Avatar of Vocabulary Set Alkollü İçecekler

Yiyecekler ve İçecekler İçinde Alkollü İçecekler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Yiyecekler ve İçecekler' içinde 'Alkollü İçecekler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

spirit

/ˈspɪr.ət/

(noun) ruh, can, atmosfer;

(verb) gizlice götürmek, yok etmek;

(adjective) canlı, enerjik, cesur

Örnek:

Her brave spirit never gave up.
Cesur ruhu asla pes etmedi.

absinthe

/ˈæb.sæ̃θ/

(noun) absint

Örnek:

The artist was known for his love of absinthe.
Sanatçı absint sevgisiyle tanınıyordu.

Chartreuse

/ʃɑːrˈtruːz/

(noun) Chartreuse;

(adjective) chartreuse (renk), sarımsı yeşil

Örnek:

He ordered a glass of Chartreuse after dinner.
Akşam yemeğinden sonra bir kadeh Chartreuse sipariş etti.

cordial

/ˈkɔːr.dʒəl/

(adjective) samimi, içten;

(noun) likör, şurup

Örnek:

We received a cordial welcome from our hosts.
Ev sahiplerimizden samimi bir karşılama aldık.

crème de menthe

/ˌkrem də ˈmɑːnt/

(noun) nane likörü, krem de menthe

Örnek:

She added a splash of crème de menthe to her hot chocolate.
Sıcak çikolatasına bir miktar nane likörü ekledi.

gin

/dʒɪn/

(noun) cin, pamuk çırçırı, çırçır makinesi;

(verb) çırçırlamak, ayırmak

Örnek:

He ordered a gin and tonic.
Bir cin tonik sipariş etti.

kirsch

/kɪrʃ/

(noun) kirsch, kiraz brendisi

Örnek:

The Black Forest cake was flavored with a generous amount of kirsch.
Kara Orman pastası bol miktarda kirsch ile tatlandırılmıştı.

liqueur

/lɪˈkjʊr/

(noun) likör

Örnek:

She offered a glass of cherry liqueur after dinner.
Yemekten sonra bir kadeh kiraz likörü ikram etti.

maraschino

/ˌmer.əˈʃiː.noʊ/

(noun) maraşino, maraşino kirazı, kiraz likörü

Örnek:

The cocktail was garnished with a bright red maraschino cherry.
Kokteyl parlak kırmızı bir maraschino kirazıyla süslenmişti.

mead

/miːd/

(noun) bal şarabı

Örnek:

The Vikings often drank mead during their feasts.
Vikingler ziyafetlerinde sık sık bal şarabı içerlerdi.

ouzo

/ˈuː.zoʊ/

(noun) uzo

Örnek:

We enjoyed a glass of cold ouzo with our meze by the sea.
Deniz kenarında mezelerimizle birlikte bir kadeh soğuk uzo keyfi yaptık.

perry

/ˈper.i/

(noun) armut şarabı, perry

Örnek:

He ordered a pint of perry at the pub.
Barda bir pint armut şarabı sipariş etti.

rum

/rʌm/

(noun) rom;

(adjective) tuhaf, garip

Örnek:

He ordered a glass of dark rum.
Bir bardak koyu rom sipariş etti.

sake

/seɪk/

(noun) uğruna, hatırına

Örnek:

They moved to the city for the sake of their children's education.
Çocuklarının eğitimi uğruna şehre taşındılar.

schnapps

/ʃnæps/

(noun) şnaps, damıtılmış içki

Örnek:

He offered me a shot of apple schnapps.
Bana bir kadeh elma şnapsı ikram etti.

scrumpy

/ˈskrʌm.pi/

(noun) scrumpy, güçlü elma şarabı

Örnek:

He poured a glass of traditional West Country scrumpy.
Geleneksel West Country scrumpy'den bir bardak doldurdu.

tequila

/təˈkiː.lə/

(noun) tekila

Örnek:

Let's order some tequila shots.
Birkaç tekila shot sipariş edelim.

vodka

/ˈvɑːd.kə/

(noun) votka

Örnek:

He ordered a glass of vodka with ice.
Buzlu bir bardak votka sipariş etti.

applejack

/ˈæp.əl.dʒæk/

(noun) elma brendisi, applejack

Örnek:

He warmed himself with a glass of applejack by the fire.
Ateşin başında bir bardak elma brendisi ile ısındı.

brandy

/ˈbræn.di/

(noun) brendi, konyak;

(verb) brendi yapmak, damıtmak

Örnek:

He poured himself a glass of brandy.
Kendine bir kadeh brendi doldurdu.

Calvados

/ˈkæl.və.doʊs/

(noun) Calvados

Örnek:

He ordered a glass of fine Calvados after dinner.
Yemekten sonra bir kadeh kaliteli Calvados sipariş etti.

cognac

/ˈkoʊ.njæk/

(noun) konyak

Örnek:

He poured himself a glass of fine cognac.
Kendine bir kadeh kaliteli konyak doldurdu.

Armagnac

/ˈɑːrmən.jæk/

(noun) Armagnac

Örnek:

He ordered a glass of fine Armagnac after dinner.
Akşam yemeğinden sonra bir kadeh kaliteli Armagnac sipariş etti.

Irish whiskey

/ˈaɪrɪʃ ˈwɪski/

(noun) İrlanda viskisi

Örnek:

He ordered a glass of Irish whiskey on the rocks.
Bir bardak buzlu İrlanda viskisi sipariş etti.

scotch

/skɑːtʃ/

(noun) İskoç viskisi, Scotch;

(verb) ortadan kaldırmak, engellemek;

(adjective) İskoç

Örnek:

He ordered a glass of single malt Scotch.
Bir kadeh tek malt İskoç viskisi sipariş etti.

advocaat

/ˈædvəkɑːt/

(noun) avukat, advocaat, yumurta likörü

Örnek:

My advocaat advised me to settle the case out of court.
Avukatım davayı mahkeme dışında çözmemi tavsiye etti.

alcohol

/ˈæl.kə.hɑːl/

(noun) alkol

Örnek:

Drinking too much alcohol can be harmful to your health.
Çok fazla alkol içmek sağlığınıza zararlı olabilir.

bourbon

/ˈbɝː.bən/

(noun) bourbon

Örnek:

He ordered a glass of bourbon on the rocks.
Bir bardak buzlu bourbon sipariş etti.

malt whisky

/ˈmɔːlt ˌwɪs.ki/

(noun) malt viski

Örnek:

He enjoyed a glass of fine single malt whisky after dinner.
Akşam yemeğinden sonra bir kadeh kaliteli tek malt viski keyfi yaptı.

Cointreau

/ˈkwɑːn.troʊ/

(trademark) Cointreau

Örnek:

She made a Margarita with tequila, lime juice, and Cointreau.
Tekila, misket limonu suyu ve Cointreau ile Margarita yaptı.

crème de cacao

/ˌkrem də kəˈkaʊ/

(noun) krem de kakao, kakao likörü

Örnek:

The bartender added a splash of crème de cacao to the cocktail.
Barmen kokteyle bir miktar krem de kakao ekledi.

ginger wine

/ˈdʒɪn.dʒər ˌwaɪn/

(noun) zencefil şarabı

Örnek:

She offered me a glass of homemade ginger wine.
Bana bir bardak ev yapımı zencefil şarabı ikram etti.

goldwasser

/ˈɡoʊldˌwɑːsər/

(noun) Goldwasser, Danzig likörü

Örnek:

He brought a bottle of Goldwasser as a souvenir from his trip to Gdańsk.
Gdańsk gezisinden hatıra olarak bir şişe Goldwasser getirdi.

grand marnier

/ˌɡrɑːnd mɑːrnˈjeɪ/

(trademark) Grand Marnier

Örnek:

She added a splash of Grand Marnier to the dessert sauce.
Tatlı sosuna bir miktar Grand Marnier ekledi.

grappa

/ˈɡrɑː.pə/

(noun) grappa

Örnek:

After dinner, we enjoyed a small glass of grappa.
Yemekten sonra küçük bir kadeh grappa keyfi yaptık.

poteen

/pəˈtiːn/

(noun) poteen, kaçak içki

Örnek:

The old man offered us a glass of homemade poteen.
Yaşlı adam bize bir bardak ev yapımı poteen ikram etti.

punch

/pʌntʃ/

(noun) yumruk, darbe, zımba;

(verb) yumruklamak, vurmak, delmek

Örnek:

He delivered a powerful punch to his opponent's jaw.
Rakibinin çenesine güçlü bir yumruk attı.

raki

/ˈrɑːki/

(noun) rakı

Örnek:

We enjoyed a glass of raki with our mezze.
Mezelerimizle birlikte bir kadeh rakı keyfi yaptık.

short

/ʃɔːrt/

(adjective) kısa, eksik, yetersiz;

(adverb) aniden, birdenbire;

(verb) borç vermek, kredi sağlamak

Örnek:

She has short hair.
Kısa saçları var.

spritzer

/ˈsprɪt.sɚ/

(noun) spritzer

Örnek:

I'll have a white wine spritzer, please.
Bir beyaz şarap spritzer alabilir miyim lütfen.

whiskey mac

/ˈwɪski mæk/

(noun) viski mac

Örnek:

He ordered a whiskey mac to warm himself up on the cold evening.
Soğuk akşamda ısınmak için bir viski mac sipariş etti.

amaretto

/ˌæm.əˈret̬.oʊ/

(noun) amaretto

Örnek:

She added a splash of amaretto to her coffee.
Kahvesine bir miktar amaretto ekledi.

whiskey

/ˈwɪs.ki/

(noun) viski

Örnek:

He ordered a glass of whiskey on the rocks.
Bir bardak buzlu viski sipariş etti.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren