Avatar of Vocabulary Set Kokteyller

Yiyecekler ve İçecekler İçinde Kokteyller Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Yiyecekler ve İçecekler' içinde 'Kokteyller' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

margarita

/ˌmɑː.ɡəˈriː.t̬ə/

(noun) margarita

Örnek:

Let's order a round of margaritas.
Bir tur margarita sipariş edelim.

martini

/mɑːrˈtiː.ni/

(noun) martini

Örnek:

He ordered a dry martini, shaken, not stirred.
Kuru bir martini sipariş etti, çalkalanmış, karıştırılmamış.

mimosa

/mɪˈmoʊ.sə/

(noun) mimoza, mimoza ağacı

Örnek:

We ordered mimosas for brunch.
Brunch için mimozalar sipariş ettik.

mint julep

/ˈmɪnt ˌdʒuː.lɛp/

(noun) nane julep

Örnek:

He ordered a refreshing mint julep on a hot summer day.
Sıcak bir yaz gününde serinletici bir nane julep sipariş etti.

mojito

/moʊˈhiː.t̬oʊ/

(noun) mojito

Örnek:

I'd like to order a mojito, please.
Bir mojito sipariş etmek istiyorum, lütfen.

pina colada

/ˌpiːnjə kəˈlɑːdə/

(noun) piña colada

Örnek:

I ordered a refreshing piña colada on the beach.
Sahilde serinletici bir piña colada sipariş ettim.

sangria

/sɑːnˈɡriː.ə/

(noun) sangria

Örnek:

We ordered a pitcher of sangria to share.
Paylaşmak için bir sürahi sangria sipariş ettik.

screwdriver

/ˈskruːˌdraɪ.vɚ/

(noun) tornavida, screwdriver (kokteyl)

Örnek:

He used a screwdriver to tighten the loose screw.
Gevşek vidayı sıkmak için bir tornavida kullandı.

Bloody Mary

/ˌblʌd.i ˈmer.i/

(noun) Bloody Mary, Bloody Mary efsanesi

Örnek:

I'll have a Bloody Mary, please.
Bir Bloody Mary alabilir miyim, lütfen.

daiquiri

/ˈdæk.ɚ.i/

(noun) daiquiri

Örnek:

She ordered a strawberry daiquiri at the bar.
Barda çilekli bir daiquiri sipariş etti.

manhattan

/mænˈhæt̬.ən/

(noun) Manhattan, Manhattan (kokteyl)

Örnek:

They decided to move to Manhattan for better job opportunities.
Daha iyi iş fırsatları için Manhattan'a taşınmaya karar verdiler.

old-fashioned

/ˌoʊldˈfæʃ.ənd/

(adjective) eski moda, modası geçmiş

Örnek:

She wore an old-fashioned dress to the party.
Partiye eski moda bir elbise giydi.

cosmopolitan

/ˌkɑːz.məˈpɑː.lɪ.t̬ən/

(adjective) kozmopolit, dünya vatandaşı;

(noun) kozmopolit, dünya vatandaşı

Örnek:

She's a truly cosmopolitan person, having lived in Paris, Tokyo, and New York.
Paris, Tokyo ve New York'ta yaşamış, gerçekten kozmopolit bir insan.

grasshopper

/ˈɡræsˌhɑː.pɚ/

(noun) çekirge

Örnek:

The grasshopper hopped across the lawn.
Çekirge çimlerin üzerinden zıpladı.

gimlet

/ˈɡɪm.lət/

(noun) burgu, el matkabı, gimlet (kokteyl)

Örnek:

He used a gimlet to make a pilot hole for the screw.
Vidayı takmak için bir burgu kullandı.

sidecar

/ˈsaɪd.kɑːr/

(noun) yan sepet, sidecar, yanında

Örnek:

He rode his motorcycle with a sidecar attached.
Motosikletini yan sepet takılı olarak sürdü.

grog

/ɡrɑːɡ/

(noun) grog;

(adjective) sarhoş, sersemlemiş

Örnek:

The sailors were given a daily ration of grog.
Denizcilere günlük grog rasyonu verildi.

eggnog

/ˈeɡ.nɑːɡ/

(noun) eggnog, yumurta likörü

Örnek:

We always have eggnog during the holidays.
Tatillerde her zaman eggnog içeriz.

Buck's Fizz

/bʌks ˈfɪz/

(noun) Buck's Fizz

Örnek:

We celebrated with a glass of Buck's Fizz.
Bir kadeh Buck's Fizz ile kutladık.

highball

/ˈhaɪ.bɑːl/

(noun) highball, highball (demiryolu sinyali);

(verb) hızla gitmek, hızla göndermek

Örnek:

He ordered a whiskey highball at the bar.
Barda viski highball sipariş etti.

shandy

/ˈʃæn.di/

(noun) shandy, bira ve limonata karışımı

Örnek:

He ordered a refreshing shandy on a hot day.
Sıcak bir günde serinletici bir shandy sipariş etti.

posset

/ˈpɑːs.ɪt/

(noun) posset, kremalı tatlı

Örnek:

For dessert, we had a delicious lemon posset.
Tatlı olarak lezzetli bir limonlu posset yedik.

zombie

/ˈzɑːm.bi/

(noun) zombi

Örnek:

The movie featured a horde of flesh-eating zombies.
Filmde et yiyen zombiler sürüsü vardı.

swizzle

/ˈswɪz.əl/

(noun) swizzle;

(verb) karıştırmak, çalkalamak

Örnek:

He ordered a refreshing rum swizzle at the beach bar.
Plaj barında ferahlatıcı bir rom swizzle sipariş etti.

stinger

/ˈstɪŋ.ɚ/

(noun) iğne, sokucu, iğneleme

Örnek:

The bee left its stinger in my arm.
Arı iğnesini kolumda bıraktı.

sling

/slɪŋ/

(noun) askı, sapan;

(verb) asmak, atmak, fırlatmak

Örnek:

He wore his arm in a sling after the accident.
Kazadan sonra kolunu askıya aldı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren