Avatar of Vocabulary Set Tıbbi Muayeneler ve Prosedürler

TOEFL için Temel Kelime Bilgisi İçinde Tıbbi Muayeneler ve Prosedürler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Temel Kelime Bilgisi' içinde 'Tıbbi Muayeneler ve Prosedürler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

examination

/ɪɡˌzæm.əˈneɪ.ʃən/

(noun) muayene, inceleme, araştırma

Örnek:

The doctor conducted a thorough examination of the patient.
Doktor hastanın kapsamlı bir muayenesini yaptı.

procedure

/prəˈsiː.dʒɚ/

(noun) prosedür, işlem

Örnek:

Follow the correct procedure for submitting your application.
Başvurunuzu göndermek için doğru prosedürü takip edin.

operate

/ˈɑː.pə.reɪt/

(verb) işletmek, çalıştırmak, faaliyet göstermek

Örnek:

Can you show me how to operate this new coffee machine?
Bu yeni kahve makinesini nasıl çalıştıracağımı gösterebilir misiniz?

incision

/ɪnˈsɪʒ.ən/

(noun) kesi, cerrahi kesi, kesik

Örnek:

The surgeon made a small incision to begin the operation.
Cerrah ameliyata başlamak için küçük bir kesi yaptı.

medical

/ˈmed.ɪ.kəl/

(adjective) tıbbi;

(noun) tıbbi muayene, sağlık kontrolü

Örnek:

She decided to pursue a career in the medical field.
Tıp alanında kariyer yapmaya karar verdi.

sample

/ˈsæm.pəl/

(noun) örnek, numune;

(verb) örneklemek, tatmak

Örnek:

Please provide a sample of your work.
Lütfen çalışmanızdan bir örnek verin.

scan

/skæn/

(verb) hızla gözden geçirmek, tarama yapmak, dijitalleştirmek;

(noun) tarama, inceleme, tarama görüntüsü

Örnek:

She scanned the newspaper headlines.
Gazete başlıklarını hızla gözden geçirdi.

CT scan

/ˌsiːˈtiː skæn/

(noun) bilgisayarlı tomografi, BT

Örnek:

The doctor ordered a CT scan to check for internal injuries.
Doktor, iç yaralanmaları kontrol etmek için BT taraması istedi.

X-ray

/ˈeks.reɪ/

(noun) röntgen, X-ışını;

(verb) röntgenlemek, X-ışını ile incelemek

Örnek:

The doctor ordered an X-ray to check for broken bones.
Doktor, kırık kemikleri kontrol etmek için bir röntgen istedi.

magnetic resonance imaging

/mæɡˈnet.ɪk ˈrez.ən.əns ˈɪm.ɪ.dʒɪŋ/

(noun) manyetik rezonans görüntüleme, MR

Örnek:

The doctor ordered a magnetic resonance imaging scan to check for a brain tumor.
Doktor, beyin tümörünü kontrol etmek için manyetik rezonans görüntüleme taraması istedi.

ultrasound

/ˈʌl.trə.saʊnd/

(noun) ultrason, ultrasonografi

Örnek:

The doctor performed an ultrasound to check the baby's development.
Doktor, bebeğin gelişimini kontrol etmek için bir ultrason yaptı.

surgery

/ˈsɝː.dʒər.i/

(noun) ameliyat, cerrahi, muayenehane

Örnek:

She had to undergo emergency surgery for appendicitis.
Apandisit için acil ameliyat olmak zorunda kaldı.

surgical

/ˈsɝː.dʒɪ.kəl/

(adjective) cerrahi, hassas, kesin

Örnek:

The doctor used surgical instruments for the operation.
Doktor ameliyat için cerrahi aletler kullandı.

abortion

/əˈbɔːr.ʃən/

(noun) kürtaj, gebelik sonlandırma, başarısızlık

Örnek:

The debate over abortion rights continues to be a contentious issue.
Kürtaj hakları üzerindeki tartışma tartışmalı bir konu olmaya devam ediyor.

caesarean section

/sɪˈzer.i.ən ˌsek.ʃən/

(noun) sezaryen

Örnek:

The baby was delivered by caesarean section because he was in the breech position.
Bebek ters geldiği için sezaryen ile dünyaya geldi.

implant

/ɪmˈplænt/

(verb) yerleştirmek, implant etmek, aşılamak;

(noun) implant, protez

Örnek:

The surgeon will implant a pacemaker in the patient's chest.
Cerrah hastanın göğsüne bir kalp pili yerleştirecek.

transplant

/trænˈsplænt/

(noun) nakil, transplantasyon, nakledilen bitki;

(verb) nakletmek, transplantasyon yapmak

Örnek:

He received a heart transplant last year.
Geçen yıl kalp nakli oldu.

nose job

/ˈnoʊz dʒɑːb/

(noun) burun estetiği, rinoplasti

Örnek:

She decided to get a nose job to improve her facial symmetry.
Yüz simetrisini iyileştirmek için bir burun estetiği yaptırmaya karar verdi.

plastic surgery

/ˈplæs.tɪk ˌsɜːr.dʒər.i/

(noun) plastik cerrahi, estetik ameliyat

Örnek:

She decided to undergo plastic surgery to enhance her nose.
Burnunu güzelleştirmek için estetik ameliyat olmaya karar verdi.

stitch

/stɪtʃ/

(noun) dikiş, nakış, ağrı;

(verb) dikmek, işlemek

Örnek:

She carefully made each stitch on the quilt.
Yorganın her dikişini dikkatlice yaptı.

screen

/skriːn/

(noun) ekran, paravan, perde;

(verb) göstermek, yayınlamak, elekten geçirmek

Örnek:

The movie was projected onto a large screen.
Film büyük bir ekrana yansıtıldı.

diagnose

/ˌdaɪ.əɡˈnoʊs/

(verb) teşhis etmek

Örnek:

The doctor was able to diagnose her illness quickly.
Doktor hastalığını hızla teşhis edebildi.

diagnosis

/ˌdaɪ.əɡˈnoʊ.sɪs/

(noun) teşhis, teşhis sonucu

Örnek:

The doctor made a quick diagnosis of the flu.
Doktor gribin hızlı bir teşhisini koydu.

operable

/ˈɑː.pɚ.ə.bəl/

(adjective) çalıştırılabilir, işletilebilir, ameliyat edilebilir

Örnek:

The old elevator is still operable.
Eski asansör hâlâ çalışır durumda.

bandage

/ˈbæn.dɪdʒ/

(noun) bandaj, sargı;

(verb) bandajlamak, sarmak

Örnek:

She wrapped a bandage around his sprained ankle.
Burkulan ayak bileğine bir bandaj sardı.

plaster

/ˈplæs.tɚ/

(noun) sıva, alçı, yara bandı;

(verb) sıvamak, alçılamak, yara bandı yapıştırmak

Örnek:

The old house had crumbling plaster on its walls.
Eski evin duvarlarında dökülen sıva vardı.

hospitalization

/ˈhɑː.spɪ.t̬əl.əˈzeɪ.ʃən/

(noun) hastaneye yatış, hospitalizasyon

Örnek:

His condition required immediate hospitalization.
Durumu acil hastaneye yatış gerektirdi.

specialist

/ˈspeʃ.əl.ɪst/

(noun) uzman, mütehassıs;

(adjective) uzmanlık, özel

Örnek:

She is a specialist in ancient Roman history.
Antik Roma tarihi konusunda bir uzmandır.

surgeon

/ˈsɝː.dʒən/

(noun) cerrah

Örnek:

The surgeon performed a complex operation.
Cerrah karmaşık bir ameliyat gerçekleştirdi.

therapist

/ˈθer.ə.pɪst/

(noun) terapist

Örnek:

She decided to see a therapist to help with her anxiety.
Anksiyetesi için bir terapist görmeye karar verdi.

paramedic

/ˌper.əˈmed.ɪk/

(noun) paramedik, acil tıp teknisyeni

Örnek:

The paramedic quickly assessed the injured cyclist.
Paramedik, yaralı bisikletçiyi hızla değerlendirdi.

psychiatrist

/saɪˈkaɪə.trɪst/

(noun) psikiyatrist

Örnek:

She decided to see a psychiatrist for her anxiety.
Anksiyetesi için bir psikiyatriste görünmeye karar verdi.

check-up

/ˈtʃek.ʌp/

(noun) kontrol, sağlık kontrolü, denetim

Örnek:

I have a dental check-up next week.
Gelecek hafta diş kontrolüm var.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren