Avatar of Vocabulary Set Müzik

Ortak Kelimeler İçinde Müzik Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Ortak Kelimeler' içinde 'Müzik' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

music

/ˈmjuː.zɪk/

(noun) müzik, nota, yazılı müzik

Örnek:

She loves listening to classical music.
Klasik müzik dinlemeyi sever.

band

/bænd/

(noun) grup, bant, şerit;

(verb) bantlamak, sarmak, birleşmek

Örnek:

The band played all their greatest hits.
Grup tüm en büyük hitlerini çaldı.

play

/pleɪ/

(verb) oynamak, canlandırmak, çalmak;

(noun) oyun, piyes, eğlence

Örnek:

The children are playing in the park.
Çocuklar parkta oynuyor.

note

/noʊt/

(noun) not, kayıt, nota;

(verb) not etmek, fark etmek, not almak

Örnek:

I made a note of her address.
Adresini not aldım.

drum

/drʌm/

(noun) davul, fıçı, varil;

(verb) davul çalmak, vurmak

Örnek:

He played the drum with great enthusiasm.
Büyük bir coşkuyla davul çaldı.

playlist

/ˈpleɪ.lɪst/

(noun) çalma listesi, playlist, medya listesi

Örnek:

The DJ created a custom playlist for the party.
DJ, parti için özel bir çalma listesi oluşturdu.

musician

/mjuːˈzɪʃ.ən/

(noun) müzisyen

Örnek:

She is a talented musician who plays the violin beautifully.
O, kemanı güzel çalan yetenekli bir müzisyendir.

perform

/pɚˈfɔːrm/

(verb) gerçekleştirmek, yapmak, icra etmek

Örnek:

The surgeon will perform the operation tomorrow.
Cerrah yarın ameliyatı gerçekleştirecek.

rhythm

/ˈrɪð.əm/

(noun) ritim, tempo, düzen

Örnek:

The dancer moved with a graceful rhythm.
Dansçı zarif bir ritimle hareket etti.

dance

/dæns/

(verb) dans etmek, titremek;

(noun) dans, balo

Örnek:

They love to dance all night long.
Bütün gece dans etmeyi severler.

listen

/ˈlɪs.ən/

(verb) dinlemek, itaat etmek, kulak vermek

Örnek:

Please listen carefully to the instructions.
Lütfen talimatları dikkatlice dinleyin.

volume

/ˈvɑːl.juːm/

(noun) hacim, kapasite, ses

Örnek:

The volume of the box is 10 cubic meters.
Kutunun hacmi 10 metreküptür.

song

/sɑːŋ/

(noun) şarkı, ezgi, şarkı söyleme

Örnek:

She sang a beautiful song.
Güzel bir şarkı söyledi.

sing

/sɪŋ/

(verb) şarkı söylemek, ötmek, vızıldamak

Örnek:

She loves to sing in the shower.
Duşta şarkı söylemeyi sever.

piano

/piˈæn.oʊ/

(noun) piyano;

(adverb) piyano, yavaşça;

(adjective) yavaş, hafif

Örnek:

She played a beautiful melody on the piano.
Piyanoda güzel bir melodi çaldı.

guitar

/ɡɪˈtɑːr/

(noun) gitar

Örnek:

He learned to play the guitar at a young age.
Genç yaşta gitar çalmayı öğrendi.

instrument

/ˈɪn.strə.mənt/

(noun) alet, enstrüman, müzik aleti;

(verb) enstrümanlarla donatmak, alet takmak

Örnek:

The surgeon used a specialized instrument to perform the delicate operation.
Cerrah, hassas ameliyatı yapmak için özel bir alet kullandı.

harmony

/ˈhɑːr.mə.ni/

(noun) armoni, uyum, ahenk

Örnek:

The choir sang in perfect harmony.
Koro mükemmel bir uyum içinde şarkı söyledi.

melody

/ˈmel.ə.di/

(noun) melodi, ezgi

Örnek:

The song has a beautiful melody.
Şarkının güzel bir melodisi var.

string

/strɪŋ/

(noun) ip, tel, sicim;

(verb) dizmek, asmak, germek

Örnek:

Tie the package with a piece of string.
Paketi bir parça iple bağla.

brass

/bræs/

(noun) pirinç, pirinç çalgılar, cüret

Örnek:

The antique lamp was made of polished brass.
Antika lamba cilalı pirinçten yapılmıştı.

symphony

/ˈsɪm.fə.ni/

(noun) senfoni, uyum, ahenk

Örnek:

Beethoven's Fifth Symphony is one of the most famous pieces of classical music.
Beethoven'ın Beşinci Senfonisi, klasik müziğin en ünlü eserlerinden biridir.

overture

/ˈoʊ.vɚ.tʃɚ/

(noun) uvertür, giriş, başlangıç

Örnek:

The opera began with a dramatic overture.
Opera dramatik bir uvertürle başladı.

conductor

/kənˈdʌk.tɚ/

(noun) orkestra şefi, iletken, muavin

Örnek:

The conductor raised his baton, and the orchestra began to play.
Şef batonunu kaldırdı ve orkestra çalmaya başladı.

composer

/kəmˈpoʊ.zɚ/

(noun) besteci

Örnek:

Ludwig van Beethoven was a renowned German composer.
Ludwig van Beethoven ünlü bir Alman besteciydi.

voice

/vɔɪs/

(noun) ses, söz hakkı, fikir;

(verb) dile getirmek, ifade etmek

Örnek:

Her voice was clear and strong.
Sesi net ve güçlüydü.

solo

/ˈsoʊ.loʊ/

(noun) solo, tek başına;

(adverb) tek başına, solo;

(verb) solo yapmak, tek başına yapmak;

(adjective) solo, tek kişilik

Örnek:

She performed a beautiful piano solo.
Güzel bir piyano solosu çaldı.

lead singer

/liːd ˈsɪŋ.ər/

(noun) baş vokalist, solist

Örnek:

Freddie Mercury was the iconic lead singer of Queen.
Freddie Mercury, Queen'in ikonik baş vokalistiydi.

guitarist

/ɡɪˈtɑːr.ɪst/

(noun) gitarist

Örnek:

Jimi Hendrix was a legendary guitarist.
Jimi Hendrix efsanevi bir gitaristti.

drummer

/ˈdrʌm.ɚ/

(noun) davulcu

Örnek:

The drummer kept a steady beat throughout the song.
Davulcu şarkı boyunca sabit bir ritim tuttu.

lyric

/ˈlɪr.ɪk/

(noun) şarkı sözü, güfte;

(adjective) lirik, şiirsel

Örnek:

She wrote the lyrics for the new song.
Yeni şarkının sözlerini o yazdı.

chorus

/ˈkɔːr.əs/

(noun) nakarat, koro, şarkı grubu;

(verb) koro halinde söylemek, hep birlikte söylemek

Örnek:

Everyone sang along to the catchy chorus.
Herkes akılda kalıcı nakarata eşlik etti.

opera

/ˈɑː.pɚ.ə/

(noun) opera, opera binası, opera salonu

Örnek:

They went to see a famous opera at the Royal Opera House.
Royal Opera House'da ünlü bir opera izlemeye gittiler.

folk music

/ˈfoʊk ˌmjuː.zɪk/

(noun) halk müziği, folk müzik

Örnek:

She grew up listening to traditional folk music.
Geleneksel halk müziği dinleyerek büyüdü.

album

/ˈæl.bəm/

(noun) albüm, koleksiyon defteri

Örnek:

Her new album is topping the charts.
Yeni albümü listelerin başında yer alıyor.

single

/ˈsɪŋ.ɡəl/

(adjective) tek, biricik, bekar;

(noun) tek, bir;

(verb) tek vuruş yapmak

Örnek:

Every single person in the room agreed.
Odada bulunan her tek kişi kabul etti.

tune

/tuːn/

(noun) melodi, ezgi, akort;

(verb) akort etmek, ayarlamak, kanal değiştirmek

Örnek:

That's a catchy tune!
Bu akılda kalıcı bir melodi!

violin

/ˌvaɪəˈlɪn/

(noun) keman

Örnek:

She plays the violin beautifully.
Kemanı çok güzel çalıyor.

classical music

/ˌklæs.ɪ.kəl ˈmjuː.zɪk/

(noun) klasik müzik

Örnek:

She enjoys listening to classical music while she works.
Çalışırken klasik müzik dinlemekten hoşlanır.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren