Avatar of Vocabulary Set Anlama ve Zeka

C2 Seviyesi İçinde Anlama ve Zeka Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Anlama ve Zeka' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

perspicacious

/ˌpɝː.spɪˈkeɪ.ʃəs/

(adjective) ince görüşlü, anlayışlı, zeki

Örnek:

The perspicacious detective quickly solved the complex case.
İnce görüşlü dedektif karmaşık davayı hızla çözdü.

savvy

/ˈsæv.i/

(noun) zekâ, anlayış, bilgi;

(adjective) bilgili, anlayışlı, zekice;

(verb) anlamak, kavramak

Örnek:

She has a lot of business savvy.
İş konusunda çok zekası var.

shrewd

/ʃruːd/

(adjective) uyanık, akıllı, kurnaz

Örnek:

She was a shrewd businesswoman who always made profitable deals.
Her zaman kârlı anlaşmalar yapan uyanık bir iş kadınıydı.

discerning

/dɪˈsɝː.nɪŋ/

(adjective) ayırt edici, seçici, basiretli

Örnek:

She has a discerning eye for quality.
Kalite konusunda ayırt edici bir gözü var.

nonsensical

/ˌnɑːnˈsen.sɪ.kəl/

(adjective) saçma, anlamsız, mantıksız

Örnek:

His argument was completely nonsensical and illogical.
Argümanı tamamen saçma ve mantıksızdı.

illiterate

/ɪˈlɪt̬.ɚ.ət/

(adjective) okuma yazma bilmeyen, cahil, bilgisiz;

(noun) okuma yazma bilmeyen kişi, cahil

Örnek:

Many adults in rural areas are still illiterate.
Kırsal bölgelerdeki birçok yetişkin hala okuma yazma bilmiyor.

obtuse

/ɑːbˈtuːs/

(adjective) anlayışsız, aptal, duyarsız

Örnek:

He was too obtuse to grasp the subtle humor of the situation.
Durumun ince mizahını kavramak için çok anlayışsızdı.

nescient

/ˈnɛʃ.i.ənt/

(adjective) bilgisiz, cahil

Örnek:

The student remained nescient about the historical facts.
Öğrenci tarihi gerçekler konusunda bilgisiz kaldı.

dense

/dens/

(adjective) yoğun, sık, aptal

Örnek:

The forest was so dense that sunlight barely reached the ground.
Orman o kadar yoğundu ki güneş ışığı yere zor ulaşıyordu.

sage

/seɪdʒ/

(noun) bilge, filozof, adaçayı;

(adjective) bilge, akıllı

Örnek:

The ancient sage offered profound advice to the young king.
Antik bilge, genç krala derin tavsiyelerde bulundu.

Solomonic

/ˌsɑː.ləˈmɑː.nɪk/

(adjective) Süleymanca, bilge, adil

Örnek:

The judge made a Solomonic decision, dividing the disputed property equally.
Yargıç, tartışmalı mülkü eşit olarak bölerek Süleymanca bir karar verdi.

vacuous

/ˈvæk.ju.əs/

(adjective) boş, anlamsız, aptalca

Örnek:

He gave a vacuous smile, indicating he hadn't understood a word.
Hiçbir kelime anlamadığını belirten boş bir gülümseme verdi.

cerebral

/ˈser.ə.brəl/

(adjective) beyinsel, entelektüel

Örnek:

The patient suffered a cerebral hemorrhage.
Hasta beyin kanaması geçirdi.

moronic

/mɔːˈrɑː.nɪk/

(adjective) aptalca, gerizekalıca

Örnek:

That was a truly moronic decision.
Bu gerçekten aptalca bir karardı.

dim

/dɪm/

(adjective) loş, bulanık, kasvetli;

(verb) kısmak, loşlaşmak

Örnek:

The light in the room was very dim.
Odadaki ışık çok loştu.

scatterbrained

/ˈskæt̬.ɚ.breɪnd/

(adjective) dalgın, unutkan, dağınık

Örnek:

She's so scatterbrained that she often forgets her keys.
O kadar dalgın ki anahtarlarını sık sık unutur.

farsighted

/ˈfɑːrˌsaɪ.t̬ɪd/

(adjective) uzağı görebilen, hipermetrop, ileriyi gören

Örnek:

She is farsighted and needs glasses for reading.
O uzağı görebilen ve okumak için gözlüğe ihtiyacı var.

vigilant

/ˈvɪdʒ.əl.ənt/

(adjective) uyanık, tetikte

Örnek:

The security guard remained vigilant throughout the night.
Güvenlik görevlisi gece boyunca uyanık kaldı.

witty

/ˈwɪt̬.i/

(adjective) esprili, zekice, nüktedan

Örnek:

She always has a witty remark ready.
Her zaman esprili bir yorumu hazırdır.

crafty

/ˈkræf.ti/

(adjective) kurnaz, hilekar, zekice

Örnek:

The crafty fox outsmarted the hunter.
Kurnaz tilki avcıyı zekasıyla yendi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren