Avatar of Vocabulary Set Erkek Güzelliği

Görünüş İçinde Erkek Güzelliği Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Görünüş' içinde 'Erkek Güzelliği' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

adonis

/əˈdɑː.nɪs/

(noun) Adonis, çok yakışıklı genç adam

Örnek:

He was a true Adonis, with chiseled features and a muscular physique.
Yontulmuş hatları ve kaslı fiziğiyle gerçek bir Adonis'ti.

babe magnet

/ˈbeɪb ˌmæɡ.nət/

(noun) kadın mıknatısı, çapkın

Örnek:

With his new sports car, he thinks he's a real babe magnet.
Yeni spor arabasıyla kendini tam bir kadın mıknatısı sanıyor.

beefcake

/ˈbiːf.keɪk/

(noun) kaslı erkek, vücutçu

Örnek:

The movie featured a lot of shirtless beefcake actors.
Filmde çok sayıda gömleksiz kaslı erkek oyuncu vardı.

god

/ɡɑːd/

(noun) Tanrı, tanrı, ilah;

(exclamation) Tanrım, Allahım

Örnek:

Many people believe in one God.
Birçok insan tek bir Tanrı'ya inanır.

heartthrob

/ˈhɑːrt.θrɑːb/

(noun) kalpleri çalan, idol

Örnek:

The young actor became an instant heartthrob after his role in the romantic comedy.
Genç oyuncu, romantik komedideki rolünden sonra anında kalpleri çalan biri oldu.

hunk

/hʌŋk/

(noun) parça, kalın dilim, yakışıklı

Örnek:

He cut a large hunk of bread from the loaf.
Somundan büyük bir parça ekmek kesti.

ladies' man

/ˈleɪ.diz ˌmæn/

(noun) çapkın, kadın düşkünü

Örnek:

He's quite the ladies' man, always surrounded by women.
Tam bir çapkın, her zaman kadınlarla çevrili.

lady killer

/ˈleɪ.di ˌkɪl.ər/

(noun) kadın avcısı, çapkın

Örnek:

He fancies himself a bit of a lady killer, always charming the women at parties.
Kendini biraz kadın avcısı sanıyor, partilerde hep kadınları büyülüyor.

prince charming

/ˌprɪns ˈtʃɑːr.mɪŋ/

(noun) Yakışıklı Prens

Örnek:

Every girl dreams of her Prince Charming.
Her kız kendi Yakışıklı Prensini hayal eder.

stud

/stʌd/

(noun) çivi, düğme, aygır;

(verb) çivilemek, süslemek

Örnek:

The leather jacket was decorated with metal studs.
Deri ceket metal çivilerle süslenmişti.

dashing

/ˈdæʃ.ɪŋ/

(adjective) şık, cesur, gösterişli

Örnek:

He looked very dashing in his new suit.
Yeni takım elbisesiyle çok şık görünüyordu.

debonair

/ˌdeb.əˈner/

(adjective) şık, nazik, neşeli

Örnek:

He looked very debonair in his tuxedo.
Smokin içinde çok şık görünüyordu.

dreamboat

/ˈdriːm.boʊt/

(noun) rüya gibi, ideal, çok çekici kişi veya şey

Örnek:

He's a real dreamboat, with his charming smile and kind eyes.
O gerçek bir rüya gibi, büyüleyici gülümsemesi ve nazik gözleriyle.

good-looking

/ˌɡʊdˈlʊkɪŋ/

(adjective) yakışıklı, güzel, çekici

Örnek:

He's a very good-looking man.
Çok yakışıklı bir adam.

handsome

/ˈhæn.səm/

(adjective) yakışıklı, güzel, gösterişli

Örnek:

He's a very handsome man with a charming smile.
Çekici bir gülümsemesi olan çok yakışıklı bir adam.

hunky

/ˈhʌŋ.ki/

(adjective) yakışıklı, kaslı, çekici

Örnek:

He's a tall, dark, and hunky guy.
Uzun boylu, esmer ve yakışıklı bir adam.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren