Avatar of Vocabulary Set Önem ve Esaslılık

C2 Seviyesi İçinde Önem ve Esaslılık Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Önem ve Esaslılık' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

pivotal

/ˈpɪv.ə.t̬əl/

(adjective) çok önemli, kilit, merkezi

Örnek:

The discovery of penicillin was a pivotal moment in medicine.
Penisilinin keşfi tıpta çok önemli bir andı.

weighty

/ˈweɪ.t̬i/

(adjective) ağır, cüsseli, önemli

Örnek:

The box was too weighty for one person to lift.
Kutu, bir kişinin kaldırması için çok ağırdı.

grave

/ɡreɪv/

(noun) mezar;

(adjective) ciddi, ağırbaşlı, vahim;

(verb) kazımak, oymak

Örnek:

They visited their grandmother's grave.
Büyükannelerinin mezarını ziyaret ettiler.

focal

/ˈfoʊ.kəl/

(adjective) odak, odaksal, ana

Örnek:

The camera's focal length determines the field of view.
Kameranın odak uzaklığı görüş alanını belirler.

ascendant

/əˈsen.dənt/

(adjective) yükselen, artan, üstün;

(noun) üstünlük, egemenlik, etki

Örnek:

The new political party is on the ascendant.
Yeni siyasi parti yükselişte.

momentous

/məˈmen.t̬əs/

(adjective) önemli, mühim, tarihi

Örnek:

The decision to go to war was a momentous one.
Savaşa gitme kararı önemli bir karardı.

pre-eminent

/priˈem·ə·nənt/

(adjective) önde gelen, üstün, seçkin

Örnek:

He is the pre-eminent expert in his field.
Alanında önde gelen uzmandır.

seminal

/ˈsem.ə.nəl/

(adjective) çığır açan, temel, etkili

Örnek:

His seminal work on quantum physics changed the field forever.
Kuantum fiziği üzerine yaptığı çığır açan çalışma, alanı sonsuza dek değiştirdi.

cardinal

/ˈkɑːr.dɪ.nəl/

(noun) kardinal, kırmızı kardinal;

(adjective) temel, esas, ana

Örnek:

A bright red cardinal landed on the bird feeder.
Parlak kırmızı bir kardinal kuş yemliğine kondu.

petty

/ˈpet̬.i/

(adjective) önemsiz, ufak, küçük

Örnek:

Don't bother me with your petty complaints.
Beni önemsiz şikayetlerinle rahatsız etme.

piffling

/ˈpɪf.lɪŋ/

(adjective) önemsiz, ufak, değersiz

Örnek:

Don't waste your time on such piffling matters.
Böyle önemsiz şeylere zamanını harcama.

piddling

/ˈpɪd.əl.ɪŋ/

(adjective) önemsiz, ufak, değersiz

Örnek:

He complained about the piddling amount of money he received.
Aldığı önemsiz miktardaki paradan şikayet etti.

peripheral

/pəˈrɪf.ɚ.əl/

(adjective) çevresel, ikincil;

(noun) çevre birimi, harici cihaz

Örnek:

The company's main focus is on software, with hardware being a peripheral concern.
Şirketin ana odak noktası yazılımdır, donanım ise ikincil bir konudur.

superfluous

/suːˈpɝː.flu.əs/

(adjective) gereksiz, fazla

Örnek:

The extra details in the report were superfluous.
Rapordaki ek detaylar gereksizdi.

subordinate

/səˈbɔːr.dən.ət/

(adjective) ast, ikincil;

(noun) ast;

(verb) ikincil kılmak, tabi kılmak

Örnek:

He holds a subordinate position in the company.
Şirkette ast bir pozisyonda bulunuyor.

picayune

/ˌpɪk.əˈjuːn/

(adjective) önemsiz, değersiz;

(noun) picayune, küçük değerde madeni para

Örnek:

He was always complaining about picayune details.
Her zaman önemsiz detaylardan şikayet ediyordu.

stellar

/ˈstel.ɚ/

(adjective) yıldızsal, yıldızlara ait, muhteşem

Örnek:

The telescope captured stunning images of stellar nurseries.
Teleskop, yıldız oluşum bölgelerinin çarpıcı görüntülerini yakaladı.

extraneous

/ɪkˈstreɪ.ni.əs/

(adjective) gereksiz, dışsal, yabancı

Örnek:

Try to remove any extraneous details from your report.
Raporunuzdan gereksiz ayrıntıları çıkarmaya çalışın.

dire

/daɪr/

(adjective) vahim, korkunç, acil

Örnek:

The country is in dire need of aid.
Ülke acil yardıma muhtaç.

immaterial

/ˌɪm.əˈtɪr.i.əl/

(adjective) önemsiz, ilgisiz, maddi olmayan

Örnek:

The cost of the repairs is immaterial.
Tamir masrafı önemsizdir.

expendable

/ɪkˈspen.də.bəl/

(adjective) harcanabilir, gereksiz;

(noun) harcanabilir, feda edilebilir kişi

Örnek:

In war, human lives are often considered expendable.
Savaşta insan hayatları genellikle harcanabilir kabul edilir.

frivolous

/ˈfrɪv.əl.əs/

(adjective) önemsiz, boş, frivol

Örnek:

She made a frivolous excuse for being late.
Geç kalmak için önemsiz bir bahane uydurdu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren