Avatar of Vocabulary Set B2 - Ev Kalbin Olduğu Yerdir!

B2 Seviyesi İçinde B2 - Ev Kalbin Olduğu Yerdir! Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'B2 Seviyesi' içinde 'B2 - Ev Kalbin Olduğu Yerdir!' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

mortgage

/ˈmɔːr.ɡɪdʒ/

(noun) ipotek, konut kredisi;

(verb) ipotek etmek

Örnek:

They took out a mortgage to buy their new house.
Yeni evlerini almak için ipotek çektiler.

property

/ˈprɑː.pɚ.t̬i/

(noun) mülk, mal, gayrimenkul

Örnek:

The house is my personal property.
Ev benim kişisel mülküm.

skyscraper

/ˈskaɪˌskreɪ.pɚ/

(noun) gökdelen

Örnek:

The city skyline is dominated by towering skyscrapers.
Şehir silüeti, yükselen gökdelenler tarafından domine edilmiştir.

mansion

/ˈmæn.ʃən/

(noun) konak, malikane

Örnek:

The old mansion stood on a hill overlooking the town.
Eski konak, şehre tepeden bakan bir tepede duruyordu.

condominium

/ˌkɑːn.dəˈmɪn.i.əm/

(noun) apartman dairesi, kat mülkiyeti

Örnek:

They bought a new condominium overlooking the ocean.
Okyanusa bakan yeni bir apartman dairesi satın aldılar.

penthouse

/ˈpent.haʊs/

(noun) çatı katı, penthouse

Örnek:

They bought a luxurious penthouse with panoramic city views.
Şehir manzaralı lüks bir çatı katı daire satın aldılar.

duplex

/ˈduː.pleks/

(noun) dubleks, iki daireli ev, çift yönlü;

(adjective) dubleks, çift

Örnek:

They bought a duplex with the intention of renting out one of the units.
Birimlerden birini kiralamak amacıyla bir dubleks satın aldılar.

complex

/kɑːmˈpleks/

(adjective) karmaşık, kompleks, anlaşılması zor;

(noun) kompleks, binalar topluluğu, psikolojik sorun

Örnek:

The human brain is a highly complex organ.
İnsan beyni oldukça karmaşık bir organdır.

housing development

/ˈhaʊ.zɪŋ dɪˈvel.əp.mənt/

(noun) konut projesi, toplu konut

Örnek:

The new housing development will include a park and a community center.
Yeni konut projesi bir park ve bir toplum merkezi içerecek.

row house

/ˈroʊ haʊs/

(noun) sıra ev, bitişik nizam ev

Örnek:

They bought a charming row house in the historic district.
Tarihi bölgede şirin bir sıra ev satın aldılar.

houseboat

/ˈhaʊs.boʊt/

(noun) tekne ev, yüzen ev

Örnek:

They spent their summer vacation living on a houseboat.
Yaz tatillerini bir tekne evde yaşayarak geçirdiler.

attic

/ˈæt̬.ɪk/

(noun) çatı katı, tavan arası

Örnek:

We store old furniture in the attic.
Eski mobilyaları çatı katında saklıyoruz.

basement

/ˈbeɪs.mənt/

(noun) bodrum, zemin kat altı

Örnek:

We store old furniture in the basement.
Eski mobilyaları bodrumda saklıyoruz.

cellar

/ˈsel.ɚ/

(noun) mahzen, kiler

Örnek:

We keep our old wine bottles in the cellar.
Eski şarap şişelerimizi mahzende saklarız.

nursery

/ˈnɝː.sɚ.i/

(noun) çocuk odası, bebek odası, kreş

Örnek:

The baby's nursery is decorated with pastel colors.
Bebeğin çocuk odası pastel renklerle dekore edilmiştir.

patio

/ˈpæt̬.i.oʊ/

(noun) veranda, teras

Örnek:

We had a barbecue on the patio.
Verandada barbekü yaptık.

rooftop

/ˈruːf.tɑːp/

(noun) çatı, çatı katı

Örnek:

We enjoyed a beautiful view from the rooftop bar.
Çatı barından güzel bir manzaranın tadını çıkardık.

doorbell

/ˈdɔːr.bel/

(noun) zil

Örnek:

I rang the doorbell, but no one answered.
Zile bastım ama kimse açmadı.

doorstep

/ˈdɔːr.step/

(noun) kapı eşiği, basamak, yakın çevre

Örnek:

The package was left on the doorstep.
Paket kapı eşiğine bırakıldı.

doorway

/ˈdɔːr.weɪ/

(noun) kapı eşiği, kapı girişi

Örnek:

She stood in the doorway, watching the rain.
Yağmuru izleyerek kapı eşiğinde durdu.

air conditioning

/ˈer kənˌdɪʃ.ən.ɪŋ/

(noun) klima, havalandırma

Örnek:

The air conditioning unit broke down in the middle of summer.
Klima ünitesi yaz ortasında bozuldu.

central heating

/ˌsen.trəl ˈhiː.tɪŋ/

(noun) merkezi ısıtma

Örnek:

Our house has efficient central heating.
Evimizde verimli bir merkezi ısıtma sistemi var.

smoke alarm

/smoʊk əˈlɑːrm/

(noun) duman alarmı, duman dedektörü

Örnek:

The smoke alarm went off when I burned the toast.
Tostu yaktığımda duman alarmı çaldı.

bureau

/ˈbjʊr.oʊ/

(noun) şifonyer, çekmeceli dolap, büro

Örnek:

She neatly folded her sweaters and placed them in the top drawer of the bureau.
Kazaklarını düzenli bir şekilde katlayıp şifonyerin üst çekmecesine koydu.

drawer

/drɔːr/

(noun) çekmece, çizer, ressam

Örnek:

She kept her socks in the top drawer.
Çoraplarını üst çekmecede tuttu.

garbage can

/ˈɡɑːr.bɪdʒ ˌkæn/

(noun) çöp kutusu, çöp tenekesi

Örnek:

Please empty the garbage can when it's full.
Lütfen çöp kutusunu dolduğunda boşaltın.

chore

/tʃɔːr/

(noun) ev işi, gündelik iş, angarya

Örnek:

Doing the dishes is my least favorite chore.
Bulaşık yıkamak en sevmediğim ev işi.

mop

/mɑːp/

(noun) paspas, yer silme bezi, yığın;

(verb) paspaslamak, silmek

Örnek:

She used a mop to clean up the spilled water.
Dökülen suyu temizlemek için bir paspas kullandı.

scrub

/skrʌb/

(verb) fırçalamak, ovmak, iptal etmek;

(noun) fırçalama, ovma, çalılık;

(adjective) önemsiz, değersiz

Örnek:

She had to scrub the floor until it shone.
Yeri parlayana kadar fırçalamak zorunda kaldı.

sweep

/swiːp/

(verb) süpürmek, kıvrılmak, taratmak;

(noun) süpürme, kavis, tarama

Örnek:

She used a broom to sweep the kitchen floor.
Mutfak zeminini süpürmek için bir süpürge kullandı.

vacuum

/ˈvæk.juːm/

(noun) vakum, boşluk, elektrik süpürgesi;

(verb) süpürmek

Örnek:

Scientists created a near-perfect vacuum in the lab.
Bilim insanları laboratuvarda neredeyse mükemmel bir vakum oluşturdular.

wipe

/waɪp/

(verb) silmek, kurulamak, gidermek;

(noun) silme, temizleme

Örnek:

She wiped the counter with a damp cloth.
Tezgahı nemli bir bezle sildi.

furnish

/ˈfɝː.nɪʃ/

(verb) döşemek, mobilya sağlamak, sağlamak

Örnek:

They plan to furnish the new apartment with modern decor.
Yeni daireyi modern dekorla döşemeyi planlıyorlar.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren