Avatar of Vocabulary Set 800 Puan

11. Gün - Yeni Ürün Lansmanı İçinde 800 Puan Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'11. Gün - Yeni Ürün Lansmanı' içinde '800 Puan' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

a series of

/ə ˈsɪriz əv/

(phrase) bir dizi, bir seri

Örnek:

The police are investigating a series of burglaries in the area.
Polis, bölgedeki bir dizi hırsızlığı araştırıyor.

check the manual

/tʃek ðə ˈmænjuəl/

(phrase) kılavuzu kontrol etmek, el kitabına bakmak

Örnek:

If you don't know how to set the timer, check the manual.
Zamanlayıcıyı nasıl ayarlayacağınızı bilmiyorsanız kılavuzu kontrol edin.

come up with

/kʌm ʌp wɪð/

(phrasal verb) bulmak, ortaya atmak, aklına gelmek

Örnek:

Can you come up with a better solution?
Daha iyi bir çözüm bulabilir misin?

enter a contest

/ˈen.tər ə ˈkɑːn.test/

(phrase) yarışmaya katılmak, yarışmaya girmek

Örnek:

I decided to enter a contest to win a new car.
Yeni bir araba kazanmak için bir yarışmaya katılmaya karar verdim.

give a demonstration of

/ɡɪv ə ˌdem.ənˈstreɪ.ʃən əv/

(phrase) gösterisini yapmak, sunumunu yapmak

Örnek:

The chef will give a demonstration of how to prepare the dish.
Şef, yemeğin nasıl hazırlanacağına dair bir gösteri yapacak.

go straight to

/ɡoʊ streɪt tuː/

(idiom) doğrudan gitmek, direkt gitmek, sadede gelmek

Örnek:

After the meeting, I will go straight to the airport.
Toplantıdan sonra doğrudan havaalanına gideceğim.

laboratory

/ˈlæb.rə.tɔːr.i/

(noun) laboratuvar, lab

Örnek:

The scientists conducted experiments in the laboratory.
Bilim insanları deneyleri laboratuvarda yaptı.

latest work

/ˈleɪ.tɪst wɝːk/

(noun) son çalışma, son eser

Örnek:

The artist is exhibiting her latest work at the gallery.
Sanatçı, son çalışmasını galeride sergiliyor.

lightweight

/ˈlaɪt.weɪt/

(adjective) hafif, yüzeysel;

(noun) hafif sıklet, önemsiz kişi

Örnek:

The new laptop is incredibly lightweight, making it perfect for travel.
Yeni dizüstü bilgisayar inanılmaz hafif, bu da onu seyahat için mükemmel kılıyor.

out of date

/aʊt əv deɪt/

(adjective) eskimiş, modası geçmiş, son kullanma tarihi geçmiş

Örnek:

That software is completely out of date.
O yazılım tamamen eskimiş.

product designer

/ˈprɑː.dʌkt dɪˈzaɪ.nɚ/

(noun) ürün tasarımcısı

Örnek:

The product designer created a sleek interface for the new mobile app.
Ürün tasarımcısı, yeni mobil uygulama için şık bir arayüz oluşturdu.

product display

/ˈprɑː.dʌkt dɪˈspleɪ/

(noun) ürün teşhiri, ürün sergileme

Örnek:

The store manager created an eye-catching product display for the new summer collection.
Mağaza müdürü, yeni yaz koleksiyonu için göz alıcı bir ürün teşhiri oluşturdu.

redesign

/ˌriː.dɪˈzaɪn/

(verb) yeniden tasarlamak, tekrar dizayn etmek;

(noun) yeniden tasarım, dizayn değişikliği

Örnek:

We need to redesign the website to make it more user-friendly.
Web sitesini daha kullanıcı dostu hale getirmek için yeniden tasarlamamız gerekiyor.

trial period

/ˈtraɪ.əl ˌpɪr.i.əd/

(noun) deneme süresi

Örnek:

The software comes with a 30-day trial period.
Yazılım 30 günlük bir deneme süresi ile birlikte gelir.

try-out

/ˈtraɪ.aʊt/

(noun) seçme, deneme

Örnek:

She's going to the dance try-out next week.
Gelecek hafta dans seçmelerine gidecek.

unplug the equipment

/ʌnˈplʌɡ ðə ɪˈkwɪpmənt/

(phrase) ekipmanın fişini çekmek

Örnek:

Please unplug the equipment before you leave the office.
Ofisten ayrılmadan önce lütfen ekipmanın fişini çekin.

up-to-date

/ˌʌp.təˈdeɪt/

(adjective) güncel, modern

Örnek:

We need to keep our software up-to-date.
Yazılımımızı güncel tutmalıyız.

user's guide

/ˈjuː.zərz ɡaɪd/

(noun) kullanım kılavuzu, kullanıcı rehberi

Örnek:

Please read the user's guide before operating the machinery.
Makineyi çalıştırmadan önce lütfen kullanım kılavuzunu okuyun.

waterproof

/ˈwɑː.t̬ɚ.pruːf/

(adjective) su geçirmez;

(verb) su geçirmez hale getirmek

Örnek:

This jacket is completely waterproof, so you'll stay dry in the rain.
Bu ceket tamamen su geçirmez, bu yüzden yağmurda kuru kalacaksınız.

well-prepared

/ˌwel prɪˈperd/

(adjective) iyi hazırlanmış

Örnek:

The students were well-prepared for their exams.
Öğrenciler sınavlarına iyi hazırlanmışlardı.

with the lights on

/wɪð ðə laɪts ɑːn/

(phrase) ışıklar açıkken

Örnek:

I can't sleep with the lights on.
Işıklar açıkken uyuyamam.

advancement

/ədˈvæns.mənt/

(noun) ilerleme, gelişme, terfi

Örnek:

The company is focused on the advancement of new technologies.
Şirket, yeni teknolojilerin ilerlemesine odaklanmıştır.

appliance

/əˈplaɪ.əns/

(noun) cihaz, ev aleti

Örnek:

The kitchen is equipped with modern appliances.
Mutfak modern cihazlarla donatılmıştır.

aside from

/əˈsaɪd frʌm/

(phrase) dışında, haricinde

Örnek:

Aside from the occasional headache, she felt fine.
Ara sıra baş ağrısı dışında kendini iyi hissediyordu.

certified

/ˈsɝː.t̬ə.faɪd/

(adjective) sertifikalı, onaylı, deli

Örnek:

She is a certified public accountant.
O sertifikalı bir mali müşavirdir.

complementary

/ˌkɑːm.pləˈmen.t̬ɚ.i/

(adjective) tamamlayıcı

Örnek:

The two colors are complementary and look great together.
İki renk tamamlayıcıdır ve birlikte harika görünürler.

composition

/ˌkɑːm.pəˈzɪʃ.ən/

(noun) bileşim, yapı, beste

Örnek:

The composition of the soil affects plant growth.
Toprağın bileşimi bitki büyümesini etkiler.

consist of

/kənˈsɪst əv/

(phrasal verb) oluşmak, ibaret olmak

Örnek:

The team consists of five members.
Takım beş üyeden oluşmaktadır.

cooperative

/koʊˈɑː.pɚ.ə.t̬ɪv/

(adjective) işbirlikçi, kooperatif, yardımsever;

(noun) kooperatif

Örnek:

The project was a success due to the cooperative efforts of the team.
Proje, ekibin işbirlikçi çabaları sayesinde başarılı oldu.

delighted

/dɪˈlaɪ.t̬ɪd/

(adjective) memnun, sevinçli

Örnek:

She was delighted with her new car.
Yeni arabasından memnun kaldı.

designed

/dɪˈzaɪnd/

(adjective) tasarlanmış, amaçlanmış

Örnek:

The software was designed to be user-friendly.
Yazılım, kullanıcı dostu olacak şekilde tasarlandı.

durable

/ˈdʊr.ə.bəl/

(adjective) dayanıklı, sağlam, uzun ömürlü

Örnek:

These shoes are made of durable leather.
Bu ayakkabılar dayanıklı deriden yapılmıştır.

electronics

/iˌlekˈtrɑː.nɪks/

(noun) elektronik, elektronik cihazlar

Örnek:

He is studying electronics at university.
Üniversitede elektronik okuyor.

except for

/ɪkˈsept fɔːr/

exploration

/ˌek.spləˈreɪ.ʃən/

(noun) keşif, araştırma, inceleme

Örnek:

The exploration of space continues to fascinate humanity.
Uzay keşfi insanlığı büyülemeye devam ediyor.

imaginable

/ɪˈmædʒ.ə.nə.bəl/

(adjective) hayal edilebilir, akla gelebilecek

Örnek:

The hotel offers every imaginable comfort.
Otel hayal edilebilecek her türlü konforu sunuyor.

innovate

/ˈɪn.ə.veɪt/

(verb) yenilik yapmak, inovasyon yapmak

Örnek:

Companies must constantly innovate to stay competitive in the market.
Şirketler piyasada rekabetçi kalmak için sürekli yenilik yapmak zorundadır.

interpretation

/ɪnˌtɝː.prəˈteɪ.ʃən/

(noun) yorum, açıklama, icra

Örnek:

His interpretation of the poem was very insightful.
Şiiri yorumlaması çok anlayışlıydı.

licensed

/ˈlaɪ.sənst/

(adjective) lisanslı, izinli

Örnek:

He is a licensed electrician.
O lisanslı bir elektrikçi.

mechanical

/məˈkæn.ɪ.kəl/

(adjective) mekanik, otomatik, düşüncesiz

Örnek:

The car had a mechanical problem.
Arabanın mekanik bir sorunu vardı.

prediction

/prɪˈdɪk.ʃən/

(noun) tahmin, öngörü

Örnek:

His prediction about the election results was surprisingly accurate.
Seçim sonuçları hakkındaki tahmini şaşırtıcı derecede doğruydu.

prototype

/ˈproʊ.t̬ə.taɪp/

(noun) prototip, ilk örnek, tipik örnek

Örnek:

The company unveiled a prototype of its new electric car.
Şirket, yeni elektrikli otomobilinin bir prototipini tanıttı.

quantity

/ˈkwɑːn.t̬ə.t̬i/

(noun) miktar, nicelik, belirtilen miktar

Örnek:

A large quantity of goods was shipped.
Büyük miktarda mal sevk edildi.

remnant

/ˈrem.nənt/

(noun) kalıntı, artık, kumaş artığı

Örnek:

The old building was a remnant of a bygone era.
Eski bina, geçmiş bir dönemin kalıntısıydı.

screen

/skriːn/

(noun) ekran, paravan, perde;

(verb) göstermek, yayınlamak, elekten geçirmek

Örnek:

The movie was projected onto a large screen.
Film büyük bir ekrana yansıtıldı.

suspend

/səˈspend/

(verb) askıya almak, uzaklaştırmak, asmak

Örnek:

The club has suspended him for two matches.
Kulüp onu iki maçlığına uzaklaştırdı.

technical

/ˈtek.nɪ.kəl/

(adjective) teknik, kesin

Örnek:

The manual provides detailed technical specifications.
Kılavuz, ayrıntılı teknik özellikler sunar.

unfavorable

/ʌnˈfeɪ.vɚ.ə.bəl/

(adjective) elverişsiz, olumsuz

Örnek:

The weather conditions were unfavorable for the outdoor event.
Hava koşulları açık hava etkinliği için elverişsizdi.

vulnerable to

/ˈvʌlnərəbl tuː/

(adjective) -e karşı savunmasız, -e duyarlı

Örnek:

The elderly are often more vulnerable to the flu.
Yaşlılar genellikle gribe karşı daha savunmasızdır.

be carried out

/bi ˈkærid aʊt/

(phrasal verb) gerçekleştirilmek, yapılmak

Örnek:

The experiment will be carried out next week.
Deney haftaya gerçekleştirilecek.

be designed to do

/bi dɪˈzaɪnd tu du/

(phrase) için tasarlanmak, amaçlanmak

Örnek:

This software is designed to help small businesses manage their finances.
Bu yazılım, küçük işletmelerin finanslarını yönetmelerine yardımcı olmak için tasarlanmıştır.

breakthrough

/ˈbreɪk.θruː/

(noun) çığır, buluş

Örnek:

Scientists announced a major breakthrough in cancer research.
Bilim insanları kanser araştırmalarında büyük bir çığır açtıklarını duyurdu.

by the time

/baɪ ðə taɪm/

(phrase) -dığında, -e kadar

Örnek:

By the time we arrived, the movie had already started.
Biz vardığımızda film çoktan başlamıştı.

collaboration

/kəˌlæb.əˈreɪ.ʃən/

(noun) işbirliği, ortak çalışma

Örnek:

The project was a successful collaboration between the two departments.
Proje, iki departman arasındaki başarılı bir işbirliğiydi.

copyright

/ˈkɑː.pi.raɪt/

(noun) telif hakkı, copyright;

(verb) telif hakkı almak, telif hakkı ile korumak

Örnek:

The author holds the copyright to her novel.
Yazar, romanının telif hakkını elinde tutuyor.

custom-built

/ˌkʌs.təmˈbɪlt/

(adjective) özel yapım, sipariş üzerine yapılmış

Örnek:

He lives in a custom-built house designed by a famous architect.
Ünlü bir mimar tarafından tasarlanan özel yapım bir evde yaşıyor.

customize

/ˈkʌs.tə.maɪz/

(verb) özelleştirmek, kişiselleştirmek

Örnek:

You can customize the settings to your preference.
Ayarları tercihinize göre özelleştirebilirsiniz.

disruption

/dɪsˈrʌp.ʃən/

(noun) kesinti, aksaklık, dönüşüm

Örnek:

The heavy snow caused widespread disruption to travel.
Yoğun kar yağışı seyahatlerde yaygın aksaklıklara neden oldu.

energy efficiency

/ˈen.ɚ.dʒi ɪˈfɪʃ.ən.si/

(noun) enerji verimliliği

Örnek:

The new appliances are designed for maximum energy efficiency.
Yeni cihazlar maksimum enerji verimliliği için tasarlanmıştır.

energy source

/ˈen.ɚ.dʒi sɔːrs/

(noun) enerji kaynağı

Örnek:

Solar power is a clean and renewable energy source.
Güneş enerjisi temiz ve yenilenebilir bir enerji kaynağıdır.

expand into

/ɪkˈspænd ˈɪn.tuː/

(phrasal verb) -e açılmak, -e yayılmak

Örnek:

The company plans to expand into the European market next year.
Şirket önümüzdeki yıl Avrupa pazarına açılmayı planlıyor.

fuel consumption

/ˈfjuːl kənˈsʌmp.ʃən/

(noun) yakıt tüketimi, yakıt sarfiyatı

Örnek:

New cars often boast improved fuel consumption.
Yeni arabalar genellikle geliştirilmiş yakıt tüketimi ile övünür.

guidance

/ˈɡaɪ.dəns/

(noun) rehberlik, yönlendirme, tavsiye

Örnek:

The teacher provided clear guidance on how to complete the project.
Öğretmen, projeyi nasıl tamamlayacağı konusunda net rehberlik sağladı.

keep one's eye on

/kiːp wʌnz aɪ ɑːn/

(idiom) göz kulak olmak, takip etmek

Örnek:

Could you keep your eye on my bag while I go to the restroom?
Ben tuvalete giderken çantama göz kulak olabilir misin?

limited edition

/ˌlɪm.ɪ.tɪd ɪˈdɪʃ.ən/

(noun) sınırlı sayıda, limitli baskı;

(adjective) sınırlı sayıda, limitli

Örnek:

The new sports car will be a limited edition.
Yeni spor araba sınırlı sayıda üretilecek.

long-lasting

/ˈlɔŋˌlæstɪŋ/

(adjective) uzun ömürlü, kalıcı

Örnek:

We need a long-lasting solution to this problem.
Bu soruna uzun ömürlü bir çözüm bulmalıyız.

plenty of

/ˈplɛn.ti əv/

(determiner) bolca, yeterince

Örnek:

We have plenty of time to finish the project.
Projeyi bitirmek için bolca zamanımız var.

smoke detector

/ˈsmoʊk dɪˌtektər/

(noun) duman dedektörü

Örnek:

The smoke detector went off, alerting us to the fire.
Duman dedektörü çaldı, bizi yangın konusunda uyardı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren