Avatar of Vocabulary Set Eğitim

TOEFL için Temel Kelime Bilgisi İçinde Eğitim Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Temel Kelime Bilgisi' içinde 'Eğitim' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

academic

/ˌæk.əˈdem.ɪk/

(adjective) akademik, eğitimsel, teorik;

(noun) akademisyen, öğretim üyesi

Örnek:

She has a strong academic background.
Güçlü bir akademik geçmişi var.

institution

/ˌɪn.stəˈtuː.ʃən/

(noun) kurum, enstitü, gelenek

Örnek:

The university is a highly respected institution.
Üniversite çok saygın bir kurumdur.

applicant

/ˈæp.lə.kənt/

(noun) başvuru sahibi, aday

Örnek:

We received over 100 applications, but only 20 applicants were interviewed.
100'den fazla başvuru aldık, ancak sadece 20 aday mülakata alındı.

enrollment

/ɪnˈroʊl.mənt/

(noun) kayıt, yazılma

Örnek:

Enrollment for the new semester begins next week.
Yeni dönem için kayıtlar haftaya başlıyor.

admission

/ədˈmɪʃ.ən/

(noun) giriş, kabul, itiraf

Örnek:

Admission to the museum is free on Tuesdays.
Müzeye giriş Salı günleri ücretsizdir.

distance education

/ˈdɪs.təns ed.jʊˈkeɪ.ʃən/

(noun) uzaktan eğitim, açık öğretim

Örnek:

Many universities now offer distance education programs.
Birçok üniversite artık uzaktan eğitim programları sunuyor.

boarding school

/ˈbɔːr.dɪŋ ˌskuːl/

(noun) yatılı okul

Örnek:

She was sent to a boarding school when she was ten.
On yaşındayken bir yatılı okula gönderildi.

attendance

/əˈten.dəns/

(noun) katılım, mevcudiyet, katılımcı sayısı

Örnek:

Her attendance at the meeting was mandatory.
Toplantıya katılımı zorunluydu.

tuition

/tuːˈɪʃ.ən/

(noun) öğrenim ücreti, okul harcı, eğitim

Örnek:

University tuition fees have increased significantly.
Üniversite öğrenim ücretleri önemli ölçüde arttı.

curriculum

/kəˈrɪk.jə.ləm/

(noun) müfredat, ders programı

Örnek:

The school is revising its curriculum to include more technology courses.
Okul, daha fazla teknoloji dersi eklemek için müfredatını gözden geçiriyor.

scholarship

/ˈskɑː.lɚ.ʃɪp/

(noun) bilim, ilim, burs

Örnek:

Her dedication to scholarship was evident in her extensive research.
Bilime olan bağlılığı, kapsamlı araştırmalarında açıkça görülüyordu.

grant

/ɡrænt/

(verb) vermek, tanımak, kabul etmek;

(noun) hibe, bağış

Örnek:

The committee decided to grant him immunity from prosecution.
Komite, ona kovuşturmadan muafiyet tanımaya karar verdi.

assess

/əˈses/

(verb) değerlendirmek, tahmin etmek, belirlemek

Örnek:

The committee will assess the damage caused by the storm.
Komite, fırtınanın neden olduğu hasarı değerlendirecek.

discipline

/ˈdɪs.ə.plɪn/

(noun) disiplin, terbiye, bilim dalı;

(verb) disipline etmek, terbiye etmek

Örnek:

The school has strict discipline rules.
Okulun katı disiplin kuralları var.

dissertation

/ˌdɪs.ɚˈteɪ.ʃən/

(noun) tez, doktora tezi

Örnek:

She spent a year writing her doctoral dissertation.
Doktora tezini yazmak için bir yıl harcadı.

thesis

/ˈθiː.sɪs/

(noun) tez, önerme, doktora tezi

Örnek:

Her main thesis was that the economic crisis was caused by deregulation.
Ana tezi, ekonomik krizin deregülasyondan kaynaklandığıydı.

dormitory

/ˈdɔːr.mə.tɔːri/

(noun) yatakhane, öğrenci yurdu

Örnek:

The students shared a large dormitory on campus.
Öğrenciler kampüste büyük bir yatakhane paylaştılar.

doctorate

/ˈdɑːk.tɚ.ət/

(noun) doktora

Örnek:

She is pursuing a doctorate in astrophysics.
Astrofizikte doktora yapıyor.

expel

/ɪkˈspel/

(verb) kovmak, sınır dışı etmek, dışarı atmak

Örnek:

The student was expelled from school for cheating.
Öğrenci kopya çektiği için okuldan atıldı.

suspension

/səˈspen.ʃən/

(noun) uzaklaştırma, men, askıya alma

Örnek:

The student faced suspension from school for a week due to misconduct.
Öğrenci, kötü davranışları nedeniyle bir hafta okuldan uzaklaştırma cezası aldı.

extracurricular

/ˌek.strə.kəˈrɪk.jə.lɚ/

(adjective) ders dışı, müfredat dışı

Örnek:

She participates in many extracurricular activities, like debate club and sports.
Münazara kulübü ve spor gibi birçok ders dışı etkinliğe katılıyor.

free period

/ˈfriː ˌpɪr.i.əd/

(noun) boş ders, serbest zaman

Örnek:

During my free period, I usually go to the library to study.
Boş dersimde genellikle kütüphaneye ders çalışmaya giderim.

assembly

/əˈsem.bli/

(noun) toplantı, meclis, kurul

Örnek:

The school held a special assembly for the graduating students.
Okul, mezun olacak öğrenciler için özel bir toplantı düzenledi.

seminar

/ˈsem.ə.nɑːr/

(noun) seminer, toplantı, ders

Örnek:

I attended a seminar on digital marketing.
Dijital pazarlama üzerine bir seminere katıldım.

field trip

/ˈfiːld trɪp/

(noun) gezi, alan gezisi

Örnek:

The class went on a field trip to the science museum.
Sınıf, bilim müzesine bir gezi düzenledi.

fieldwork

/ˈfiːld.wɝːk/

(noun) saha çalışması, alan araştırması

Örnek:

Anthropologists often spend years doing fieldwork in remote communities.
Antropologlar genellikle uzak topluluklarda yıllarca saha çalışması yaparlar.

literacy

/ˈlɪt̬.ɚ.ə.si/

(noun) okuryazarlık, okuma yazma becerisi, yeterlilik

Örnek:

Promoting adult literacy is crucial for community development.
Yetişkin okuryazarlığını teşvik etmek, toplum gelişimi için çok önemlidir.

bachelor's degree

/ˈbætʃ.əl.ərz dɪˈɡriː/

(noun) lisans derecesi, lisans

Örnek:

She earned her bachelor's degree in psychology.
Psikoloji alanında lisans derecesi aldı.

postgraduate

/ˌpoʊstˈɡrædʒ.u.ət/

(noun) lisansüstü öğrenci, doktora öğrencisi;

(adjective) lisansüstü, mezuniyet sonrası

Örnek:

She is a postgraduate student researching artificial intelligence.
Yapay zeka üzerine araştırma yapan bir lisansüstü öğrencisidir.

undergraduate

/ˌʌn.dɚˈɡrædʒ.u.ət/

(noun) lisans öğrencisi, üniversite öğrencisi;

(adjective) lisans, üniversite

Örnek:

She is an undergraduate studying history.
O, tarih okuyan bir lisans öğrencisi.

senior

/ˈsiː.njɚ/

(noun) kıdemli, yaşlı, son sınıf öğrencisi;

(adjective) yaşlı, kıdemli, üst düzey

Örnek:

She is a senior manager in the company.
Şirkette kıdemli bir yöneticidir.

certificate

/sɚˈtɪf.ə.kət/

(noun) sertifika, belge, diploma;

(verb) sertifikalandırmak, belgelemek

Örnek:

She received her birth certificate yesterday.
Dün doğum belgesini aldı.

tutor

/ˈtuː.t̬ɚ/

(noun) özel öğretmen, eğitmen;

(verb) ders vermek, eğitmek

Örnek:

My math tutor helped me improve my grades significantly.
Matematik öğretmenim notlarımı önemli ölçüde geliştirmeme yardımcı oldu.

workshop

/ˈwɝːk.ʃɑːp/

(noun) atölye, işlik, çalıştay;

(verb) çalıştay yapmak, çalıştayda ele almak

Örnek:

The mechanic spent all day in his workshop fixing cars.
Tamirci bütün gün atölyesinde araba tamir etti.

gym

/dʒɪm/

(noun) spor salonu, jimnastik salonu

Örnek:

I go to the gym three times a week.
Haftada üç kez spor salonuna gidiyorum.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren