Avatar of Vocabulary Set B2 - Devlerin Omuzlarında Durmak!

B2 Seviyesi İçinde B2 - Devlerin Omuzlarında Durmak! Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'B2 Seviyesi' içinde 'B2 - Devlerin Omuzlarında Durmak!' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

analytical

/ˌæn.əˈlɪt̬.ɪ.kəl/

(adjective) analitik

Örnek:

She has a very strong analytical mind.
Çok güçlü bir analitik zihni var.

comparative

/kəmˈper.ə.t̬ɪv/

(adjective) karşılaştırmalı, nispi;

(noun) karşılaştırmalı

Örnek:

The study involved a comparative analysis of different teaching methods.
Çalışma, farklı öğretim yöntemlerinin karşılaştırmalı bir analizini içeriyordu.

descriptive

/dɪˈskrɪp.t̬ɪv/

(adjective) tanımlayıcı, betimleyici

Örnek:

The book provides a descriptive account of the journey.
Kitap, yolculuğun tanımlayıcı bir anlatımını sunuyor.

cite

/saɪt/

(verb) alıntı yapmak, bahsetmek, belirtmek

Örnek:

He cited several sources in his research paper.
Araştırma makalesinde birkaç kaynak gösterdi.

classify

/ˈklæs.ə.faɪ/

(verb) sınıflandırmak, kategorize etmek, gizli tutmak

Örnek:

The books are classified by subject.
Kitaplar konuya göre sınıflandırılmıştır.

compile

/kəmˈpaɪl/

(verb) derlemek, toplamak, oluşturmak

Örnek:

She spent weeks compiling the data for her research.
Araştırması için verileri derlemekle haftalar geçirdi.

conduct

/kənˈdʌkt/

(noun) davranış, yönetim, idare;

(verb) yürütmek, yapmak, yönetmek

Örnek:

The conduct of the meeting was very professional.
Toplantının yönetimi çok profesyoneldi.

demonstrate

/ˈdem.ən.streɪt/

(verb) kanıtlamak, göstermek, tanıtmak

Örnek:

The study demonstrates the effectiveness of the new drug.
Çalışma, yeni ilacın etkinliğini göstermektedir.

derive

/dɪˈraɪv/

(verb) türetmek, elde etmek, dayandırmak

Örnek:

Many English words are derived from Latin.
Birçok İngilizce kelime Latince'den türetilmiştir.

detect

/dɪˈtekt/

(verb) tespit etmek, bulmak, saptamak

Örnek:

The system can detect even the smallest changes.
Sistem en küçük değişiklikleri bile tespit edebilir.

document

/ˈdɑː.kjə.mənt/

(noun) belge, evrak;

(verb) belgelemek, kaydetmek

Örnek:

Please sign all the necessary documents before leaving.
Lütfen ayrılmadan önce gerekli tüm belgeleri imzalayın.

estimate

/ˈes.tə.meɪt/

(noun) tahmin, değerlendirme;

(verb) tahmin etmek, değer biçmek

Örnek:

Can you give me an estimate of the cost?
Bana maliyetin bir tahminini verebilir misiniz?

evaluate

/ɪˈvæl.ju.eɪt/

(verb) değerlendirmek, tahmin etmek, ölçmek

Örnek:

It's impossible to evaluate these results without knowing more about the research methods.
Araştırma yöntemleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olmadan bu sonuçları değerlendirmek imkansızdır.

imply

/ɪmˈplaɪ/

(verb) ima etmek, kastetmek, gerektirmek

Örnek:

His silence seemed to imply agreement.
Sessizliği onay ima ediyor gibiydi.

interpret

/-ˈtɝː-/

(verb) yorumlamak, açıklamak, tercümanlık yapmak

Örnek:

It's difficult to interpret these complex instructions.
Bu karmaşık talimatları yorumlamak zor.

observe

/əbˈzɝːv/

(verb) gözlemlemek, fark etmek, belirtmek

Örnek:

The police observed the suspect's movements.
Polis, şüphelinin hareketlerini gözlemledi.

outline

/ˈaʊt.laɪn/

(noun) taslak, ana hat, özet;

(verb) ana hatlarını çizmek, taslağını çıkarmak, belirginleştirmek

Örnek:

He drew an outline of the proposed building.
Önerilen binanın bir taslağını çizdi.

survey

/ˈsɝː.veɪ/

(noun) anket, araştırma, inceleme;

(verb) incelemek, gözden geçirmek, ölçmek

Örnek:

The architect conducted a survey of the building's structural integrity.
Mimar, binanın yapısal bütünlüğü hakkında bir inceleme yaptı.

case study

/ˈkeɪs ˌstʌd.i/

(noun) vaka çalışması

Örnek:

The new report includes a case study of successful urban regeneration.
Yeni rapor, başarılı kentsel dönüşümün bir vaka çalışmasını içeriyor.

chart

/tʃɑːrt/

(noun) çizelge, harita;

(verb) haritalandırmak, kaydetmek, izlemek

Örnek:

The sales figures are shown on the chart.
Satış rakamları grafikte gösterilmiştir.

diagram

/ˈdaɪ.ə.ɡræm/

(noun) diyagram, şema, çizim;

(verb) diyagramını çizmek, şematize etmek

Örnek:

The teacher drew a diagram of the human heart on the board.
Öğretmen tahtaya insan kalbinin bir diyagramını çizdi.

evaluation

/ɪˌvæl.juˈeɪ.ʃən/

(noun) değerlendirme, takdir

Örnek:

The evaluation of the project's success is still ongoing.
Projenin başarısının değerlendirilmesi hala devam ediyor.

hypothesis

/haɪˈpɑː.θə.sɪs/

(noun) hipotez, varsayım

Örnek:

The scientist formed a hypothesis about the cause of the phenomenon.
Bilim adamı, fenomenin nedeni hakkında bir hipotez oluşturdu.

experiment

/ɪkˈsper.ə.mənt/

(noun) deney, tecrübe, girişim;

(verb) deney yapmak, tecrübe etmek

Örnek:

The scientists conducted an experiment to test their new theory.
Bilim insanları yeni teorilerini test etmek için bir deney yaptılar.

sample

/ˈsæm.pəl/

(noun) örnek, numune;

(verb) örneklemek, tatmak

Örnek:

Please provide a sample of your work.
Lütfen çalışmanızdan bir örnek verin.

variable

/ˈver.i.ə.bəl/

(adjective) değişken, istikrarsız;

(noun) değişken

Örnek:

The weather here is highly variable.
Buradaki hava çok değişken.

instrument

/ˈɪn.strə.mənt/

(noun) alet, enstrüman, müzik aleti;

(verb) enstrümanlarla donatmak, alet takmak

Örnek:

The surgeon used a specialized instrument to perform the delicate operation.
Cerrah, hassas ameliyatı yapmak için özel bir alet kullandı.

questionnaire

/ˌkwes.tʃəˈner/

(noun) anket, sorgulama

Örnek:

Please fill out the questionnaire completely.
Lütfen anketi eksiksiz doldurun.

reference

/ˈref.ɚ.əns/

(noun) atıf, referans, kaynak;

(verb) atıfta bulunmak, referans vermek

Örnek:

He made a brief reference to his past.
Geçmişine kısa bir atıfta bulundu.

trial

/traɪəl/

(noun) duruşma, yargılama, deneme;

(verb) denemek, test etmek

Örnek:

The suspect is currently awaiting trial.
Şüpheli şu anda duruşma bekliyor.

trial and error

/ˈtraɪəl ənd ˈer.ər/

(phrase) deneme yanılma, deneme ve hata

Örnek:

Learning to ride a bike is often a process of trial and error.
Bisiklet sürmeyi öğrenmek genellikle bir deneme yanılma sürecidir.

finding

/ˈfaɪn.dɪŋ/

(noun) bulma, keşif, bulgu

Örnek:

The finding of the lost treasure brought great joy.
Kayıp hazinenin bulunması büyük sevinç getirdi.

law

/lɑː/

(noun) kanun, hukuk, yasa

Örnek:

Ignorance of the law is no excuse.
Kanunu bilmemek mazeret değildir.

model

/ˈmɑː.dəl/

(noun) model, maket, manken;

(verb) modellik yapmak, sergilemek, şekil vermek

Örnek:

He built a model airplane.
Bir uçak modeli yaptı.

principle

/ˈprɪn.sə.pəl/

(noun) ilke, prensip, yasa

Örnek:

The principle of equality is central to their philosophy.
Eşitlik ilkesi onların felsefesinin merkezindedir.

procedure

/prəˈsiː.dʒɚ/

(noun) prosedür, işlem

Örnek:

Follow the correct procedure for submitting your application.
Başvurunuzu göndermek için doğru prosedürü takip edin.

proof

/pruːf/

(noun) kanıt, delil, prova;

(verb) kanıtlamak, ispatlamak, su geçirmez yapmak;

(adjective) -geçirmez, -dayanıklı

Örnek:

Do you have any proof that he was involved?
Onun karıştığına dair herhangi bir kanıtın var mı?
Bu kelime setini Lingoland'da öğren