concomitant kelimesinin Türkçe anlamı

concomitant İngilizce'de ne anlama geliyor? Lingoland ile bu kelimenin anlamını, telaffuzunu ve özel kullanımını keşfedin

concomitant

US /kənˈkɑː.mə.t̬ənt/
UK /kənˈkɒm.ɪ.tənt/

Sıfat

eşlik eden, birlikte olan, beraberindeki

naturally accompanying or associated

Örnek:
The rise in crime was a concomitant of the economic depression.
Suç oranındaki artış, ekonomik bunalımın eşlik eden bir sonucuydu.
Loss of memory is a natural concomitant of old age.
Hafıza kaybı, yaşlılığın doğal bir eşlik eden durumudur.

İsim

eşlik eden durum, beraberindeki olay, sonuç

a phenomenon that naturally accompanies or follows something

Örnek:
Pain is a common concomitant of injury.
Ağrı, yaralanmanın yaygın bir eşlik eden durumudur.
The benefits of the new policy have many positive concomitants.
Yeni politikanın faydalarının birçok olumlu eşlik eden durumu vardır.