Avatar of Vocabulary Set A2 - Mobilya ve Ev Eşyaları

A2 Seviyesi İçinde A2 - Mobilya ve Ev Eşyaları Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'A2 Seviyesi' içinde 'A2 - Mobilya ve Ev Eşyaları' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

bookshelf

/ˈbʊk.ʃelf/

(noun) kitaplık, kitap rafı

Örnek:

She arranged her favorite novels on the top bookshelf.
En sevdiği romanlarını üst kitaplığa dizdi.

curtain

/ˈkɝː.tən/

(noun) perde, bariyer, örtü;

(verb) perdelemek, perde takmak

Örnek:

She drew the curtains to block out the morning sun.
Sabah güneşini engellemek için perdeleri çekti.

tissue

/ˈtɪʃ.uː/

(noun) doku, mendil, kağıt mendil

Örnek:

Muscle tissue is responsible for movement.
Kas dokusu hareketten sorumludur.

napkin

/ˈnæp.kɪn/

(noun) peçete

Örnek:

Could you pass me a napkin, please?
Bana bir peçete uzatır mısın lütfen?

trash bag

/ˈtræʃ bæɡ/

(noun) çöp torbası, çöp poşeti

Örnek:

Please put the empty bottles in the trash bag.
Lütfen boş şişeleri çöp torbasına koyun.

doormat

/ˈdɔːr.mæt/

(noun) paspas, ezik

Örnek:

Please wipe your feet on the doormat before entering.
Lütfen içeri girmeden önce ayaklarınızı paspasa silin.

dish soap

/ˈdɪʃ soʊp/

(noun) bulaşık deterjanı

Örnek:

Please put a few drops of dish soap into the sink.
Lütfen lavaboya birkaç damla bulaşık deterjanı damlatın.

toothpaste

/ˈtuːθ.peɪst/

(noun) diş macunu

Örnek:

Remember to put the cap back on the toothpaste.
Diş macununun kapağını geri takmayı unutmayın.

razor

/ˈreɪ.zɚ/

(noun) tıraş bıçağı;

(verb) tıraş etmek

Örnek:

He carefully shaved his beard with a sharp razor.
Sakalını keskin bir tıraş bıçağıyla dikkatlice tıraş etti.

light bulb

/ˈlaɪt bʌlb/

(noun) ampul, ışık ampulü, aydınlanma anı

Örnek:

The light bulb in the lamp needs to be replaced.
Lambadaki ampulün değiştirilmesi gerekiyor.

switch

/swɪtʃ/

(noun) anahtar, düğme, değişim;

(verb) değiştirmek, geçiş yapmak, açmak

Örnek:

Flip the switch to turn on the light.
Işığı açmak için düğmeyi çevirin.

outlet

/ˈaʊt.let/

(noun) priz, elektrik çıkışı, satış noktası

Örnek:

I need to find an electrical outlet to charge my phone.
Telefonumu şarj etmek için bir elektrik prizi bulmam gerekiyor.

can opener

/ˈkæn ˌoʊ.pən.ər/

(noun) konserve açacağı

Örnek:

I need a can opener to open this tuna.
Bu ton balığını açmak için bir konserve açacağına ihtiyacım var.

bottle opener

/ˈbɑː.t̬əl ˌoʊ.pən.ər/

(noun) şişe açacağı, açacak

Örnek:

Can you hand me the bottle opener?
Bana şişe açacağını uzatır mısın?

scissors

/ˈsɪz.ɚz/

(plural noun) makas

Örnek:

Could you pass me the scissors?
Bana makası uzatır mısın?

shower

/ˈʃaʊ.ɚ/

(noun) duş, duş alma, sağanak;

(verb) duş almak, yağmak, yağmuruna tutmak

Örnek:

I need to fix the leaky shower head.
Sızdıran duş başlığını tamir etmem gerekiyor.

toilet

/ˈtɔɪ.lət/

(noun) tuvalet, klozet, lavabo

Örnek:

Could you tell me where the toilet is?
Tuvalet nerede söyleyebilir misiniz?

sink

/sɪŋk/

(verb) batmak, çökmek, batırmak;

(noun) lavabo, evye

Örnek:

The ship began to sink after hitting the iceberg.
Gemi buzdağına çarptıktan sonra batmaya başladı.

bathtub

/ˈbæθ.tʌb/

(noun) küvet

Örnek:

After a long day, a warm soak in the bathtub is very relaxing.
Uzun bir günün ardından küvette sıcak bir banyo çok rahatlatıcıdır.

mirror

/ˈmɪr.ɚ/

(noun) ayna, yansıma;

(verb) yansıtmak, taklit etmek

Örnek:

She looked at herself in the mirror.
Kendine aynada baktı.

key

/kiː/

(noun) anahtar, önemli;

(adjective) anahtar, önemli

Örnek:

I can't find my car keys.
Araba anahtarlarımı bulamıyorum.

lock

/lɑːk/

(noun) kilit, havuz, tutam;

(verb) kilitlemek, bağlamak, kilitlenmek

Örnek:

He turned the key in the lock and opened the door.
Anahtarı kilide çevirdi ve kapıyı açtı.

fire extinguisher

/ˈfaɪər ɪkˌstɪŋ.ɡwɪʃ.ər/

(noun) yangın söndürücü

Örnek:

Always know the location of the nearest fire extinguisher.
En yakın yangın söndürücünün yerini her zaman bilin.

gutter

/ˈɡʌt̬.ɚ/

(noun) oluk, su oluğu, kanal;

(verb) damlamak, titremek

Örnek:

The leaves clogged the gutter, causing water to overflow.
Yapraklar oluğu tıkadı, su taştı.

cushion

/ˈkʊʃ.ən/

(noun) yastık, minder, tampon;

(verb) yumuşatmak, hafifletmek, darbeyi emmek

Örnek:

She fluffed the cushions on the sofa.
Kanepedeki yastıkları kabarttı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren