Avatar of Vocabulary Set A0 - Yiyecek

A0 - Yeni Başlayanlar İçin Kelime Bilgisi İçinde A0 - Yiyecek Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'A0 - Yeni Başlayanlar İçin Kelime Bilgisi' içinde 'A0 - Yiyecek' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

banana

/bəˈnæn.ə/

(noun) muz

Örnek:

She peeled a banana and ate it.
Bir muz soyup yedi.

apple

/ˈæp.əl/

(noun) elma

Örnek:

She bit into a crisp red apple.
Çıtır kırmızı bir elma ısırdı.

grape

/ɡreɪp/

(noun) üzüm

Örnek:

She enjoyed a bunch of fresh grapes as a snack.
Taze bir salkım üzümü atıştırmalık olarak yedi.

orange

/ˈɔːr.ɪndʒ/

(noun) portakal;

(adjective) turuncu

Örnek:

She peeled an orange and ate it.
Bir portakal soyup yedi.

pea

/piː/

(noun) bezelye

Örnek:

She shelled the fresh peas for dinner.
Akşam yemeği için taze bezelyeleri ayıkladı.

bread

/bred/

(noun) ekmek, para, nakit;

(verb) ekmek kırıntılarına bulamak

Örnek:

She bought a loaf of bread from the bakery.
Fırından bir somun ekmek aldı.

coconut

/ˈkoʊ.kə.nʌt/

(noun) hindistan cevizi

Örnek:

She cracked open a fresh coconut and drank the water.
Taze bir hindistan cevizi kırdı ve suyunu içti.

lemon

/ˈlem.ən/

(noun) limon, fiyasko, hurda;

(adjective) limon rengi, açık sarı

Örnek:

She squeezed a lemon into her tea.
Çayına bir limon sıktı.

lime green

/ˌlaɪm ˈɡriːn/

(noun) limon yeşili;

(adjective) limon yeşili

Örnek:

The car was painted a vibrant lime green.
Araba canlı bir limon yeşili renge boyanmıştı.

pear

/per/

(noun) armut

Örnek:

She bit into a ripe, juicy pear.
Olgun, sulu bir armut ısırdı.

mango

/ˈmæŋ.ɡoʊ/

(noun) mango

Örnek:

She peeled the mango and sliced it for breakfast.
Mangoyu soyup kahvaltı için dilimledi.

onion

/ˈʌn.jən/

(noun) soğan

Örnek:

Chop the onion finely for the sauce.
Sos için soğanı ince ince doğrayın.

pineapple

/ˈpaɪnˌæp.əl/

(noun) ananas

Örnek:

I love eating fresh pineapple in the summer.
Yazın taze ananas yemeyi çok severim.

tomato

/təˈmeɪ.t̬oʊ/

(noun) domates

Örnek:

She sliced a ripe tomato for her sandwich.
Sandviçi için olgun bir domates dilimledi.

milk

/mɪlk/

(noun) süt;

(verb) sağmak, sömürmek, faydalanmak

Örnek:

She poured some milk into her coffee.
Kahvesine biraz süt koydu.

water

/ˈwɑː.t̬ɚ/

(noun) su;

(verb) sulamak

Örnek:

Please give me a glass of water.
Lütfen bana bir bardak su ver.

potato

/pəˈteɪ.t̬oʊ/

(noun) patates

Örnek:

She peeled the potato for dinner.
Akşam yemeği için patatesi soydu.

dinner

/ˈdɪn.ɚ/

(noun) akşam yemeği, yemek

Örnek:

What are we having for dinner tonight?
Bu akşam akşam yemeğine ne yiyoruz?

breakfast

/ˈbrek.fəst/

(noun) kahvaltı;

(verb) kahvaltı yapmak

Örnek:

I usually have toast and coffee for breakfast.
Genellikle kahvaltıda tost ve kahve yerim.

lunch

/lʌntʃ/

(noun) öğle yemeği;

(verb) öğle yemeği yemek

Örnek:

Let's meet for lunch tomorrow.
Yarın öğle yemeği için buluşalım.

drink

/drɪŋk/

(noun) içecek, yudum, içki;

(verb) içmek, alkol almak, içki içmek

Örnek:

Would you like a drink?
Bir içecek ister misiniz?

fish

/fɪʃ/

(noun) balık;

(verb) balık tutmak, avlamak, aramak

Örnek:

We caught a big fish in the lake.
Gölde büyük bir balık yakaladık.

bean

/biːn/

(noun) fasulye, bakla, çekirdek

Örnek:

She added some green beans to the salad.
Salataya biraz yeşil fasulye ekledi.

watermelon

/ˈwɑː.t̬ɚˌmel.ən/

(noun) karpuz

Örnek:

We cut open the watermelon and shared it among us.
Karpuzu kesip aramızda paylaştık.

cake

/keɪk/

(noun) pasta, kek, köfte;

(verb) yapışmak, katılaşmak

Örnek:

She baked a delicious chocolate cake for the party.
Parti için lezzetli bir çikolatalı pasta yaptı.

chip

/tʃɪp/

(noun) parça, kırıntı, çentik;

(verb) kırmak, dökülmek

Örnek:

There's a chip in the teacup.
Çay fincanında bir çip var.

candy

/ˈkæn.di/

(noun) şeker, tatlı;

(verb) şekerlemek, şekerle kaplamak

Örnek:

The children were excited to get candy on Halloween.
Çocuklar Cadılar Bayramı'nda şeker alacakları için heyecanlıydı.

chocolate

/ˈtʃɑːk.lət/

(noun) çikolata, sıcak çikolata, kakao;

(adjective) çikolata rengi, koyu kahverengi

Örnek:

She loves eating dark chocolate.
Bitter çikolata yemeyi çok sever.

chicken

/ˈtʃɪk.ɪn/

(noun) tavuk, korkak, ödlek;

(verb) vazgeçmek, korkmak;

(adjective) korkak, ödlek

Örnek:

She bought a whole chicken for dinner.
Akşam yemeği için bütün bir tavuk aldı.

lemonade

/ˌlem.əˈneɪd/

(noun) limonata

Örnek:

She ordered a glass of refreshing lemonade.
Serinletici bir bardak limonata sipariş etti.

juice

/dʒuːs/

(noun) meyve suyu, sebze suyu, şarj;

(verb) suyunu çıkarmak, meyve suyu yapmak

Örnek:

She squeezed fresh orange juice for breakfast.
Kahvaltı için taze portakal suyu sıktı.

carrot

/ˈker.ət/

(noun) havuç, teşvik

Örnek:

She added sliced carrots to the stew.
Yemeğe dilimlenmiş havuç ekledi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren