Avatar of Vocabulary Set Sahne Sanatlarıyla İlgili Kelimeler

Sahne Sanatları İçinde Sahne Sanatlarıyla İlgili Kelimeler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Sahne Sanatları' içinde 'Sahne Sanatlarıyla İlgili Kelimeler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

partner

/ˈpɑːrt.nɚ/

(noun) ortak, iş ortağı, partner;

(verb) ortak olmak, işbirliği yapmak

Örnek:

She became a junior partner in the law firm.
Hukuk firmasında genç bir ortak oldu.

raver

/ˈreɪ.vɚ/

(noun) raver

Örnek:

The field was full of happy ravers dancing until dawn.
Tarla, şafak sökene kadar dans eden mutlu ravecilerle doluydu.

cheerleading

/ˈtʃɪrˌliː.dɪŋ/

(noun) ponpon kızlık, tezahürat, destek

Örnek:

She joined the cheerleading squad in high school.
Lisede ponpon kız takımına katıldı.

ballroom

/ˈbɑːl.ruːm/

(noun) balo salonu, dans salonu

Örnek:

The wedding reception was held in the hotel's grand ballroom.
Düğün resepsiyonu otelin büyük balo salonunda yapıldı.

dance hall

/ˈdæns hɔːl/

(noun) dans salonu, balo salonu

Örnek:

They spent the evening at the local dance hall.
Akşamı yerel dans salonunda geçirdiler.

dance studio

/ˈdæns ˌstuː.di.oʊ/

(noun) dans stüdyosu

Örnek:

She spends hours every day at the dance studio.
Her gün saatlerce dans stüdyosunda vakit geçiriyor.

cabaret

/ˈkæb.ɚ.eɪ/

(noun) kabare, eğlence gösterisi, gece kulübü

Örnek:

They enjoyed a lively cabaret show with dinner.
Akşam yemeğiyle birlikte canlı bir kabare gösterisinin tadını çıkardılar.

strip club

/ˈstrɪp ˌklʌb/

(noun) striptiz kulübü, striptiz barı

Örnek:

They decided to go to a strip club for the bachelor party.
Bekarlığa veda partisi için bir striptiz kulübüne gitmeye karar verdiler.

club

/klʌb/

(noun) kulüp, dernek, sopa;

(verb) sopalamak, vurmak

Örnek:

She joined a book club to meet new people.
Yeni insanlarla tanışmak için bir kitap kulübüne katıldı.

booking

/ˈbʊk.ɪŋ/

(noun) rezervasyon, yer ayırtma, kayıt

Örnek:

I made a booking for a table at the restaurant tonight.
Bu akşam restoranda bir masa için rezervasyon yaptırdım.

display

/dɪˈspleɪ/

(verb) göstermek, sergilemek, görüntülemek;

(noun) ekran, sergi, görüntü

Örnek:

The museum will display ancient artifacts.
Müze antik eserleri sergileyecek.

floor show

/ˈflɔːr ˌʃoʊ/

(noun) sahne şovu, kabare

Örnek:

The elegant restaurant featured a dazzling floor show every Saturday night.
Zarif restoran her cumartesi gecesi göz kamaştırıcı bir sahne şovu sunuyordu.

revival

/rɪˈvaɪ.vəl/

(noun) canlanma, yeniden dirilme, iyileşme

Örnek:

The city is experiencing a revival of its downtown area.
Şehir, şehir merkezinin bir canlanmasını yaşıyor.

show

/ʃoʊ/

(verb) göstermek, sergilemek, sunmak;

(noun) gösteri, şov, gösteriş

Örnek:

He likes to show off his new car.
Yeni arabasını göstermeyi sever.

showstopper

/ˈʃoʊˌstɑː.pɚ/

(noun) gösteri durdurucu, büyük başarı, öne çıkan özellik

Örnek:

Her final song was a real showstopper, bringing the audience to their feet.
Son şarkısı gerçek bir gösteri durdurucuydu, seyirciyi ayağa kaldırdı.

draw

/drɑː/

(verb) çizmek, çekmek, cezbetmek;

(noun) berabere, çekim, cazibe

Örnek:

She likes to draw animals.
Hayvanları çizmeyi sever.

bill

/bɪl/

(noun) fatura, hesap, yasa tasarısı;

(verb) fatura kesmek, hesap çıkarmak, tanıtmak

Örnek:

Can I have the bill, please?
Hesabı alabilir miyim, lütfen?

mic drop

/ˈmaɪk drɑːp/

(noun) mikrofon düşürme, zafer işareti;

(verb) mikrofon düşürmek, zaferle bitirmek

Örnek:

After his powerful closing statement, the speaker performed a perfect mic drop.
Güçlü kapanış konuşmasının ardından konuşmacı mükemmel bir mikrofon düşürme hareketi yaptı.

opener

/ˈoʊ.pən.ɚ/

(noun) açacak, açılış, başlangıç

Örnek:

Can you hand me the bottle opener?
Bana şişe açacağını uzatır mısın?

routine

/ruːˈtiːn/

(noun) rutin, alışkanlık, alt program;

(adjective) rutin, olağan

Örnek:

My morning routine includes coffee and reading the news.
Sabah rutinim kahve ve haber okumayı içerir.

turn

/tɝːn/

(verb) dönmek, çevirmek, yön değiştirmek;

(noun) dönüş, sıra

Örnek:

The Earth turns on its axis.
Dünya kendi ekseni etrafında döner.

stage

/steɪdʒ/

(noun) sahne, platform, aşama;

(verb) sahnelemek, düzenlemek

Örnek:

The band took the stage to a cheering crowd.
Grup, tezahürat yapan kalabalığın önüne sahneye çıktı.

one-night stand

/ˌwʌn naɪt ˈstænd/

(noun) bir gecelik ilişki, tek gecelik ilişki, tek gecelik gösteri

Örnek:

They had a one-night stand after meeting at the bar.
Barda tanıştıktan sonra bir gecelik ilişki yaşadılar.

rendition

/renˈdɪʃ.ən/

(noun) yorum, icra, tasvir

Örnek:

Her rendition of the classic song was breathtaking.
Klasik şarkının onun yorumlaması nefes kesiciydi.

house

/haʊs/

(noun) ev, bina;

(verb) barındırmak, yerleştirmek

Örnek:

They bought a new house in the suburbs.
Banliyöde yeni bir ev aldılar.

ventriloquist's dummy

/ˌven.trɪ.loʊ.kwɪsts ˈdʌm.i/

(noun) vantrilok kuklası

Örnek:

The comedian brought out his ventriloquist's dummy, and the audience roared with laughter.
Komedyen vantrilok kuklasını çıkardı ve seyirciler kahkahalara boğuldu.

open mic

/ˈoʊ.pən ˌmaɪk/

(noun) açık mikrofon, serbest kürsü

Örnek:

She signed up for the open mic night at the local cafe.
Yerel kafedeki açık mikrofon gecesine kaydoldu.

finger puppet

/ˈfɪŋ.ɡɚ ˌpʌp.ɪt/

(noun) parmak kuklası

Örnek:

The child played with a colorful finger puppet.
Çocuk renkli bir parmak kuklasıyla oynadı.

hand puppet

/ˈhænd ˌpʌp.ɪt/

(noun) el kuklası

Örnek:

The children loved watching the hand puppet show.
Çocuklar el kuklası gösterisini izlemeyi çok sevdi.

nightclub

/ˈnaɪt.klʌb/

(noun) gece kulübü, disko

Örnek:

We went to a nightclub to dance until the early hours.
Sabahın erken saatlerine kadar dans etmek için bir gece kulübüne gittik.

choreographic

/ˌkɔːr.i.əˈɡræf.ɪk/

(adjective) koreografik

Örnek:

The ballet featured stunning choreographic sequences.
Bale, çarpıcı koreografik sekanslara sahipti.

stellar

/ˈstel.ɚ/

(adjective) yıldızsal, yıldızlara ait, muhteşem

Örnek:

The telescope captured stunning images of stellar nurseries.
Teleskop, yıldız oluşum bölgelerinin çarpıcı görüntülerini yakaladı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren