Avatar of Vocabulary Set Psikoloji

C2 Seviyesi İçinde Psikoloji Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Psikoloji' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

catharsis

/kəˈθɑːr.sɪs/

(noun) katarsis, arınma, duygusal boşalım

Örnek:

Writing in her journal was a form of catharsis for her.
Günlük yazmak onun için bir katarsis biçimiydi.

neurosis

/nʊˈroʊ.sɪs/

(noun) nevroz

Örnek:

She developed a severe neurosis after the traumatic event.
Travmatik olaydan sonra ciddi bir nevroz geliştirdi.

dissociation

/dɪˌsoʊ.ʃiˈeɪ.ʃən/

(noun) ayrışma, kopma, dissosiasyon

Örnek:

The dissociation of water into hydrogen and oxygen is a chemical process.
Suyun hidrojen ve oksijene ayrışması kimyasal bir süreçtir.

cognitive behavioral therapy

/ˌkɑːɡnɪtɪv bɪˈheɪvjərəl ˈθerəpi/

(noun) bilişsel davranışçı terapi

Örnek:

Cognitive behavioral therapy is often used to treat anxiety disorders.
Bilişsel davranışçı terapi genellikle anksiyete bozukluklarını tedavi etmek için kullanılır.

psyche

/ˈsaɪ.ki/

(noun) ruh, zihin, can

Örnek:

The trauma had a profound effect on her psyche.
Travma onun ruhunda derin bir etki bıraktı.

psychosis

/saɪˈkoʊ.sɪs/

(noun) psikoz, ruhsal bozukluk

Örnek:

He was diagnosed with psychosis after experiencing hallucinations.
Halüsinasyonlar yaşadıktan sonra kendisine psikoz teşhisi konuldu.

body dysmorphic disorder

/ˈbɑː.di dɪsˈmɔːr.fɪk dɪsˌɔːr.dɚ/

(noun) beden dismorfik bozukluğu

Örnek:

She was diagnosed with body dysmorphic disorder after years of obsessing over her nose.
Yıllarca burnuna takıntılı olduktan sonra kendisine beden dismorfik bozukluğu teşhisi konuldu.

obsessive-compulsive disorder

/əbˌses.ɪv.kəmˈpʌl.sɪv dɪsˈɔːr.dər/

(noun) obsesif-kompulsif bozukluk, OKB

Örnek:

She was diagnosed with obsessive-compulsive disorder after years of struggling with repetitive handwashing.
Yıllarca tekrarlayan el yıkama sorunlarıyla mücadele ettikten sonra kendisine obsesif-kompulsif bozukluk teşhisi konuldu.

post-traumatic stress disorder

/poʊstˌtrɑːmætɪk ˈstres dɪsɔːrdər/

(noun) travma sonrası stres bozukluğu, TSSB

Örnek:

Many veterans suffer from post-traumatic stress disorder after returning from combat.
Birçok gazi, savaştan döndükten sonra travma sonrası stres bozukluğundan muzdariptir.

borderline personality disorder

/ˈbɔːrdərlaɪn pɜːrsəˈnælɪti dɪsˈɔːrdər/

(noun) sınırda kişilik bozukluğu

Örnek:

She was diagnosed with borderline personality disorder after years of struggling with emotional instability.
Duygusal dengesizlikle yıllarca mücadele ettikten sonra kendisine sınırda kişilik bozukluğu teşhisi konuldu.

dissociative identity disorder

/dɪˌsoʊ.si.ə.tɪv aɪˈden.t̬ə.t̬i dɪsˈɔːr.dər/

(noun) dissosiyatif kimlik bozukluğu, çoklu kişilik bozukluğu

Örnek:

She was diagnosed with dissociative identity disorder after years of unexplained memory gaps and shifts in behavior.
Yıllarca süren açıklanamayan hafıza boşlukları ve davranış değişikliklerinden sonra kendisine dissosiyatif kimlik bozukluğu teşhisi konuldu.

defense mechanism

/dɪˈfens ˌmek.ə.nɪ.zəm/

(noun) savunma mekanizması

Örnek:

Humor can be a powerful defense mechanism against stress.
Mizah, strese karşı güçlü bir savunma mekanizması olabilir.

abreaction

/ˌæb.riˈæk.ʃən/

(noun) abreaksiyon, duygusal boşalım

Örnek:

Through therapy, she experienced an abreaction, finally confronting her childhood trauma.
Terapi aracılığıyla bir abreaksiyon yaşadı ve sonunda çocukluk travmasıyla yüzleşti.

bipolar disorder

/ˌbaɪ.poʊ.lər dɪsˈɔːr.dər/

(noun) bipolar bozukluk

Örnek:

She was diagnosed with bipolar disorder after experiencing extreme mood swings.
Aşırı ruh hali değişimleri yaşadıktan sonra kendisine bipolar bozukluk teşhisi konuldu.

hypochondria

/ˌhaɪ.poʊˈkɑːn.dri.ə/

(noun) hipokondri

Örnek:

His constant worry about minor aches and pains was a clear sign of hypochondria.
Küçük ağrı ve sızılar hakkındaki sürekli endişesi, hipokondrinin açık bir işaretiydi.

kleptomania

/ˌklep.toʊˈmeɪ.ni.ə/

(noun) kleptomani, çalma hastalığı

Örnek:

She was diagnosed with kleptomania after repeatedly shoplifting items she didn't need.
İhtiyacı olmayan eşyaları defalarca çaldıktan sonra kendisine kleptomani teşhisi konuldu.

masochism

/ˈmæs.ə.kɪ.zəm/

(noun) mazoşizm

Örnek:

His fascination with extreme sports bordered on masochism.
Ekstrem sporlara olan düşkünlüğü mazoşizme yakındı.

narcissism

/ˈnɑːr.sə.sɪ.zəm/

(noun) narsisizm, benmerkezcilik, narsistik kişilik bozukluğu

Örnek:

His extreme narcissism made it difficult for him to empathize with others.
Aşırı narsisizmi, başkalarına empati duymasını zorlaştırıyordu.

Oedipus complex

/ˈiːdɪpəs ˌkɑːmpleks/

(noun) Oedipus kompleksi

Örnek:

According to Freud, the Oedipus complex is a crucial stage in psychosexual development.
Freud'a göre, Oedipus kompleksi psikoseksüel gelişimde kritik bir aşamadır.

rationalization

/ˌræʃ.ən.əl.əˈzeɪ.ʃən/

(noun) rasyonalizasyon, gerekçelendirme, verimlilik

Örnek:

His excuse was a clear rationalization for his laziness.
Mazereti, tembelliğinin açık bir rasyonalizasyonuydu.

condensation

/ˌkɑːn-/

(noun) yoğuşma, kondensasyon, yoğunlaştırma

Örnek:

You can see condensation on the cold windowpane.
Soğuk pencere camında yoğuşma görebilirsiniz.

Freudian slip

/ˈfrɔɪdiən slɪp/

(noun) Freudyen sürçme, Freudyen dil sürçmesi

Örnek:

In a classic Freudian slip, she called her new boss by her ex-husband's name.
Klasik bir Freudyen sürçme ile yeni patronuna eski kocasının adıyla seslendi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren