Avatar of Vocabulary Set Değerli Taşlar

Kıyafet ve Moda İçinde Değerli Taşlar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Kıyafet ve Moda' içinde 'Değerli Taşlar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

amber

/ˈæm.bɚ/

(noun) kehribar;

(adjective) kehribar rengi

Örnek:

The ancient insect was perfectly preserved in a piece of amber.
Antik böcek, bir parça kehribar içinde mükemmel bir şekilde korunmuştu.

amethyst

/ˈæm.ə.θɪst/

(noun) ametist;

(adjective) ametist rengi, mor

Örnek:

She wore a necklace with a beautiful amethyst pendant.
Güzel bir ametist kolye ucu olan bir kolye takıyordu.

aquamarine

/ˌæk.wə.məˈriːn/

(noun) akuamarin, deniz mavisi;

(adjective) akuamarin rengi

Örnek:

The dress was a beautiful shade of aquamarine.
Elbise güzel bir akuamarin tonundaydı.

coral

/ˈkɔːr.əl/

(noun) mercan;

(adjective) mercan rengi

Örnek:

The diver admired the vibrant coral reef.
Dalgıç, canlı mercan resifine hayran kaldı.

emerald

/ˈem.ə.rəld/

(noun) zümrüt;

(adjective) zümrüt yeşili

Örnek:

She wore a necklace with a stunning emerald pendant.
Çarpıcı bir zümrüt kolye ucu olan bir kolye takıyordu.

gem

/dʒem/

(noun) mücevher, değerli taş, cevher;

(verb) mücevherle süslemek, değerli taşlarla bezemek

Örnek:

The necklace was adorned with sparkling gems.
Kolye pırıl pırıl mücevherlerle süslenmişti.

jade

/dʒeɪd/

(noun) at, beygir, yeşim;

(verb) yormak, bıktırmak

Örnek:

The old farmer rode his tired jade slowly down the dusty road.
Yaşlı çiftçi yorgun atını tozlu yolda yavaşça sürdü.

jewel

/ˈdʒuː.əl/

(noun) mücevher, değerli taş, değerli şey;

(verb) mücevherle süslemek, değerli taşlarla bezemek

Örnek:

She wore a necklace with a sparkling jewel.
Parlayan bir mücevherli kolye takıyordu.

rhinestone

/ˈraɪn.stoʊn/

(noun) yapay elmas, strass

Örnek:

Her dress was adorned with sparkling rhinestones.
Elbisesi pırıl pırıl yapay elmaslarla süslenmişti.

opal

/ˈoʊ.pəl/

(noun) opal

Örnek:

She wore a beautiful necklace with a large opal pendant.
Büyük bir opal kolye ucu olan güzel bir kolye takıyordu.

pearl

/pɝːl/

(noun) inci, değerli şey;

(verb) inci gibi olmak, damla damla olmak

Örnek:

She wore a necklace of beautiful pearls.
Güzel incilerden bir kolye takıyordu.

turquoise

/ˈtɝː.kɔɪz/

(noun) turkuaz;

(adjective) turkuaz

Örnek:

The ocean water was a beautiful shade of turquoise.
Okyanus suyu güzel bir turkuaz rengindeydi.

ruby

/ˈruː.bi/

(noun) yakut, yakut rengi, koyu kırmızı;

(adjective) yakut rengi, koyu kırmızı

Örnek:

She wore a necklace with a beautiful ruby pendant.
Güzel bir yakut kolye ucu olan bir kolye takıyordu.

sapphire

/ˈsæf.aɪr/

(noun) safir;

(adjective) safir mavisi

Örnek:

She wore a necklace with a beautiful sapphire pendant.
Güzel bir safir kolye ucu olan bir kolye takıyordu.

stone

/stoʊn/

(noun) taş, çekirdek, tohum;

(verb) çekirdeğini çıkarmak

Örnek:

He threw a stone into the lake.
Göle bir taş attı.

crystal

/ˈkrɪs.təl/

(noun) kristal, kristal cam;

(adjective) berrak, şeffaf

Örnek:

The chandelier was adorned with sparkling crystals.
Avize pırıl pırıl kristallerle süslenmişti.

stud

/stʌd/

(noun) çivi, düğme, aygır;

(verb) çivilemek, süslemek

Örnek:

The leather jacket was decorated with metal studs.
Deri ceket metal çivilerle süslenmişti.

tiara

/tiˈer.ə/

(noun) taç, diadem

Örnek:

The bride wore a beautiful diamond tiara.
Gelin güzel bir pırlanta taç takıyordu.

brilliant

/ˈbrɪl.jənt/

(adjective) parlak, dahice, mükemmel

Örnek:

She's a brilliant scientist.
O parlak bir bilim insanı.

agate

/ˈæɡ.ət/

(noun) akik

Örnek:

The necklace featured a beautiful polished agate pendant.
Kolye, güzel cilalı bir akik kolye ucu içeriyordu.

topaz

/ˈtoʊ.pæz/

(noun) topaz

Örnek:

She wore a necklace with a beautiful blue topaz pendant.
Güzel mavi bir topaz kolye ucu olan bir kolye takıyordu.

garnet

/ˈɡɑːr.nət/

(noun) lal taşı;

(adjective) lal taşı rengi

Örnek:

She wore a necklace with a beautiful garnet pendant.
Güzel bir lal taşı kolye ucu olan bir kolye takıyordu.

baguette

/bæɡˈet/

(noun) baget, Fransız ekmeği

Örnek:

She bought a fresh baguette for dinner.
Akşam yemeği için taze bir baget aldı.

diamond

/ˈdaɪ.ə.mənd/

(noun) elmas, pırlanta, baklava

Örnek:

She wore a beautiful diamond necklace.
Güzel bir pırlanta kolye takıyordu.

onyx

/ˈɑː.nɪks/

(noun) oniks

Örnek:

The ring was set with a beautiful black onyx stone.
Yüzük güzel bir siyah oniks taşıyla süslenmişti.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren