Avatar of Vocabulary Set Temel 2

11. Gün - Yeni Ürün Lansmanı İçinde Temel 2 Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'11. Gün - Yeni Ürün Lansmanı' içinde 'Temel 2' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

brand new

/ˌbrænd ˈnuː/

(adjective) yepyeni, sıfır

Örnek:

She bought a brand new car yesterday.
Dün yepyeni bir araba aldı.

break down

/breɪk daʊn/

(phrasal verb) bozulmak, arızalanmak, yıkılmak

Örnek:

My car broke down on the way to work.
Arabam işe giderken bozuldu.

developer

/dɪˈvel.ə.pɚ/

(noun) geliştirici, müteahhit, banyo

Örnek:

She works as a software developer for a tech company.
Bir teknoloji şirketinde yazılım geliştiricisi olarak çalışıyor.

handmade

/ˌhændˈmeɪd/

(adjective) el yapımı, el işi

Örnek:

She bought a beautiful handmade rug from the market.
Pazardan güzel bir el yapımı halı aldı.

in a row

/ɪn ə roʊ/

(phrase) üst üste, arka arkaya

Örnek:

She won three games in a row.
Üç maçı üst üste kazandı.

late

/leɪt/

(adjective) geç, gecikmiş, son;

(adverb) geç, gecikmeli, geç saatlere kadar

Örnek:

She was late for her appointment.
Randevusuna geç kaldı.

lid

/lɪd/

(noun) kapak, göz kapağı

Örnek:

Please put the lid back on the pot.
Lütfen kapağı tencerenin üzerine geri koyun.

sample

/ˈsæm.pəl/

(noun) örnek, numune;

(verb) örneklemek, tatmak

Örnek:

Please provide a sample of your work.
Lütfen çalışmanızdan bir örnek verin.

switch off

/swɪtʃ ɔf/

(phrasal verb) kapatmak, devre dışı bırakmak, kafa dinlemek

Örnek:

Please switch off the lights when you leave the room.
Odadan çıkarken lütfen ışıkları kapatın.

turn off

/tɜːrn ɔːf/

(phrasal verb) kapatmak, durdurmak, soğutmak

Örnek:

Please turn off the lights when you leave.
Lütfen çıkarken ışıkları kapatın.

be known for

/bi noʊn fɔr/

(phrase) ile tanınmak, ile bilinmek

Örnek:

The city is known for its beautiful architecture.
Şehir, güzel mimarisiyle tanınır.

be made of

/biːt əˈraʊnd ðə bʊʃ/

(phrase) -den yapılmış, -den oluşmuş, bir özelliğe sahip olmak

Örnek:

The table is made of wood.
Masa ahşaptan yapılmıştır.

catalog

/ˈkæt̬.əl.ɑːɡ/

(noun) katalog;

(verb) kataloglamak, listelemek

Örnek:

The library has an online catalog of all its books.
Kütüphanenin tüm kitaplarının çevrimiçi bir kataloğu var.

chemist

/ˈkem.ɪst/

(noun) kimyager, eczacı, eczane

Örnek:

The chemist conducted experiments in the lab.
Kimyager laboratuvarda deneyler yaptı.

close down

/kloʊz daʊn/

(phrasal verb) kapatmak, işi durdurmak

Örnek:

The factory will close down next month, resulting in many job losses.
Fabrika gelecek ay kapanacak ve birçok iş kaybına neden olacak.

control

/kənˈtroʊl/

(noun) kontrol, denetim, kumanda;

(verb) kontrol etmek, yönetmek, kısıtlamak

Örnek:

She has excellent control over her emotions.
Duyguları üzerinde mükemmel bir kontrolü var.

design

/dɪˈzaɪn/

(noun) tasarım, plan, tasarım sanatı;

(verb) tasarlamak, çizmek, amaçlamak

Örnek:

The architect presented the final design for the new building.
Mimar, yeni bina için son tasarımı sundu.

discovery

/dɪˈskʌv.ɚ.i/

(noun) keşif, buluntu, keşfedilen şey

Örnek:

The discovery of penicillin revolutionized medicine.
Penisilinin keşfi tıpta devrim yarattı.

historic

/hɪˈstɔːr.ɪk/

(adjective) tarihi, önemli

Örnek:

The signing of the Declaration of Independence was a historic event.
Bağımsızlık Bildirgesi'nin imzalanması tarihi bir olaydı.

invention

/ɪnˈven.ʃən/

(noun) icat, buluş, uydurma

Örnek:

The invention of the printing press revolutionized communication.
Matbaanın icat edilmesi iletişimi devrimleştirdi.

original

/əˈrɪdʒ.ən.əl/

(adjective) orijinal, ilk, özgün;

(noun) orijinal, özgün eser

Örnek:

The original plan was to leave early.
Orijinal plan erken ayrılmaktı.

receive

/rɪˈsiːv/

(verb) almak, teslim almak, uğramak

Örnek:

She received a letter from her friend.
Arkadaşından bir mektup aldı.

repeat

/rɪˈpiːt/

(verb) tekrar etmek, yinelemek, yeniden yapmak;

(noun) tekrar, yineleme

Örnek:

Could you please repeat that?
Lütfen bunu tekrar eder misiniz?

request form

/rɪˈkwest fɔːrm/

(noun) talep formu, istek formu

Örnek:

Please fill out the request form to order new office supplies.
Yeni ofis malzemeleri sipariş etmek için lütfen talep formunu doldurun.

sensor

/ˈsen.sɚ/

(noun) sensör, algılayıcı

Örnek:

The car has a parking sensor that beeps when you get too close to an object.
Arabanın bir nesneye çok yaklaştığınızda öten bir park sensörü var.

technique

/tekˈniːk/

(noun) teknik, yöntem

Örnek:

He has a unique painting technique.
Eşsiz bir resim tekniği var.

test

/test/

(noun) test, deneme, sınav;

(verb) test etmek, denemek, sınamak

Örnek:

The new software underwent rigorous tests before its release.
Yeni yazılım piyasaya sürülmeden önce titiz testlerden geçti.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren