Avatar of Vocabulary Set Sanat

C2 Seviyesi İçinde Sanat Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Sanat' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

pastiche

/pɑːˈstiːʃ/

(noun) pastiş, taklit, karışım

Örnek:

The novel was a clever pastiche of 19th-century gothic literature.
Roman, 19. yüzyıl gotik edebiyatının zekice bir pastişiydi.

oeuvre

/ˈɜː.vrə/

(noun) eser, tüm eserler

Örnek:

The exhibition showcased the entire oeuvre of the renowned painter.
Sergi, ünlü ressamın tüm eserlerini sergiledi.

parody

/ˈper.ə.di/

(noun) parodi, taklit;

(verb) parodi yapmak, taklit etmek

Örnek:

The film was a brilliant parody of classic horror movies.
Film, klasik korku filmlerinin harika bir parodisiydi.

magnum opus

/ˌmæɡ.nəm ˈoʊ.pəs/

(noun) başyapıt, magnum opus

Örnek:

His latest novel is considered his magnum opus.
Son romanı onun başyapıtı olarak kabul ediliyor.

Afrofuturism

/ˌæfroʊˈfjuːtʃərɪzəm/

(noun) Afrofuturizm

Örnek:

The film 'Black Panther' is a prime example of Afrofuturism in popular culture.
'Black Panther' filmi, popüler kültürde Afrofuturizm'in önemli bir örneğidir.

canon

/ˈkæn.ən/

(noun) kanon, kural, ilke

Örnek:

The decision was made according to the established canon of the organization.
Karar, kuruluşun belirlenmiş kanonuna göre alındı.

altarpiece

/ˈɔːl.tər.piːs/

(noun) sunak panosu, altar resmi

Örnek:

The museum acquired a magnificent medieval altarpiece.
Müze, muhteşem bir ortaçağ sunak panosu edindi.

bust

/bʌst/

(noun) göğüs, meme, büst;

(verb) patlamak, kırmak, tutuklamak;

(adjective) bozuk, hasarlı

Örnek:

The dress had a fitted bust.
Elbisenin oturan bir göğüs kısmı vardı.

etching

/ˈetʃ.ɪŋ/

(noun) gravür, oyma, gravür sanatı

Örnek:

The gallery displayed several beautiful etchings.
Galeri birkaç güzel gravür sergiledi.

impasto

/ɪmˈpɑːstoʊ/

(noun) impasto, kalın boya sürme tekniği, kalın sürülmüş boya

Örnek:

Van Gogh often used thick impasto in his paintings to create texture.
Van Gogh, resimlerinde doku oluşturmak için sık sık kalın impasto kullandı.

pointillism

/ˈpɔɪn.tə.lɪ.zəm/

(noun) noktacılık

Örnek:

Georges Seurat is a famous artist known for his use of pointillism.
Georges Seurat, noktacılık tekniğini kullanmasıyla tanınan ünlü bir sanatçıdır.

fresco

/ˈfres.koʊ/

(noun) fresk, duvar resmi;

(verb) fresklemek, fresko yapmak

Örnek:

The artist spent months working on the elaborate fresco in the chapel.
Sanatçı, şapeldeki özenli fresko üzerinde aylarca çalıştı.

mannerism

/ˈmæn.ɚ.ɪ.zəm/

(noun) tavır, alışkanlık, özellik

Örnek:

He had a peculiar mannerism of clearing his throat before speaking.
Konuşmadan önce boğazını temizleme gibi tuhaf bir tavrı vardı.

baroque

/bəˈroʊk/

(adjective) barok, süslü;

(noun) Barok

Örnek:

The palace was built in the Baroque style, with elaborate carvings and gold leaf.
Saray, detaylı oymalar ve altın varaklarla Barok tarzında inşa edildi.

neoclassicism

/ˌniː.oʊˈklæs.ɪ.sɪ.zəm/

(noun) neoklasisizm

Örnek:

The 18th century saw a strong resurgence of neoclassicism in European art.
18. yüzyılda Avrupa sanatında neoklasisizm güçlü bir şekilde yeniden canlandı.

diorama

/ˌdaɪ.əˈræm.ə/

(noun) diorama

Örnek:

The museum featured a detailed diorama of a prehistoric forest.
Müzede tarih öncesi bir ormanın detaylı bir dioraması sergileniyordu.

chiaroscuro

/kiˌɑːr.əˈskjʊr.oʊ/

(noun) ışık ve gölge, chiaroscuro, güçlü ışık-gölge kontrastı

Örnek:

Rembrandt was a master of chiaroscuro, using strong contrasts to create dramatic effects.
Rembrandt, dramatik etkiler yaratmak için güçlü kontrastlar kullanarak ışık ve gölge ustasıydı.

Dadaism

/ˈdɑː.dɑː.ɪ.zəm/

(noun) Dadaizm

Örnek:

Dadaism emerged as a reaction against the horrors of World War I.
Dadaizm, Birinci Dünya Savaşı'nın dehşetine bir tepki olarak ortaya çıktı.

rococo

/rəˈkoʊ.koʊ/

(noun) rokoko;

(adjective) rokoko, rokoko tarzı

Örnek:

The palace interior was decorated in the Rococo style, with intricate gold leaf and pastel colors.
Sarayın içi, karmaşık altın varak ve pastel renklerle Rokoko tarzında dekore edilmişti.

trompe l'oeil

/ˌtrɑmp ˈlɔɪ.i/

(noun) trompe l'oeil, göz aldatmacası

Örnek:

The mural was a stunning example of trompe l'oeil, making the wall appear to recede into a vast landscape.
Duvar resmi, duvarın geniş bir manzaraya doğru geri çekiliyormuş gibi görünmesini sağlayan çarpıcı bir trompe l'oeil örneğiydi.

abstract expressionism

/ˌæb.strækt ɪkˈspreʃ.ən.ɪ.zəm/

(noun) Soyut Dışavurumculuk

Örnek:

Jackson Pollock is a key figure in Abstract Expressionism.
Jackson Pollock, Soyut Dışavurumculuk'ta kilit bir figürdür.

kinetic art

/kɪˈnet.ɪk ɑːrt/

(noun) kinetik sanat

Örnek:

The museum features a stunning collection of kinetic art, with sculptures that move and change shape.
Müze, hareket eden ve şekil değiştiren heykellerle çarpıcı bir kinetik sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor.

mimesis

/mɪˈmiː.sɪs/

(noun) mimesis, taklit, temsil

Örnek:

The spread of fashion trends can be seen as a form of mimesis.
Moda trendlerinin yayılması bir mimesis biçimi olarak görülebilir.

tableau

/ˈtæb.loʊ/

(noun) tablo, canlı tablo, grafiksel gösterim

Örnek:

The museum featured a historical tableau depicting the signing of the declaration.
Müzede bildirinin imzalanmasını tasvir eden tarihi bir tablo sergilendi.

aesthete

/ˈes.θiːt/

(noun) estet, sanatsever

Örnek:

The art critic was a true aesthete, always seeking out the most exquisite works.
Sanat eleştirmeni gerçek bir estetti, her zaman en zarif eserleri arardı.

typography

/taɪˈpɑː.ɡrə.fi/

(noun) tipografi, yazı sanatı, baskı sanatı

Örnek:

Good typography enhances readability.
İyi tipografi okunabilirliği artırır.

connoisseur

/ˌkɑː.nəˈsɝː/

(noun) uzman, bilirkişi

Örnek:

He is a true connoisseur of fine wines.
O, kaliteli şarapların gerçek bir uzmanıdır.

horology

/hɔːrˈɑː.lə.dʒi/

(noun) saatçilik, zaman bilimi

Örnek:

He dedicated his life to the intricate field of horology.
Hayatını saatçilik gibi karmaşık bir alana adadı.

avant-garde

/ˌæv.ɑ̃ːˈɡɑːrd/

(adjective) avangart, öncü;

(noun) avangart, öncüler

Örnek:

The artist's work was considered truly avant-garde for its time.
Sanatçının eseri, zamanı için gerçekten avangart kabul edildi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren