Avatar of Vocabulary Set B2 - Hadi Hayvanat Bahçesine Gidelim!

B2 Seviyesi İçinde B2 - Hadi Hayvanat Bahçesine Gidelim! Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'B2 Seviyesi' içinde 'B2 - Hadi Hayvanat Bahçesine Gidelim!' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

breed

/briːd/

(verb) yetiştirmek, üremek, doğurmak;

(noun) cins, ırk, tür

Örnek:

They breed horses for racing.
Yarış için at yetiştiriyorlar.

cage

/keɪdʒ/

(noun) kafes, göğüs kafesi;

(verb) kafese kapatmak, hapsetmek

Örnek:

The bird sang sweetly from its cage.
Kuş kafesinden tatlı tatlı şarkı söyledi.

species

/ˈspiː.ʃiːz/

(noun) tür, çeşit

Örnek:

The giant panda is an endangered species.
Dev panda nesli tükenmekte olan bir türdür.

territory

/ˈter.ə.tɔːr.i/

(noun) toprak, bölge, alan

Örnek:

The country expanded its territory through conquest.
Ülke fetih yoluyla topraklarını genişletti.

polar bear

/ˈpoʊ.lər ˌber/

(noun) kutup ayısı

Örnek:

The polar bear is an iconic symbol of the Arctic.
Kutup ayısı, Arktik'in ikonik bir sembolüdür.

owl

/aʊl/

(noun) baykuş

Örnek:

An owl hooted in the distance.
Uzakta bir baykuş öttü.

ape

/eɪp/

(noun) maymun, insansı maymun;

(verb) taklit etmek, maymunluk etmek

Örnek:

Chimpanzees are a type of ape.
Şempanzeler bir tür maymundur.

cheetah

/ˈtʃiː.t̬ə/

(noun) çita

Örnek:

The cheetah is the fastest land animal.
Çita, karadaki en hızlı hayvandır.

leopard

/ˈlep.ɚd/

(noun) leopar

Örnek:

The leopard stalked its prey silently through the tall grass.
Leopar, uzun otların arasından sessizce avını takip etti.

puppy

/ˈpʌp.i/

(noun) köpek yavrusu

Örnek:

The children loved playing with the new puppy.
Çocuklar yeni köpek yavrusuyla oynamayı çok sevdi.

reindeer

/ˈreɪn.dɪr/

(noun) ren geyiği

Örnek:

Santa's sleigh is pulled by magical reindeer.
Noel Baba'nın kızağı büyülü ren geyikleri tarafından çekilir.

squirrel

/ˈskwɝː.əl/

(noun) sincap;

(verb) biriktirmek, saklamak

Örnek:

A squirrel quickly buried its nut in the garden.
Bir sincap fındığını bahçeye hızla gömdü.

tortoise

/ˈtɔːr.t̬əs/

(noun) kaplumbağa

Örnek:

The tortoise slowly made its way across the garden.
Kaplumbağa bahçeyi yavaşça geçti.

feather

/ˈfeð.ɚ/

(noun) tüy;

(verb) tüylendirmek, yumuşatmak

Örnek:

The bird preened its beautiful feathers.
Kuş güzel tüylerini temizledi.

paw

/pɑː/

(noun) pati;

(verb) kaba dokunmak, ellemek

Örnek:

The dog lifted its paw to shake hands.
Köpek el sıkışmak için patisini kaldırdı.

venom

/ˈvenəm/

(noun) zehir, kin, nefret

Örnek:

The snake injected its venom into the mouse.
Yılan zehrini fareye enjekte etti.

bark

/bɑːrk/

(noun) havlama, ağaç kabuğu;

(verb) havlamak, kabuğunu soymak

Örnek:

The dog's loud bark startled the cat.
Köpeğin yüksek havlaması kediyi ürküttü.

chain

/tʃeɪn/

(noun) zincir, şube;

(verb) zincirlemek, bağlamak

Örnek:

The dog was tied to a post with a heavy chain.
Köpek ağır bir zincirle direğe bağlıydı.

lay

/leɪ/

(verb) koymak, sermek, yumurtlamak;

(noun) konum, düzen;

(adjective) laik, din dışı

Örnek:

She carefully laid the baby in the crib.
Bebeği dikkatlice beşiğe yatırdı.

mate

/meɪt/

(noun) arkadaş, dost, eş;

(verb) çiftleşmek, eşleştirmek

Örnek:

He's my best mate from school.
Okuldan en iyi arkadaşım o.

pack

/pæk/

(noun) paket, sırt çantası, balya;

(verb) paketlemek, toplamak, doldurmak

Örnek:

He carried a large pack on his back.
Sırtında büyük bir paket taşıyordu.

domestic

/dəˈmes.tɪk/

(adjective) ev içi, ailevi, iç;

(noun) hizmetçi, ev hizmetlisi

Örnek:

She is responsible for all domestic chores.
Tüm ev işlerinden o sorumludur.

extinct

/ɪkˈstɪŋkt/

(adjective) soyu tükenmiş, sönmüş, pasif

Örnek:

Dinosaurs have been extinct for millions of years.
Dinozorlar milyonlarca yıldır soyu tükenmiş durumda.

mammal

/ˈmæm.əl/

(noun) memeli

Örnek:

Humans are mammals.
İnsanlar memelidir.

reptile

/ˈrep.taɪl/

(noun) sürüngen

Örnek:

Snakes are fascinating reptiles.
Yılanlar büyüleyici sürüngenlerdir.

trap

/træp/

(noun) tuzak, kapan;

(verb) tuzağa düşürmek, yakalamak, hapsetmek

Örnek:

The hunter set a trap for the rabbit.
Avcı tavşan için bir tuzak kurdu.

wildlife

/ˈwaɪld.laɪf/

(noun) yaban hayatı, vahşi yaşam

Örnek:

The national park is home to diverse wildlife.
Milli park, çeşitli yaban hayatına ev sahipliği yapmaktadır.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren