry about the exam, it'll be as easy as anything.
Sınav için endişelenme, çok kolay olacak.
/æz ˈiːzi æz paɪ/
(idiom) çok kolay, çocuk oyuncağı
Örnek:
Don't worry about the exam, it'll be as easy as pie.
Sınav için endişelenme, çok kolay olacak.
be like taking candy from a baby
/bi laɪk ˈteɪkɪŋ ˈkændi frəm ə ˈbeɪbi/
(idiom) çocuk oyuncağı, çok kolay
Örnek:
Winning that game was like taking candy from a baby.
O maçı kazanmak çocuk oyuncağıydı.
/ɪts nɑt ˈrɑkɪt ˈsaɪəns/
(idiom) roket bilimi değil, o kadar da zor değil
Örnek:
Learning to use this software is not rocket science.
Bu yazılımı kullanmayı öğrenmek roket bilimi değil.
/bɑbz jʊər ˈʌŋ.kəl/
(idiom) işte bu kadar, oldu bile, çok kolay
Örnek:
Just turn the key, push the button, and Bob's your uncle – the car starts right up.
Sadece anahtarı çevir, düğmeye bas ve işte bu kadar – araba hemen çalışır.
/bi ˈtʃaɪldz pleɪ/
(idiom) çocuk oyuncağı olmak, çok kolay olmak
Örnek:
For an experienced programmer, writing this code will be child's play.
Deneyimli bir programcı için bu kodu yazmak çocuk oyuncağı olacak.
/ə piːs əv keɪk/
(idiom) çok kolay, çocuk oyuncağı
Örnek:
The exam was a piece of cake; I finished it in half the time.
Sınav çok kolaydı; yarım sürede bitirdim.
/wɪð jʊər aɪz kloʊzd/
(idiom) gözü kapalı, çok kolay
Örnek:
She can solve complex math problems with her eyes closed.
Karmaşık matematik problemlerini gözü kapalı çözebilir.
/ˌbed əv ˈroʊ.zɪz/
(idiom) gül bahçesi, kolay ve keyifli durum
Örnek:
Life is not always a bed of roses.
Hayat her zaman gül bahçesi değildir.
/bi ˈɔl ˈswit.nəs ənd laɪt/
(idiom) tamamen tatlı ve sevecen olmak, çok hoş ve nazik olmak
Örnek:
She tried to be all sweetness and light, but I could tell she was upset.
Tamamen tatlı ve sevecen olmaya çalıştı ama üzgün olduğunu anlayabiliyordum.
/ɡɛt jʊər tʌŋ əˈraʊnd/
(idiom) telaffuz etmek, diline dolamak, anlamak
Örnek:
I can't quite get my tongue around that German word.
O Almanca kelimeyi tam olarak telaffuz edemiyorum.