Avatar of Vocabulary Set Görünüşle İlgili Kelimeler

Görünüş İçinde Görünüşle İlgili Kelimeler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Görünüş' içinde 'Görünüşle İlgili Kelimeler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

countenance

/ˈkaʊn.t̬ən.əns/

(noun) yüz, yüz ifadesi;

(verb) göz yummak, onaylamak

Örnek:

Her calm countenance reassured everyone in the room.
Sakin yüz ifadesi odadaki herkesi rahatlattı.

expression

/ɪkˈspreʃ.ən/

(noun) ifade, dışavurum, deyim

Örnek:

Art is a form of self-expression.
Sanat bir kendini ifade etme biçimidir.

look

/lʊk/

(verb) bakmak, aramak, görünmek;

(noun) bakış, görünüş, ifade

Örnek:

She looked at him and smiled.
Ona baktı ve gülümsedi.

attractiveness

/əˈtræk.tɪv.nəs/

(noun) çekicilik, cazibe

Örnek:

The attractiveness of the new car model was undeniable.
Yeni araba modelinin çekiciliği yadsınamazdı.

makeover

/ˈmeɪkˌoʊ.vɚ/

(noun) makyaj, yenileme, değişim

Örnek:

She got a complete makeover at the salon.
Salonda tam bir makyaj yaptırdı.

sex appeal

/ˈseks əˌpiːl/

(noun) cinsel çekicilik, seksapil

Örnek:

She has a lot of sex appeal.
Çok fazla cinsel çekiciliği var.

figure

/ˈfɪɡ.jɚ/

(noun) rakam, sayı, fizik;

(verb) düşünmek, tahmin etmek, çözmek

Örnek:

The latest unemployment figures are alarming.
Son işsizlik rakamları endişe verici.

complexion

/kəmˈplek.ʃən/

(noun) ten rengi, cilt, yapı

Örnek:

She has a fair complexion and rosy cheeks.
Açık bir ten rengi ve pembe yanakları var.

posture

/ˈpɑːs.tʃɚ/

(noun) duruş, vücut pozisyonu, tavır;

(verb) poz vermek, gösteriş yapmak, numara yapmak

Örnek:

Good posture is important for spinal health.
İyi duruş omurga sağlığı için önemlidir.

appeal

/əˈpiːl/

(verb) çağrı yapmak, çağrı, cazip gelmek;

(noun) çağrı, ricada bulunma, çekicilik

Örnek:

Police are appealing for witnesses to the accident.
Polis, kazanın tanıklarına çağrı yapıyor.

charm

/tʃɑːrm/

(noun) çekicilik, cazibe, uğur;

(verb) büyülemek, cezbetmek

Örnek:

Her natural charm captivated everyone in the room.
Doğal çekiciliği odadaki herkesi büyüledi.

glamor

/ˈɡlæm.ɚ/

(noun) çekicilik, göz alıcılık, parıltı

Örnek:

Hollywood stars often possess an undeniable glamor.
Hollywood yıldızları genellikle inkar edilemez bir çekiciliğe sahiptir.

charisma

/kəˈrɪz.mə/

(noun) karizma, çekicilik

Örnek:

He was a leader with immense charisma.
O, muazzam bir karizmaya sahip bir liderdi.

good looks

/ɡʊd ˈlʊks/

(plural noun) güzel görünüş, yakışıklılık

Örnek:

She was admired for her intelligence and good looks.
Zekası ve güzel görünüşü nedeniyle takdir edildi.

allure

/əˈlʊr/

(noun) çekicilik, cazibe, baştan çıkarıcılık;

(verb) cezbetmek, baştan çıkarmak, çekmek

Örnek:

The allure of the big city was hard to resist.
Büyük şehrin cezbediciliği karşı konulmazdı.

attraction

/əˈtræk.ʃən/

(noun) çekim, cazibe, ilgi çekicilik

Örnek:

The new exhibit is a major attraction for tourists.
Yeni sergi, turistler için önemli bir cazibe merkezidir.

elegance

/ˈel.ə.ɡəns/

(noun) zarafet, incelik, sadelik

Örnek:

Her movements were full of elegance and grace.
Hareketleri zarafet ve incelikle doluydu.

loveliness

/ˈlʌv.li.nəs/

(noun) güzellik, sevimlilik

Örnek:

The loveliness of the sunset took her breath away.
Gün batımının güzelliği nefesini kesti.

je ne sais quoi

/ˌʒə n(ə) seɪ ˈkwɑː/

(noun) ne olduğunu bilmediğim bir şey, tanımlanamayan çekicilik

Örnek:

She has a certain je ne sais quoi that makes her irresistible.
Onu karşı konulmaz kılan belli bir ne olduğunu bilmediğim bir şey var.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren