Avatar of Vocabulary Set Dans Hareketleri ve Teknikleri

Sahne Sanatları İçinde Dans Hareketleri ve Teknikleri Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Sahne Sanatları' içinde 'Dans Hareketleri ve Teknikleri' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

floss

/flɑːs/

(noun) diş ipi, nakış ipi, ipek iplik;

(verb) diş ipi kullanmak, iplikle temizlemek

Örnek:

Don't forget to use dental floss after brushing.
Dişlerinizi fırçaladıktan sonra diş ipi kullanmayı unutmayın.

telemark

/ˈtel.ə.mɑːrk/

(noun) telemark, telemark kayağı;

(verb) telemark yapmak

Örnek:

She prefers telemark skiing for its unique feel.
Eşsiz hissi nedeniyle telemark kayağını tercih ediyor.

grapevine

/ˈɡreɪp.vaɪn/

(noun) asma, üzüm asması, kulaktan kulağa

Örnek:

The old grapevine in the backyard is full of ripe grapes.
Arka bahçedeki eski asma olgun üzümlerle dolu.

impetus

/ˈɪm.pə.t̬əs/

(noun) ivme, itici güç, motivasyon

Örnek:

The ball gathered impetus as it rolled down the hill.
Top, tepeden aşağı yuvarlandıkça ivme kazandı.

moonwalk

/ˈmuːn.wɑːk/

(noun) ay yürüyüşü;

(verb) ay yürüyüşü yapmak

Örnek:

Michael Jackson's moonwalk amazed audiences worldwide.
Michael Jackson'ın ay yürüyüşü dünya çapında izleyicileri büyüledi.

jazz hands

/ˈdʒæz ˌhændz/

(noun) jazz elleri, el hareketi

Örnek:

The performer ended the song with a flourish of jazz hands.
Sanatçı şarkıyı jazz elleri hareketiyle bitirdi.

accent

/ˈæk.sənt/

(noun) aksan, şive, vurgu;

(verb) vurgulamak, belirginleştirmek

Örnek:

She spoke with a strong French accent.
Güçlü bir Fransız aksanıyla konuştu.

shimmy

/ˈʃɪm.i/

(noun) şimmi, titreme, sallanma;

(verb) şimmi yapmak, titremek, sallanmak

Örnek:

She did a little shimmy to the music.
Müziğe küçük bir şimmi yaptı.

promenade

/ˌprɑː.məˈneɪd/

(noun) kordon, gezinti yeri, balo;

(verb) gezinti yapmak, dolaşmak

Örnek:

We took a leisurely stroll along the promenade.
Kordon boyunca keyifli bir yürüyüş yaptık.

frame

/freɪm/

(noun) çerçeve, iskelet, şasi;

(verb) çerçevelemek, oluşturmak, şekillendirmek

Örnek:

The old photograph was in a beautiful wooden frame.
Eski fotoğraf güzel bir ahşap çerçeve içindeydi.

twerk

/twɜːrk/

(noun) twerk, twerk dansı;

(verb) twerk yapmak

Örnek:

She learned how to twerk from online videos.
Online videolardan twerk yapmayı öğrendi.

choreography

/ˌkɔːr.iˈɑː.ɡrə.fi/

(noun) koreografi, dans düzenlemesi, dans düzenleme sanatı

Örnek:

The ballet's choreography was breathtaking.
Balenin koreografisi nefes kesiciydi.

glide

/ɡlaɪd/

(verb) süzülmek, kaymak;

(noun) süzülme, kayma

Örnek:

The swan seemed to glide effortlessly across the water.
Kuğu su üzerinde zahmetsizce süzülüyor gibiydi.

phrase

/freɪz/

(noun) ifade, söz öbeği, müzik cümlesi;

(verb) ifade etmek, dile getirmek

Örnek:

The phrase 'on the table' is a prepositional phrase.
'Masada' ifadesi bir edat öbeğidir.

shuffle

/ˈʃʌf.əl/

(verb) karıştırmak, harmanlamak, ayaklarını sürümek;

(noun) karıştırma, harmanlama, sürünme

Örnek:

Please shuffle the cards before dealing.
Lütfen dağıtmadan önce kartları karıştırın.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren