Avatar of Vocabulary Set Profesyonel Yaşam ve Kariyer

TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi İçinde Profesyonel Yaşam ve Kariyer Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi' içinde 'Profesyonel Yaşam ve Kariyer' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

adjourn

/əˈdʒɝːn/

(verb) ertelemek, ara vermek

Örnek:

The meeting was adjourned until next Tuesday.
Toplantı gelecek Salı'ya ertelendi.

convene

/kənˈviːn/

(verb) toplamak, bir araya getirmek, toplanmak

Örnek:

The committee will convene next Tuesday.
Komite önümüzdeki Salı günü toplanacak.

arduous

/ˈɑːr.dʒu.əs/

(adjective) zahmetli, yorucu, çetin

Örnek:

The climb up the mountain was long and arduous.
Dağa tırmanış uzun ve zahmetliydi.

collaborative

/kəˈlæb.ɚ.ə.t̬ɪv/

(adjective) işbirlikçi, ortak

Örnek:

The project was a collaborative effort between the two departments.
Proje, iki departman arasındaki işbirlikçi bir çabaydı.

grueling

/ˈɡruː.ə.lɪŋ/

(adjective) yorucu, zahmetli, çetin

Örnek:

The marathon was a grueling test of endurance.
Maraton, yorucu bir dayanıklılık testiydi.

hectic

/ˈhek.tɪk/

(adjective) yoğun, telaşlı

Örnek:

I've had a pretty hectic day.
Oldukça yoğun bir gün geçirdim.

intermittent

/ˌɪn.t̬ɚˈmɪt.ənt/

(adjective) aralıklı, kesintili

Örnek:

We experienced intermittent rain throughout the day.
Gün boyunca aralıklı yağmur yaşadık.

menial

/ˈmiː.ni.əl/

(adjective) vasıfsız, ayak işi, aşağı;

(noun) uşak, ayak işçisi

Örnek:

He had to take a menial job to pay the bills.
Faturaları ödemek için vasıfsız bir işe girmek zorunda kaldı.

painstaking

/ˈpeɪnzˌteɪ.kɪŋ/

(adjective) titiz, özenli, zahmetli

Örnek:

The artist made a painstaking effort to capture every detail.
Sanatçı her detayı yakalamak için titiz bir çaba gösterdi.

solitary

/ˈsɑː.lə.ter.i/

(adjective) yalnız, tek başına, ıssız;

(noun) yalnız kişi, yalnız şey

Örnek:

He enjoys long, solitary walks in the mountains.
Dağlarda uzun, yalnız yürüyüşlerden hoşlanır.

chartered

/ˈtʃɑːr.tɚd/

(adjective) imtiyazlı, yeminli, kiralık

Örnek:

The university is a chartered institution.
Üniversite imtiyazlı bir kurumdur.

artisan

/ˈɑːr.t̬ə.zən/

(noun) zanaatkar, esnaf

Örnek:

The village is known for its skilled artisans who create beautiful pottery.
Köy, güzel çanak çömlek yapan yetenekli zanaatkarlarıyla tanınır.

bailiff

/ˈbeɪ.lɪf/

(noun) mübaşir, icra memuru

Örnek:

The bailiff asked everyone in the courtroom to stand.
Mübaşir mahkeme salonundaki herkesten ayağa kalkmasını istedi.

bursar

/ˈbɝː.sɚ/

(noun) sayman, mali işler sorumlusu

Örnek:

You need to pay your tuition fees at the bursar's office.
Öğrenim ücretlerinizi saymanlık ofisine ödemeniz gerekmektedir.

consul

/ˈkɑːn.səl/

(noun) konsolos, konsül

Örnek:

The American consul in Paris helped the stranded tourists.
Paris'teki Amerikan konsolosu mahsur kalan turistlere yardım etti.

executioner

/ˌek.səˈkjuː.ʃən.ɚ/

(noun) cellat, infazcı

Örnek:

The executioner carried out the sentence.
Cellat cezayı infaz etti.

exterminator

/ɪkˈstɝː.mə.neɪ.t̬ɚ/

(noun) ilaçlama uzmanı, haşere kontrolcüsü

Örnek:

We had to call an exterminator to get rid of the ants.
Karıncalardan kurtulmak için bir ilaçlama uzmanı çağırmak zorunda kaldık.

headhunter

/ˈhedˌhʌn.t̬ɚ/

(noun) insan kaynakları uzmanı, işe alımcı, kafa avcısı

Örnek:

A headhunter contacted me about a new job opportunity.
Bir insan kaynakları uzmanı yeni bir iş fırsatı hakkında benimle iletişime geçti.

fundraiser

/ˈfʌndˌreɪ.zɚ/

(noun) bağışçı, fon toplayıcı, bağış etkinliği

Örnek:

The charity hired a professional fundraiser to help with their annual campaign.
Hayır kurumu, yıllık kampanyalarına yardımcı olması için profesyonel bir bağışçı tuttu.

handler

/ˈhænd.lɚ/

(noun) eğitmen, bakıcı, yönetici

Örnek:

The dog's handler guided it through the obstacle course.
Köpeğin eğitmeni onu engelli parkurdan geçirdi.

machinist

/məˈʃiː.nɪst/

(noun) makinist, makine operatörü

Örnek:

The skilled machinist carefully adjusted the lathe.
Usta makinist tornayı dikkatlice ayarladı.

mason

/ˈmeɪ.sən/

(noun) duvarcı, taş ustası, Mason

Örnek:

The skilled mason carefully laid each brick.
Usta duvarcı her tuğlayı dikkatlice yerleştirdi.

midwife

/ˈmɪd.waɪf/

(noun) ebe

Örnek:

The midwife helped deliver the baby safely.
Ebe, bebeğin güvenli bir şekilde doğmasına yardımcı oldu.

mortician

/mɔːrˈtɪʃ.ən/

(noun) cenaze levazımatçısı, morg görevlisi

Örnek:

The mortician carefully prepared the body for the viewing.
Cenaze levazımatçısı, cesedi dikkatlice teşhir için hazırladı.

superintendent

/ˌsuː.pɚ.ɪnˈten.dənt/

(noun) müdür, amir, yönetici

Örnek:

The school superintendent announced new policies for student conduct.
Okul müdürü, öğrenci davranışları için yeni politikalar açıkladı.

vice president

/ˈvaɪs ˈprɛzɪdənt/

(noun) başkan yardımcısı, genel müdür yardımcısı

Örnek:

The Vice President will assume office if the President is unable to serve.
Başkan görev yapamazsa Başkan Yardımcısı görevi devralacak.

quorum

/ˈkwɔːr.əm/

(noun) yeter sayı, toplantı yeter sayısı

Örnek:

The meeting was postponed because there was no quorum.
Toplantı yeter sayı olmadığı için ertelendi.

guild

/ɡɪld/

demotion

/dɪˈmoʊ.ʃən/

(noun) tenzil-i rütbe, alt kademeye indirme

Örnek:

He was upset about his demotion to a junior position.
Alt kademeye tenzil-i rütbe yapılmasına üzüldü.

workaholic

/ˌwɝː.kəˈhɑː.lɪk/

(noun) işkolik

Örnek:

My boss is a true workaholic; he often stays at the office until midnight.
Patronum tam bir işkolik; sık sık gece yarısına kadar ofiste kalır.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren