Avatar of Vocabulary Set 900 Puan

14. Gün - İş Gezisinin Amacı İçinde 900 Puan Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'14. Gün - İş Gezisinin Amacı' içinde '900 Puan' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

airsickness

/ˈer.sɪk.nəs/

(noun) uçak tutması

Örnek:

She took some medication to prevent airsickness before the long flight.
Uzun uçuştan önce uçak tutmasını önlemek için ilaç aldı.

barge

/bɑːrdʒ/

(noun) mavna, nehir gemisi;

(verb) dalmak, sertçe geçmek

Örnek:

The coal was transported down the river by barge.
Kömür nehir aşağı mavna ile taşındı.

be left unattended

/bi left ˌʌn.əˈten.dɪd/

(phrase) sahipsiz bırakılmak, gözetimsiz kalmak

Örnek:

Baggage must not be left unattended at any time.
Bagajlar hiçbir zaman sahipsiz bırakılmamalıdır.

buckle up

/ˈbʌk.əl ʌp/

(phrasal verb) emniyet kemerini takmak, kemer bağlamak, hazırlanmak

Örnek:

Please buckle up before we start the car.
Lütfen arabayı çalıştırmadan önce emniyet kemerinizi takın.

carousel

/ˌker.əˈsel/

(noun) atlıkarınca, bagaj bandı, bagaj konveyörü

Örnek:

The children loved riding on the carousel at the fair.
Çocuklar fuardaki atlıkarıncaya binmeyi çok sevdi.

channel

/ˈtʃæn.əl/

(noun) kanal, su yolu, yol;

(verb) yönlendirmek, aktarmak, ifade etmek

Örnek:

What channel is the news on?
Haberler hangi kanalda?

deck

/dek/

(noun) güverte, iskambil destesi, deste;

(verb) süslemek, donatmak, devirmek

Örnek:

We stood on the deck watching the sunset.
Güvertede durup gün batımını izledik.

dock

/dɑːk/

(noun) iskele, rıhtım, havuz;

(verb) yanaşmak, demirlemek, kesinti yapmak

Örnek:

The ship pulled up to the dock to unload its goods.
Gemi, mallarını boşaltmak için iskeleye yanaştı.

harbor

/ˈhɑːr.bɚ/

(noun) liman, barınak, sığınak;

(verb) beslemek, barındırmak, sığınak sağlamak

Örnek:

The ships returned to harbor after the storm.
Fırtınadan sonra gemiler limana döndü.

life preserver

/ˈlaɪf prɪˌzɜːr.vɚ/

(noun) can simidi, can yeleği

Örnek:

The sailor threw a life preserver to the man who fell overboard.
Denizci, denize düşen adama bir can simidi fırlattı.

meet one's flight

/miːt wʌnz flaɪt/

(phrase) birinin uçuşunu karşılamak, havaalanında karşılamak

Örnek:

I need to leave now to meet my sister's flight at 6 PM.
Saat 18:00'de kız kardeşimin uçuşunu karşılamak için şimdi çıkmam gerekiyor.

stall

/stɑːl/

(noun) tezgah, stant, ahır bölmesi;

(verb) durmak, oyalamak, stop etmek

Örnek:

She set up a fruit stall at the farmer's market.
Çiftçi pazarında bir meyve tezgahı kurdu.

tie the boat to

/taɪ ðə boʊt tuː/

(phrase) tekneyi bağlamak

Örnek:

Please tie the boat to the dock before you get out.
Lütfen inmeden önce tekneyi iskeleye bağlayın.

turbulence

/ˈtɝː.bjə.ləns/

(noun) türbülans, çalkantı, kargaşa

Örnek:

The plane experienced severe turbulence during the storm.
Uçak fırtına sırasında şiddetli türbülans yaşadı.

allowance

/əˈlaʊ.əns/

(noun) harçlık, ödenek, tahsisat

Örnek:

My parents give me a weekly allowance.
Ailem bana haftalık harçlık veriyor.

concourse

/ˈkɑːn.kɔːrs/

(noun) salon, büyük hol, topluluk

Örnek:

Passengers gathered in the main concourse of the airport.
Yolcular havalimanının ana salonunda toplandı.

lodging

/ˈlɑː.dʒɪŋ/

(noun) konaklama, barınma

Örnek:

The price includes board and lodging.
Fiyata yemek ve konaklama dahildir.

presumable

/prɪˈzuː.mə.bəl/

(adjective) muhtemel, olası

Örnek:

The presumable cause of the fire was a faulty electrical wire.
Yangının muhtemel nedeni kusurlu bir elektrik kablosuydu.

touch down

/tʌtʃ daʊn/

(noun) iniş, touchdown;

(verb) iniş yapmak

Örnek:

The pilot announced that they would touch down in ten minutes.
Pilot, on dakika içinde iniş yapacaklarını duyurdu.

aviation

/ˌeɪ.viˈeɪ.ʃən/

(noun) havacılık

Örnek:

He has a lifelong passion for aviation.
Havacılığa karşı ömür boyu süren bir tutkusu var.

charter plane

/ˈtʃɑːr.tər pleɪn/

(noun) charter uçağı, özel kiralık uçak

Örnek:

The sports team traveled to the tournament on a charter plane.
Spor takımı turnuvaya bir charter uçağı ile gitti.

confer

/kənˈfɝː/

(verb) vermek, bahşetmek, görüşmek

Örnek:

The university will confer an honorary degree upon the visiting dignitary.
Üniversite, ziyaret eden önemli kişiye fahri bir derece verecek.

disembark

/ˌdɪs.ɪmˈbɑːrk/

(verb) inmek, karaya çıkmak

Örnek:

Passengers are requested to disembark promptly upon arrival.
Yolcuların varışta derhal inmesi rica olunur.

dispense

/dɪˈspens/

(verb) dağıtmak, vermek, kaldırmak

Örnek:

The machine dispenses tickets.
Makine bilet verir.

impound

/ɪmˈpaʊnd/

(verb) bağlamak, el koymak, ağıla kapatmak

Örnek:

The police decided to impound the illegally parked car.
Polis, yasa dışı park edilmiş arabayı bağlamaya karar verdi.

motion sickness

/ˈmoʊ.ʃən ˌsɪk.nəs/

(noun) hareket hastalığı, deniz tutması

Örnek:

She always gets motion sickness on long car rides.
Uzun araba yolculuklarında her zaman hareket hastalığı yaşar.

prestigious

/presˈtɪdʒ.əs/

(adjective) prestijli, saygın, ünlü

Örnek:

She received a scholarship to a prestigious university.
Prestijli bir üniversiteden burs aldı.

quarantine desk

/ˈkwɔːr.ən.tiːn desk/

(noun) karantina masası

Örnek:

All incoming international mail must be placed on the quarantine desk for screening.
Gelen tüm uluslararası postalar tarama için karantina masasına bırakılmalıdır.

remittance

/rɪˈmɪt̬.əns/

(noun) havale, ödeme, para gönderme

Örnek:

She sent a monthly remittance to her family abroad.
Yurtdışındaki ailesine aylık havale gönderdi.

swap

/swɑːp/

(noun) takas, değişim;

(verb) takas etmek, değiştirmek

Örnek:

Let's do a quick swap of seats.
Hızlı bir koltuk değişimi yapalım.

turn up

/tɜːrn ʌp/

(phrasal verb) ortaya çıkmak, gelmek, açmak

Örnek:

He didn't turn up for the meeting.
Toplantıya gelmedi.

vessel

/ˈves.əl/

(noun) gemi, tekne, kap

Örnek:

The fishing vessel returned to port with a full catch.
Balıkçı gemisi tam avla limana döndü.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren