Avatar of Vocabulary Set Masallar

Edebiyat İçinde Masallar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Edebiyat' içinde 'Masallar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

fairy tale

/ˈfer.i ˌteɪl/

(noun) peri masalı, boş laf

Örnek:

She read a fairy tale to her daughter before bedtime.
Yatmadan önce kızına bir peri masalı okudu.

folklore

/ˈfoʊk.lɔːr/

(noun) folklor, halk bilimi

Örnek:

The island is rich in local folklore and ancient legends.
Ada, yerel folklor ve eski efsaneler açısından zengindir.

magic

/ˈmædʒ.ɪk/

(noun) büyü, sihir, çekicilik;

(adjective) sihirli, büyülü;

(verb) sihirle yapmak, sihirle yok etmek

Örnek:

She believed in the power of magic.
Büyü gücüne inanıyordu.

enchantment

/ɪnˈtʃænt.mənt/

(noun) büyülenme, hayranlık, büyü

Örnek:

The audience watched the magician's tricks with pure enchantment.
Seyirci sihirbazın numaralarını saf bir büyülenme ile izledi.

happy ending

/ˈhæp.i ˈen.dɪŋ/

(noun) mutlu son, mutlu son (cinsel hizmet)

Örnek:

Everyone loves a movie with a happy ending.
Herkes mutlu sonla biten bir filmi sever.

epic

/ˈep.ɪk/

(noun) destan, epik şiir;

(adjective) destansı, kahramanca, muhteşem

Örnek:

Homer's 'The Odyssey' is a classic epic poem.
Homeros'un 'Odysseia'sı klasik bir destandır.

once upon a time

/wʌns əˈpɑːn ə taɪm/

(phrase) bir zamanlar

Örnek:

Once upon a time, there was a beautiful princess who lived in a grand castle.
Bir zamanlar, büyük bir şatoda yaşayan güzel bir prenses vardı.

charm

/tʃɑːrm/

(noun) çekicilik, cazibe, uğur;

(verb) büyülemek, cezbetmek

Örnek:

Her natural charm captivated everyone in the room.
Doğal çekiciliği odadaki herkesi büyüledi.

spell

/spel/

(verb) hecelemek, yazmak, anlamına gelmek;

(noun) büyü, tılsım, süre

Örnek:

Can you spell your name for me?
Adınızı benim için heceleyebilir misiniz?

elixir

/iˈlɪk.sɚ/

(noun) iksir, şifa verici içecek, tıbbi preparat

Örnek:

The alchemist claimed his elixir could grant eternal youth.
Simyacı, iksirinin sonsuz gençlik verebileceğini iddia etti.

curse

/kɝːs/

(noun) lanet, beddua, küfür;

(verb) küfretmek, lanet etmek, lanetlemek

Örnek:

The witch put a curse on the prince.
Cadı prense bir lanet okudu.

enchanted

/ɪnˈtʃæn.t̬ɪd/

(adjective) büyülü, sihirli, büyülenmiş

Örnek:

The princess was enchanted by the wicked witch.
Prenses kötü cadı tarafından büyülendi.

magical

/ˈmædʒ.ɪ.kəl/

(adjective) büyülü, sihirli, büyüleyici

Örnek:

The wizard performed a magical spell.
Büyücü büyülü bir büyü yaptı.

mythical

/ˈmɪθ.ɪ.kəl/

(adjective) mitolojik, efsanevi, mitlere dayalı

Örnek:

Dragons are mythical creatures.
Ejderhalar mitolojik yaratıklardır.

quest

/kwest/

(noun) arayış, görev;

(verb) aramak, peşine düşmek

Örnek:

The knights embarked on a dangerous quest for the Holy Grail.
Şövalyeler Kutsal Kase için tehlikeli bir arayışa çıktılar.

sorcerer

/ˈsɔːr.sɚ.ɚ/

(noun) büyücü, sihirbaz

Örnek:

The ancient texts spoke of a powerful sorcerer who could control the elements.
Antik metinler, elementleri kontrol edebilen güçlü bir büyücüden bahsediyordu.

sorceress

/ˈsɔːr.sɚ.əs/

(noun) büyücü kadın, cadı

Örnek:

The evil sorceress cast a powerful spell on the kingdom.
Kötü büyücü kadın krallığa güçlü bir büyü yaptı.

witch

/wɪtʃ/

(noun) cadı, büyücü, cadaloz;

(verb) büyülemek, cazibesiyle etkilemek

Örnek:

The old witch cast a spell on the prince.
Yaşlı cadı prense büyü yaptı.

wizard

/ˈwɪz.ɚd/

(noun) büyücü, sihirbaz, dahi

Örnek:

The old wizard cast a powerful spell.
Yaşlı büyücü güçlü bir büyü yaptı.

fairy godmother

/ˌfer.i ˈɡɑːd.mʌð.ər/

(noun) peri anne, peri vaftiz anne, hayırsever

Örnek:

In 'Cinderella', the fairy godmother transforms a pumpkin into a carriage.
'Külkedisi'nde peri anne bir balkabağını arabaya dönüştürür.

a damsel in distress

/ə ˌdæm.zəl ɪn dɪˈstres/

(phrase) tehlikedeki genç kız, yardıma muhtaç kadın

Örnek:

The knight rode in to save the damsel in distress from the dragon.
Şövalye, tehlikedeki genç kızı ejderhadan kurtarmak için geldi.

prince charming

/ˌprɪns ˈtʃɑːr.mɪŋ/

(noun) Yakışıklı Prens

Örnek:

Every girl dreams of her Prince Charming.
Her kız kendi Yakışıklı Prensini hayal eder.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren