Avatar of Vocabulary Set A2 - Hava Durumu

A2 Seviyesi İçinde A2 - Hava Durumu Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'A2 Seviyesi' içinde 'A2 - Hava Durumu' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

climate

/ˈklaɪ.mət/

(noun) iklim, atmosfer

Örnek:

The desert has a hot, dry climate.
Çölün sıcak, kuru bir iklimi vardır.

condition

/kənˈdɪʃ.ən/

(noun) durum, hal, koşul;

(verb) koşullandırmak, hazırlamak

Örnek:

The car is in excellent condition.
Araba mükemmel durumda.

air

/er/

(noun) hava, atmosfer, tavır;

(verb) dile getirmek, yayınlamak, havalandırmak

Örnek:

The fresh air felt good after being indoors all day.
Bütün gün içeride kaldıktan sonra temiz hava iyi geldi.

cold

/koʊld/

(adjective) soğuk, duygusuz, mesafeli;

(noun) soğuk algınlığı

Örnek:

It's cold outside, so wear a jacket.
Dışarısı soğuk, bu yüzden ceket giy.

heat

/hiːt/

(noun) ısı, sıcaklık, hararet;

(verb) ısıtmak, ısınmak

Örnek:

The heat from the sun was intense.
Güneşin sıcağı yoğundu.

wind

/wɪnd/

(noun) rüzgar, nefes, hava;

(verb) sarmak, kıvrılmak, kurmak

Örnek:

The wind blew strongly from the west.
Rüzgar batıdan kuvvetli esiyordu.

windy

/ˈwɪn.di/

(adjective) rüzgarlı, virajlı, kıvrımlı

Örnek:

It's very windy today, so hold onto your hat.
Bugün çok rüzgarlı, şapkanı tut.

fog

/fɑːɡ/

(noun) sis, kafa karışıklığı, zihin bulanıklığı;

(verb) buğulandırmak, sisle kaplamak, kafa karışıklığı yaşamak

Örnek:

The dense fog made driving very difficult.
Yoğun sis sürüşü çok zorlaştırdı.

foggy

/ˈfɑː.ɡi/

(adjective) sisli, puslu, bulanık

Örnek:

It was a cold and foggy morning.
Soğuk ve sisli bir sabahtı.

breeze

/briːz/

(noun) esinti, hafif rüzgar, çocuk oyuncağı;

(verb) kolayca geçmek, hızla hareket etmek

Örnek:

A cool breeze rustled the leaves.
Serin bir esinti yaprakları hışırdattı.

storm

/stɔːrm/

(noun) fırtına, kasırga, patlama;

(verb) saldırmak, fırlamak, basmak

Örnek:

A severe storm hit the coast, causing widespread damage.
Şiddetli bir fırtına kıyıya vurdu ve geniş çaplı hasara neden oldu.

stormy

/ˈstɔːr.mi/

(adjective) fırtınalı, kasırgalı, gergin

Örnek:

We had to cancel our picnic due to the stormy weather.
Fırtınalı hava nedeniyle pikniğimizi iptal etmek zorunda kaldık.

blizzard

/ˈblɪz.ɚd/

(noun) kar fırtınası, tipi

Örnek:

The city was shut down by a massive blizzard.
Şehir büyük bir kar fırtınası nedeniyle kapandı.

snowstorm

/ˈsnoʊ.stɔːrm/

(noun) kar fırtınası

Örnek:

The city was paralyzed by a severe snowstorm.
Şehir şiddetli bir kar fırtınası yüzünden felç oldu.

thunderstorm

/ˈθʌn.dɚ.stɔːrm/

(noun) gök gürültülü fırtına, şimşekli fırtına

Örnek:

A severe thunderstorm warning was issued for the area.
Bölge için şiddetli fırtına uyarısı yapıldı.

hail

/heɪl/

(noun) dolu, selam, çağrı;

(verb) dolu yağmak, çağırmak, selamlamak;

(exclamation) selam

Örnek:

The sudden hail storm damaged the crops.
Ani dolu fırtınası ekinlere zarar verdi.

warm

/wɔːrm/

(adjective) ılık, sıcak, samimi;

(verb) ısıtmak, ısınmak;

(adverb) sıcak bir şekilde, samimi bir şekilde

Örnek:

The sun felt warm on my skin.
Güneş tenimde ılık hissedildi.

cool

/kuːl/

(adjective) serin, havalı, harika;

(verb) serinletmek, soğutmak;

(noun) serinlik

Örnek:

The evening air was pleasantly cool.
Akşam havası hoş bir şekilde serindi.

freezing

/ˈfriː.zɪŋ/

(adjective) dondurucu, buz gibi;

(noun) donma, dondurma

Örnek:

It's freezing outside, so wear a warm coat.
Dışarısı dondurucu, bu yüzden sıcak bir palto giy.

chilly

/ˈtʃɪl.i/

(adjective) serin, soğuk, mesafeli

Örnek:

It's a bit chilly outside, so you might want to wear a jacket.
Dışarısı biraz serin, bu yüzden ceket giymek isteyebilirsin.

clear

/klɪr/

(adjective) açık, net, berrak;

(verb) temizlemek, açmak, açılmak;

(adverb) tamamen, bütünüyle

Örnek:

The instructions were very clear.
Talimatlar çok açıktı.

dark

/dɑːrk/

(adjective) karanlık, koyu, uğursuz;

(noun) karanlık, gece

Örnek:

It's getting dark outside.
Dışarısı karanlık oluyor.

light

/laɪt/

(noun) ışık, lamba, ışık kaynağı;

(verb) yakmak, aydınlatmak;

(adjective) hafif, açık

Örnek:

The room was filled with natural light.
Oda doğal ışıkla doluydu.

wet

/wet/

(adjective) ıslak, nemli, yağışlı;

(verb) ıslatmak, nemlendirmek

Örnek:

My clothes got completely wet in the rain.
Yağmurda kıyafetlerim tamamen ıslanmıştı.

dry

/draɪ/

(adjective) kuru, kurak, çorak;

(verb) kurutmak

Örnek:

The clothes are still dry.
Giysiler hala kuru.

blow

/bloʊ/

(verb) esmek, üflemek, patlatmak;

(noun) esinti, üfleme, darbe

Örnek:

The wind began to blow strongly.
Rüzgar şiddetli bir şekilde esmeye başladı.

change

/tʃeɪndʒ/

(noun) değişiklik, değişim, bozuk para;

(verb) değiştirmek, değişmek, bozdurmak

Örnek:

We need to make some changes to the plan.
Planda bazı değişiklikler yapmamız gerekiyor.

awful

/ˈɑː.fəl/

(adjective) korkunç, berbat, iğrenç;

(adverb) korkunç, berbat

Örnek:

The weather was awful yesterday.
Dün hava berbattı.

mild

/maɪld/

(adjective) hafif, ılımlı, yumuşak huylu

Örnek:

She suffered a mild headache.
Hafif bir baş ağrısı çekti.

severe

/səˈvɪr/

(adjective) şiddetli, ağır, ciddi

Örnek:

The patient is experiencing severe pain.
Hasta şiddetli ağrı çekiyor.

snow

/snoʊ/

(noun) kar;

(verb) kar yağmak

Örnek:

The children were excited to see the first snow of the winter.
Çocuklar kışın ilk karını görmekten heyecanlandılar.

rain

/reɪn/

(noun) yağmur;

(verb) yağmak

Örnek:

The rain started pouring just as we left.
Biz tam çıkarken yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaya başladı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren