Avatar of Vocabulary Set Heykel

Sanat ve El Sanatları İçinde Heykel Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Sanat ve El Sanatları' içinde 'Heykel' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

bas-relief

/ˌbɑːs rɪˈliːf/

(noun) kabartma, alçak kabartma

Örnek:

The ancient Egyptian tomb featured intricate bas-reliefs depicting daily life.
Antik Mısır mezarı, günlük yaşamı tasvir eden karmaşık kabartmalar içeriyordu.

bust

/bʌst/

(noun) göğüs, meme, büst;

(verb) patlamak, kırmak, tutuklamak;

(adjective) bozuk, hasarlı

Örnek:

The dress had a fitted bust.
Elbisenin oturan bir göğüs kısmı vardı.

mobile

/ˈmoʊ.bəl/

(adjective) mobil, hareketli;

(noun) cep telefonu, mobil, süs

Örnek:

She has a very mobile face.
Çok hareketli bir yüzü var.

statue

/ˈstætʃ.uː/

(noun) heykel

Örnek:

The city square is dominated by a large bronze statue.
Şehir meydanına büyük bir bronz heykel hakimdir.

armature

/ˈɑːr.mə.tʃɚ/

(noun) endüvi, iskelet, çatı

Örnek:

The technician replaced the worn armature in the old motor.
Teknisyen, eski motordaki aşınmış endüviyi değiştirdi.

carving

/ˈkɑːr.vɪŋ/

(noun) oyma, gravür, oyma eser

Örnek:

The intricate carving on the wooden door was breathtaking.
Ahşap kapıdaki karmaşık oyma nefes kesiciydi.

maquette

/mæˈket/

(noun) maket, model

Örnek:

The artist created a detailed maquette before starting the full-scale sculpture.
Sanatçı, tam boyutlu heykeli yapmaya başlamadan önce detaylı bir maket oluşturdu.

ready-made

/ˌred.iˈmeɪd/

(adjective) hazır, önceden yapılmış, kolay

Örnek:

She bought a ready-made dress for the party.
Parti için hazır bir elbise aldı.

patina

/pəˈti.nə/

(noun) patina, oksit tabakası, parlaklık

Örnek:

The ancient bronze statue had a beautiful green patina.
Antik bronz heykelin üzerinde güzel bir yeşil patina vardı.

chisel

/ˈtʃɪz.əl/

(noun) keski;

(verb) keskiyle yontmak, oymak, dolandırmak

Örnek:

He used a wood chisel to carve the intricate details.
Karmaşık detayları oymak için ahşap bir keski kullandı.

hammer

/ˈhæm.ɚ/

(noun) çekiç, horoz (silah);

(verb) çekiçlemek, vurmak

Örnek:

He used a hammer to nail the boards together.
Tahtaları bir araya çakmak için bir çekiç kullandı.

clamp

/klæmp/

(noun) kelepçe, mengene, kıskaç;

(verb) kelepçelemek, sıkıştırmak, mengenelemek

Örnek:

He used a G-clamp to hold the wood in place while the glue dried.
Tutkal kururken ahşabı yerinde tutmak için bir G-mengene kullandı.

vise

/vaɪs/

(noun) mengene;

(verb) mengenelemek, sıkıca tutmak

Örnek:

He clamped the wood firmly in the vise before drilling.
Delmeden önce ahşabı mengenede sıkıca sabitledi.

mallet

/ˈmæl.ɪt/

(noun) tokmak, çekiç, kroket tokmağı

Örnek:

He used a rubber mallet to gently tap the pieces into place.
Parçaları nazikçe yerine oturtmak için lastik bir tokmak kullandı.

kiln

/kɪln/

(noun) fırın, ocak

Örnek:

The potter loaded the freshly molded clay into the kiln.
Çömlekçi, yeni şekillendirilmiş kili fırına yükledi.

pliers

/ˈplaɪ.ɚz/

(plural noun) pense

Örnek:

He used the pliers to bend the wire into shape.
Teli şekillendirmek için pense kullandı.

potter's wheel

/ˈpɑː.t̬ɚz ˌwiːl/

(noun) çömlekçi çarkı

Örnek:

The artist skillfully shaped the clay on the potter's wheel.
Sanatçı, çömlekçi çarkı üzerinde kili ustaca şekillendirdi.

sandpaper

/ˈsændˌpeɪ.pɚ/

(noun) zımpara kağıdı;

(verb) zımparalamak, pürüzsüzleştirmek

Örnek:

He used a piece of fine-grit sandpaper to smooth the edges of the wooden table.
Ahşap masanın kenarlarını düzeltmek için ince taneli zımpara kağıdı kullandı.

saw

/sɑː/

(noun) atasözü, vecize, testere;

(verb) testere ile kesmek;

(past tense) gördü

Örnek:

As the old saw goes, 'Look before you leap.'
Eski bir atasözü der ki, 'Atlamadan önce bak.'

scraper

/ˈskreɪ.pɚ/

(noun) kazıyıcı, spatula, gökdelen

Örnek:

She used a paint scraper to remove the old layers.
Eski katmanları çıkarmak için bir boya kazıyıcı kullandı.

welding

/ˈwel.dɪŋ/

(noun) kaynak, kaynakçılık;

(verb) kaynak yapan, kaynaklamakta olan

Örnek:

The engineer specialized in robotic welding for automotive parts.
Mühendis, otomotiv parçaları için robotik kaynak konusunda uzmanlaşmıştı.

wire cutters

/ˈwaɪər ˌkʌtərz/

(noun) tel kesici, yan keski

Örnek:

He used the wire cutters to snip the electrical cable.
Elektrik kablosunu kesmek için tel kesici kullandı.

stele

/ˈstiː.li/

(noun) stel, dikili taş

Örnek:

The ancient Egyptian stele depicted hieroglyphs and images of pharaohs.
Antik Mısır stelinde hiyeroglifler ve firavun resimleri tasvir edilmiştir.

sandcastle

/ˈsændˌkæs.əl/

(noun) kumdan kale

Örnek:

The children spent hours building a magnificent sandcastle on the beach.
Çocuklar sahilde muhteşem bir kumdan kale inşa etmek için saatler harcadı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren