Avatar of Vocabulary Set Mutfak Gereçleri Malzemeleri

Yiyecek ve İçecek Hazırlama İçinde Mutfak Gereçleri Malzemeleri Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Yiyecek ve İçecek Hazırlama' içinde 'Mutfak Gereçleri Malzemeleri' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

metal

/ˈmet̬.əl/

(noun) metal, heavy metal;

(verb) metal kaplamak, metal ile süslemek

Örnek:

The sculpture was made of polished metal.
Heykel cilalı metalden yapılmıştı.

copper

/ˈkɑː.pɚ/

(noun) bakır, bakır rengi, polis;

(verb) bakırla kaplamak, bakırlamak;

(adjective) bakır, bakır rengi

Örnek:

Electrical wires are often made of copper.
Elektrik telleri genellikle bakırdan yapılır.

cast iron

/ˌkæst ˈaɪərn/

(noun) dökme demir;

(adjective) dökme demir

Örnek:

The old bridge was made of cast iron.
Eski köprü dökme demirden yapılmıştı.

stainless steel

/ˌsteɪn.ləs ˈstiːl/

(noun) paslanmaz çelik;

(adjective) paslanmaz çelikten

Örnek:

Many kitchen appliances are made of stainless steel.
Birçok mutfak aleti paslanmaz çelikten yapılmıştır.

carbon steel

/ˌkɑːr.bən ˈstiːl/

(noun) karbon çeliği

Örnek:

The chef preferred knives made of high-carbon steel for their sharpness.
Şef, keskinlikleri nedeniyle yüksek karbon çeliği bıçakları tercih etti.

cladding

/ˈklæd.ɪŋ/

(noun) kaplama, giydirme, örtü

Örnek:

The building's exterior cladding was made of durable stone.
Binanın dış kaplaması dayanıklı taştan yapılmıştı.

coating

/ˈkoʊ.t̬ɪŋ/

(noun) kaplama, tabaka

Örnek:

The table had a thick coating of dust.
Masanın üzerinde kalın bir toz tabakası vardı.

enamel

/ɪˈnæm.əl/

(noun) emaye, sır, diş minesi;

(verb) emayelemek, sırlamak

Örnek:

The old bathtub had a chipped enamel finish.
Eski küvetin emaye kaplaması çatlamıştı.

seasoning

/ˈsiː.zən.ɪŋ/

(noun) baharat, çeşni, baharatlama

Örnek:

Add some seasoning to the soup for more flavor.
Daha fazla lezzet için çorbaya biraz baharat ekleyin.

non-stick

/ˌnɑːnˈstɪk/

(adjective) yapışmaz, anti-yapışkan

Örnek:

She cooked the eggs in a non-stick pan.
Yumurtaları yapışmaz bir tavada pişirdi.

pottery

/ˈpɑː.t̬ɚ.i/

(noun) çanak çömlek, seramik, çanak çömlekçilik

Örnek:

She collected antique pottery from various countries.
Çeşitli ülkelerden antika çanak çömlek topladı.

ceramics

/səˈræm.ɪks/

(noun) seramik, çömlekçilik, seramikler

Örnek:

She is studying ceramics at art school.
Sanat okulunda seramik okuyor.

glazed

/ɡleɪzd/

(adjective) camlı, sırlı, parlak;

(verb) camlamak, sırlamak, parlatmak

Örnek:

The new windows are double-glazed.
Yeni pencereler çift camlı.

porcelain

/ˈpɔːr.səl.ɪn/

(noun) porselen;

(adjective) porselen

Örnek:

The antique vase was made of delicate porcelain.
Antika vazo narin porselenden yapılmıştı.

glass

/ɡlæs/

(noun) cam, bardak, kadeh;

(verb) şişelemek, camlamak

Örnek:

The window is made of glass.
Pencere camdan yapılmış.

stone

/stoʊn/

(noun) taş, çekirdek, tohum;

(verb) çekirdeğini çıkarmak

Örnek:

He threw a stone into the lake.
Göle bir taş attı.

silicone

/ˈsɪl.ə.koʊn/

(noun) silikon

Örnek:

The baking mat is made of flexible silicone.
Fırın matı esnek silikondan yapılmıştır.

pyrex

/ˈpaɪ.reks/

(trademark) Pyrex

Örnek:

She baked the casserole in a Pyrex dish.
Güveci bir Pyrex kapta pişirdi.

tin

/tɪn/

(noun) kalay, teneke, konserve;

(verb) konserve yapmak

Örnek:

The roof was made of corrugated tin.
Çatı oluklu tenekeden yapılmıştı.

bone china

/ˌboʊn ˈtʃaɪ.nə/

(noun) kemik porselen

Örnek:

The delicate teacups were made of fine bone china.
Narin çay fincanları ince kemik porseleninden yapılmıştı.

China

/ˈtʃaɪ.nə/

(noun) Çin

Örnek:

China is known for its Great Wall and rich history.
Çin, Çin Seddi ve zengin tarihiyle tanınır.

crockery

/ˈkrɑː.kɚ.i/

(noun) mutfak eşyaları, çanak çömlek

Örnek:

She carefully washed the delicate crockery.
Hassas mutfak eşyalarını dikkatlice yıkadı.

earthenware

/ˈɜːr.θən.wer/

(noun) toprak kap, çömlek

Örnek:

The ancient civilization crafted beautiful earthenware pots.
Antik uygarlık güzel toprak kaplar üretti.

ovenproof

/ˈʌv.ən.pruːf/

(adjective) fırına dayanıklı, ısıya dayanıklı

Örnek:

Make sure the dish is ovenproof before putting it in the oven.
Fırına koymadan önce tabağın fırına dayanıklı olduğundan emin olun.

ovenware

/ˈʌv.ən.wer/

(noun) fırın kabı, fırın tepsisi

Örnek:

She placed the casserole in the ovenware dish.
Güveci fırın kabına koydu.

silver

/ˈsɪl.vɚ/

(noun) gümüş, gümüş para;

(adjective) gümüş, gümüş rengi;

(verb) gümüşlemek, gümüşle kaplamak

Örnek:

The ring is made of pure silver.
Yüzük saf gümüşten yapılmış.

silverware

/-vɚ.wer/

(noun) çatal bıçak takımı, gümüş eşya

Örnek:

Please set the table with the clean silverware.
Lütfen masayı temiz çatal bıçak takımı ile kurun.

stoneware

/ˈstoʊn.wer/

(noun) taş seramik, taş eşya

Örnek:

The artisan crafted a beautiful vase from stoneware.
Zanaatkar taş seramikten güzel bir vazo yaptı.

aluminum

/əˈluː.mə.nəm/

(noun) alüminyum

Örnek:

Most soda cans are made of aluminum.
Çoğu gazlı içecek kutusu alüminyumdan yapılmıştır.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren