Avatar of Vocabulary Set Seyahat ve Turizm

TOEFL için Temel Kelime Bilgisi İçinde Seyahat ve Turizm Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Temel Kelime Bilgisi' içinde 'Seyahat ve Turizm' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

accommodations

/əˌkɑm·əˈdeɪ·ʃənz/

(noun) konaklama, barınma, düzenleme

Örnek:

The hotel offers comfortable accommodations for guests.
Otel, misafirler için konforlu konaklama imkanları sunmaktadır.

hostel

/ˈhɑː.stəl/

(noun) pansiyon, hostel

Örnek:

We stayed at a youth hostel during our backpacking trip through Europe.
Avrupa'daki sırt çantalı gezimizde bir gençlik pansiyonunda kaldık.

apartment hotel

/əˈpɑːrt.mənt hoʊˌtel/

(noun) apart otel

Örnek:

We stayed in an apartment hotel during our month-long business trip.
Bir ay süren iş gezimiz boyunca bir apart otelde kaldık.

bed and breakfast

/ˌbed ən ˈbrekfəst/

(noun) oda ve kahvaltı, pansiyon

Örnek:

We stayed at a charming bed and breakfast in the countryside.
Kırsal kesimde şirin bir oda ve kahvaltı tesisinde kaldık.

motel

/moʊˈtel/

(noun) motel

Örnek:

We stayed at a cheap motel on the outskirts of town.
Şehrin eteklerinde ucuz bir motele yerleştik.

suite

/swiːt/

(noun) süit, oda takımı, takım

Örnek:

The hotel offers a luxurious suite with a view of the ocean.
Otel, okyanus manzaralı lüks bir süit sunmaktadır.

resort

/rɪˈzɔːrt/

(noun) tatil köyü, tesis, çare;

(verb) başvurmak, çare bulmak

Örnek:

They spent their vacation at a luxurious beach resort.
Tatillerini lüks bir sahil tesisinde geçirdiler.

check in

/tʃek ɪn/

(phrasal verb) giriş yapmak, kayıt yaptırmak, iletişime geçmek

Örnek:

We need to check in at the hotel before 3 PM.
Saat 15:00'ten önce otele giriş yapmamız gerekiyor.

checkout

/ˈtʃek.aʊt/

(noun) kasa, ödeme noktası, çıkış;

(verb) ödeme yapmak, hesap ödemek, çıkış yapmak

Örnek:

Please proceed to the checkout counter.
Lütfen kasaya gidin.

concierge

/kɑːn.siˈerʒ/

(noun) konsiyerj, kapıcı

Örnek:

The hotel concierge helped us book a tour.
Otel konsiyerji tur rezervasyonu yapmamıza yardımcı oldu.

desk clerk

/ˈdesk klɜːrk/

(noun) resepsiyon görevlisi, masa görevlisi

Örnek:

The desk clerk handed me the key to my room.
Resepsiyon görevlisi bana odamın anahtarını verdi.

vacancy

/ˈveɪ.kən.si/

(noun) açık, boş pozisyon, boşluk

Örnek:

There is a vacancy for a sales assistant.
Satış asistanı için bir açık var.

vacationer

/veɪˈkeɪ.ʃən.ɚ/

(noun) tatilci, turist

Örnek:

The beach was crowded with vacationers enjoying the sun.
Plaj, güneşin tadını çıkaran tatilcilerle doluydu.

en suite

/ˌɑːn ˈswiːt/

(adjective) özel banyolu, ebeveyn banyolu;

(noun) özel banyolu oda, özel banyo

Örnek:

The hotel room has an en suite bathroom.
Otel odasında özel banyo bulunmaktadır.

lounge

/laʊndʒ/

(noun) salon, bekleme salonu, oturma odası;

(verb) tembellik etmek, yayılmak

Örnek:

We waited for our flight in the airport lounge.
Uçuşumuzu havaalanı bekleme salonunda bekledik.

lobby

/ˈlɑː.bi/

(noun) lobi, çıkar grubu, bekleme salonu;

(verb) lobi yapmak, etkilemek

Örnek:

The gun lobby is very powerful in this country.
Silah lobisi bu ülkede çok güçlü.

housekeeping

/ˈhaʊs.kiː.pɪŋ/

(noun) ev işleri, ev idaresi, yönetim

Örnek:

She takes care of all the housekeeping duties.
Tüm ev işleri görevlerini o halleder.

maid

/meɪd/

(noun) hizmetçi, ev hizmetlisi, kız

Örnek:

The maid cleaned the entire house before the guests arrived.
Hizmetçi, misafirler gelmeden önce tüm evi temizledi.

all-inclusive

/ˌɔːl ɪnˈkluː.sɪv/

(adjective) her şey dahil, kapsamlı

Örnek:

The resort offers an all-inclusive package that covers meals, drinks, and activities.
Tesis, yemekler, içecekler ve aktiviteleri kapsayan her şey dahil bir paket sunmaktadır.

minibar

/ˈmɪn.i.bɑːr/

(noun) minibar

Örnek:

He grabbed a soda from the minibar.
Minibardan bir soda aldı.

room service

/ˈruːm ˌsɝː.vɪs/

(noun) oda servisi

Örnek:

We ordered breakfast through room service this morning.
Bu sabah oda servisi aracılığıyla kahvaltı sipariş ettik.

low season

/ˈloʊ ˌsiː.zən/

(noun) düşük sezon, sezon dışı

Örnek:

Traveling during the low season can save you a lot of money on flights and accommodation.
Düşük sezonda seyahat etmek, uçuş ve konaklama masraflarından çok para tasarrufu sağlayabilir.

high season

/ˈhaɪ ˌsiː.zən/

(noun) yüksek sezon, yoğun sezon

Örnek:

Traveling during the high season can be very expensive.
Yüksek sezonda seyahat etmek çok pahalı olabilir.

backpack

/ˈbæk.pæk/

(noun) sırt çantası;

(verb) sırt çantasıyla gezmek, sırt çantasıyla seyahat etmek

Örnek:

He packed his clothes into his backpack for the trip.
Seyahat için kıyafetlerini sırt çantasına koydu.

reservation

/ˌrez.ɚˈveɪ.ʃən/

(noun) rezervasyon, ayırtma, çekince

Örnek:

I made a dinner reservation for two at 7 PM.
Akşam yemeği için saat 7'ye iki kişilik rezervasyon yaptırdım.

cancellation

/ˌkæn.səlˈeɪ.ʃən/

(noun) iptal, fesih

Örnek:

The flight cancellation caused a lot of inconvenience.
Uçuş iptali çok fazla rahatsızlığa neden oldu.

overbook

/ˌoʊ.vɚˈbʊk/

(verb) kapasite fazlası rezervasyon yapmak, fazla bilet satmak

Örnek:

The airline often overbooks its flights to ensure they are full.
Havayolu şirketi, uçuşların dolu olmasını sağlamak için genellikle kapasite fazlası rezervasyon yapar.

duty-free

/ˌduːtiˈfriː/

(adjective) gümrüksüz, vergisiz;

(adverb) gümrüksüz, vergisiz

Örnek:

You can buy alcohol and tobacco duty-free at the airport.
Havaalanında alkol ve tütün gümrüksüz satın alabilirsiniz.

cruise

/kruːz/

(noun) gezi, seyahat;

(verb) seyretmek, sabit hızla gitmek, dolaşmak

Örnek:

They went on a Caribbean cruise for their honeymoon.
Balayı için Karayip gezisine çıktılar.

excursion

/ɪkˈskɝː.ʃən/

(noun) gezi, seyahat, tur

Örnek:

We went on an excursion to the mountains.
Dağlara bir geziye çıktık.

get away

/ɡet əˈweɪ/

(phrasal verb) kaçmak, uzaklaşmak, tatile çıkmak

Örnek:

I need to get away for a few days.
Birkaç günlüğüne uzaklaşmam gerekiyor.

itinerary

/aɪˈtɪn.ə.rer.i/

(noun) seyahat planı, güzergah

Örnek:

Our travel agent prepared a detailed itinerary for our trip to Italy.
Seyahat acentemiz İtalya gezimiz için detaylı bir seyahat planı hazırladı.

bellhop

/ˈbel.hɑːp/

(noun) bellboy, otel görevlisi

Örnek:

The bellhop carried our bags to the room.
Bellboy çantalarımızı odaya taşıdı.

sightsee

/ˈsaɪt.siː/

(verb) gezip görmek, turistik yerleri ziyaret etmek

Örnek:

We plan to sightsee in Paris next summer.
Gelecek yaz Paris'te gezip görmeyi planlıyoruz.

touristy

/ˈtʊr.ɪ.sti/

(adjective) turistik

Örnek:

The old town has become very touristy in recent years.
Eski şehir son yıllarda çok turistik hale geldi.

hitchhiking

/ˈhɪtʃ.haɪ.kɪŋ/

(noun) otostop

Örnek:

He spent the summer hitchhiking across Europe.
Yazı Avrupa'da otostop çekerek geçirdi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren