Avatar of Vocabulary Set Uzay

TOEFL için Temel Kelime Bilgisi İçinde Uzay Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Temel Kelime Bilgisi' içinde 'Uzay' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

universe

/ˈjuː.nə.vɝːs/

(noun) evren, kozmos, dünya

Örnek:

The vastness of the universe is truly awe-inspiring.
Evrenin enginliği gerçekten hayranlık uyandırıcıdır.

cosmos

/ˈkɑːz.moʊs/

(noun) kozmos, evren, kozmos çiçeği

Örnek:

The ancient Greeks believed in a harmonious cosmos.
Antik Yunanlılar uyumlu bir kozmosa inanıyorlardı.

galaxy

/ˈɡæl.ək.si/

(noun) galaksi, çok sayıda, kalabalık

Örnek:

Our solar system is part of the Milky Way galaxy.
Güneş sistemimiz Samanyolu galaksisinin bir parçasıdır.

astronomy

/əˈstrɑː.nə.mi/

(noun) astronomi

Örnek:

She is studying astronomy at the university.
Üniversitede astronomi okuyor.

the Milky Way

/ðə ˈmɪlki weɪ/

(noun) Samanyolu

Örnek:

From a dark sky, you can see the Milky Way stretching across.
Karanlık bir gökyüzünden Samanyolu'nun uzandığını görebilirsiniz.

solar system

/ˈsoʊ.lər ˌsɪs.təm/

(noun) güneş sistemi

Örnek:

Our solar system is part of the Milky Way galaxy.
Güneş sistemimiz Samanyolu galaksisinin bir parçasıdır.

aerospace

/ˈer.oʊ.speɪs/

(noun) havacılık ve uzay;

(adjective) havacılık ve uzay

Örnek:

The company specializes in aerospace engineering.
Şirket havacılık ve uzay mühendisliği konusunda uzmanlaşmıştır.

gravity

/ˈɡræv.ə.t̬i/

(noun) yerçekimi, gravite, ciddiyet

Örnek:

The apple fell from the tree due to gravity.
Elma yerçekimi nedeniyle ağaçtan düştü.

astronomer

/əˈstrɑː.nə.mɚ/

(noun) astronom

Örnek:

The astronomer observed distant galaxies through the powerful telescope.
Astronom, güçlü teleskopla uzak galaksileri gözlemledi.

constellation

/ˌkɑːn.stəˈleɪ.ʃən/

(noun) takımyıldız, topluluk, küme

Örnek:

Orion is a prominent constellation visible in the winter sky.
Orion, kış gökyüzünde görülebilen belirgin bir takımyıldızdır.

solar

/ˈsoʊ.lɚ/

(adjective) güneş, güneşle ilgili, güneş enerjili

Örnek:

The Earth revolves around the sun in a solar orbit.
Dünya, güneş yörüngesinde güneşin etrafında döner.

lunar

/ˈluː.nɚ/

(adjective) ay ile ilgili, ay

Örnek:

The astronauts conducted experiments on the lunar surface.
Astronotlar ay yüzeyinde deneyler yaptılar.

big bang

/ˈbɪɡ ˈbæŋ/

(noun) Büyük Patlama

Örnek:

The Big Bang theory explains the origin of the universe.
Büyük Patlama teorisi evrenin kökenini açıklar.

black hole

/ˈblæk hoʊl/

(noun) kara delik, dipsiz kuyu

Örnek:

Scientists are studying the supermassive black hole at the center of our galaxy.
Bilim insanları galaksimizin merkezindeki süper kütleli kara deliği inceliyor.

comet

/ˈkɑː.mɪt/

(noun) kuyruklu yıldız

Örnek:

Halley's Comet is one of the most famous comets.
Halley Kuyruklu Yıldızı en ünlü kuyruklu yıldızlardan biridir.

cosmic

/ˈkɑːz.mɪk/

(adjective) kozmik, muazzam, devasa

Örnek:

The telescope captured stunning images of cosmic dust clouds.
Teleskop, kozmik toz bulutlarının çarpıcı görüntülerini yakaladı.

meteor

/ˈmiː.t̬i.ɔːr/

(noun) meteor, akan yıldız

Örnek:

We saw a bright meteor streak across the night sky.
Gece gökyüzünde parlak bir meteorun hızla geçtiğini gördük.

meteorite

/-t̬i.ə.raɪt/

(noun) meteorit

Örnek:

Scientists found a large meteorite in the desert.
Bilim insanları çölde büyük bir meteorit buldu.

eclipse

/ɪˈklɪps/

(noun) tutulma, gölgede kalma, önemini yitirme;

(verb) gölgede bırakmak, önemini azaltmak

Örnek:

A total solar eclipse will be visible next year.
Gelecek yıl tam bir güneş tutulması görülecek.

alien

/ˈeɪ.li.ən/

(noun) yabancı, uzaylı, dünya dışı varlık;

(adjective) yabancı, aykırı, uzaylı

Örnek:

The government has strict laws regarding alien residents.
Hükümetin yabancı sakinler hakkında katı yasaları var.

satellite

/ˈsæt̬.əl.aɪt/

(noun) uydu, doğal uydu, ay;

(adjective) uydu, bağımlı

Örnek:

The communication satellite relays signals around the globe.
İletişim uydusu sinyalleri dünya çapında aktarır.

orbit

/ˈɔːr.bɪt/

(noun) yörünge, etki alanı, faaliyet alanı;

(verb) yörüngede dönmek, dolaşmak

Örnek:

The Earth revolves around the Sun in an elliptical orbit.
Dünya, eliptik bir yörüngede Güneş etrafında döner.

rotation

/roʊˈteɪ.ʃən/

(noun) dönüş, rotasyon, dönüşümlü

Örnek:

The Earth's rotation causes day and night.
Dünya'nın dönüşü gece ve gündüzü oluşturur.

astronaut

/ˈæs.trə.nɑːt/

(noun) astronot

Örnek:

The astronaut floated weightlessly in space.
Astronot uzayda ağırlıksız bir şekilde süzüldü.

spacecraft

/ˈspeɪs.kræft/

(noun) uzay aracı, uzay gemisi

Örnek:

The spacecraft successfully landed on Mars.
Uzay aracı Mars'a başarıyla indi.

rocket

/ˈrɑː.kɪt/

(noun) roket, roka;

(verb) fırlamak, hızla yükselmek

Örnek:

The rocket launched into space with a powerful roar.
Roket güçlü bir kükremeyle uzaya fırlatıldı.

mission

/ˈmɪʃ.ən/

(noun) misyon, görev, amaç;

(verb) görevlendirmek, misyon vermek

Örnek:

The diplomatic mission aimed to restore peace in the region.
Diplomatik misyon, bölgede barışı yeniden tesis etmeyi amaçlıyordu.

launch

/lɑːntʃ/

(verb) piyasaya sürmek, başlatmak, fırlatmak;

(noun) lansman, fırlatma

Örnek:

The company plans to launch a new product next quarter.
Şirket, gelecek çeyrekte yeni bir ürün piyasaya sürmeyi planlıyor.

countdown

/ˈkaʊnt.daʊn/

(noun) geri sayım;

(verb) geri saymak

Örnek:

The final countdown to the rocket launch began.
Roket fırlatma için son geri sayım başladı.

unidentified flying object

/ˌʌn.aɪˈden.t̬ə.faɪd ˈflaɪ.ɪŋ ˈɑːb.dʒekt/

(noun) tanımlanamayan uçan nesne, UFO

Örnek:

The pilot reported seeing an unidentified flying object over the desert.
Pilot, çöl üzerinde tanımlanamayan uçan bir nesne gördüğünü bildirdi.

voyage

/ˈvɔɪ.ɪdʒ/

(noun) seyahat, yolculuk, deniz yolculuğu;

(verb) seyahat etmek, yolculuk yapmak, deniz yolculuğu yapmak

Örnek:

The ship embarked on a long voyage across the Atlantic.
Gemi, Atlantik'i aşan uzun bir seyahate çıktı.

NASA

/ˈnæs.ə/

(abbreviation) NASA, Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi

Örnek:

NASA successfully launched the new Mars rover.
NASA yeni Mars gezginini başarıyla fırlattı.

light year

/ˈlaɪt ˌjɪr/

(noun) ışık yılı, büyük fark

Örnek:

The nearest star to Earth, Proxima Centauri, is about 4.2 light years away.
Dünya'ya en yakın yıldız olan Proxima Centauri, yaklaşık 4,2 ışık yılı uzaklıktadır.

ray

/reɪ/

(noun) ışın, huzme, ışık;

(verb) ışın saçmak, yaymak

Örnek:

A ray of sunlight pierced through the clouds.
Bir ışık huzmesi bulutların arasından süzüldü.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren