Avatar of Vocabulary Set Sözleşmeler

TOEIC Temel 600 Kelime İçinde Sözleşmeler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEIC Temel 600 Kelime' içinde 'Sözleşmeler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

abide by

/əˈbaɪd baɪ/

(phrasal verb) uymak, riayet etmek

Örnek:

You must abide by the rules of the game.
Oyunun kurallarına uymalısın.

agreement

/əˈɡriː.mənt/

(noun) anlaşma, mutabakat, uzlaşma

Örnek:

We reached an agreement on the terms of the contract.
Sözleşme şartları üzerinde bir anlaşmaya vardık.

assurance

/əˈʃʊr.əns/

(noun) güvence, teminat, söz

Örnek:

He gave me his assurance that the work would be completed on time.
İşin zamanında biteceğine dair bana güvence verdi.

cancellation

/ˌkæn.səlˈeɪ.ʃən/

(noun) iptal, fesih

Örnek:

The flight cancellation caused a lot of inconvenience.
Uçuş iptali çok fazla rahatsızlığa neden oldu.

determine

/dɪˈtɝː.mɪn/

(verb) belirlemek, karar vermek, tespit etmek

Örnek:

The success of the project will determine our future.
Projenin başarısı geleceğimizi belirleyecek.

engage

/ɪnˈɡeɪdʒ/

(verb) meşgul etmek, ilgisini çekmek, dahil etmek;

(adjective) meşgul, dalmış

Örnek:

The story was so captivating that it fully engaged my attention.
Hikaye o kadar büyüleyiciydi ki dikkatimi tamamen çekti.

establish

/ɪˈstæb.lɪʃ/

(verb) kurmak, oluşturmak, tesis etmek

Örnek:

The company was established in 1990.
Şirket 1990 yılında kuruldu.

obligate

/ˈɑːb.lɪ.ɡeɪt/

(verb) yükümlü kılmak, zorunlu kılmak;

(adjective) yükümlü, zorunlu

Örnek:

The contract obligates us to complete the work by next month.
Sözleşme bizi işi gelecek aya kadar tamamlamaya mecbur ediyor.

party

/ˈpɑːr.t̬i/

(noun) parti, eğlence, grup;

(verb) parti yapmak, eğlenmek

Örnek:

We're having a birthday party for my sister.
Kız kardeşim için bir doğum günü partisi veriyoruz.

provision

/prəˈvɪʒ.ən/

(noun) sağlama, tedarik, erzak;

(verb) erzak sağlamak, tedarik etmek

Örnek:

The provision of food and shelter was the first priority.
Yiyecek ve barınak sağlama ilk öncelikti.

resolve

/rɪˈzɑːlv/

(verb) çözmek, halletmek, karar vermek;

(noun) kararlılık, azim

Örnek:

We need to resolve this issue quickly.
Bu sorunu hızla çözmemiz gerekiyor.

specific

/spəˈsɪf.ɪk/

(adjective) belirli, spesifik, özgü

Örnek:

Please provide specific examples.
Lütfen belirli örnekler verin.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren