Avatar of Vocabulary Set Dış görünüş

TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi İçinde Dış görünüş Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi' içinde 'Dış görünüş' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

acne

/ˈæk.ni/

(noun) akne, sivilce

Örnek:

She used a special cream to treat her acne.
Sivilcelerini tedavi etmek için özel bir krem kullandı.

birthmark

/ˈbɝːθ.mɑːrk/

(noun) doğum lekesi

Örnek:

She has a small birthmark on her left arm.
Sol kolunda küçük bir doğum lekesi var.

callus

/ˈkæl.əs/

(noun) nasır;

(verb) nasırlaşmak, sertleşmek

Örnek:

The constant rubbing of his shoes caused a painful callus on his heel.
Ayakkabılarının sürekli sürtünmesi topuğunda ağrılı bir nasır oluşmasına neden oldu.

dimple

/ˈdɪm.pəl/

(noun) gamze, çukurluk, girinti;

(verb) gamze oluşturmak, çukurluk yapmak

Örnek:

She smiled, revealing a cute dimple on her left cheek.
Gülümsedi, sol yanağında sevimli bir gamze belirdi.

mole

/moʊl/

(noun) ben, köstebek, casus

Örnek:

She had a small mole on her cheek.
Yanağında küçük bir ben vardı.

albino

/ælˈbaɪ.noʊ/

(noun) albino, akşın

Örnek:

The rare white tiger was an albino.
Nadir beyaz kaplan bir albinoydu.

adonis

/əˈdɑː.nɪs/

(noun) Adonis, çok yakışıklı genç adam

Örnek:

He was a true Adonis, with chiseled features and a muscular physique.
Yontulmuş hatları ve kaslı fiziğiyle gerçek bir Adonis'ti.

brunette

/bruˈnet/

(noun) esmer kadın;

(adjective) esmer, koyu saçlı

Örnek:

The beautiful brunette walked into the room.
Güzel esmer kadın odaya girdi.

redhead

/ˈred.hed/

unkempt

/ʌnˈkempt/

(adjective) dağınık, bakımsız, pasaklı

Örnek:

His hair was unkempt and he needed a shave.
Saçları dağınıktı ve tıraş olması gerekiyordu.

supple

/ˈsʌp.əl/

(adjective) esnek, yumuşak, uyarlanabilir

Örnek:

Her body was supple from years of yoga practice.
Vücudu yıllarca yoga yapmaktan esnekti.

stocky

/ˈstɑː.ki/

(adjective) tıknaz, sağlam yapılı

Örnek:

He was a stocky man with broad shoulders.
Geniş omuzlu, tıknaz bir adamdı.

balding

/ˈbɑːl.dɪŋ/

(adjective) saçları dökülen, kel;

(noun) saç dökülmesi, kellik

Örnek:

He started balding in his late twenties.
Yirmili yaşlarının sonlarında saçları dökülmeye başladı.

dreamy

/ˈdriː.mi/

(adjective) rüya gibi, hayali, hayalperest

Örnek:

The music had a dreamy quality that made me feel relaxed.
Müziğin rüya gibi bir kalitesi vardı, bu da beni rahatlattı.

dowdy

/ˈdaʊ.di/

(adjective) demode, köhne, bakımsız

Örnek:

She felt dowdy in her old-fashioned dress.
Eski moda elbisesiyle kendini demode hissetti.

gross

/ɡroʊs/

(adjective) brüt, toplam, büyük;

(noun) gross, 144 adet;

(verb) hasılat yapmak, brüt gelir elde etmek

Örnek:

His gross income was higher than his net income.
Brüt geliri net gelirinden daha yüksekti.

languid

/ˈlæŋ.ɡwɪd/

(adjective) bitkin, halsiz, yavaş

Örnek:

The hot summer day made everyone feel languid.
Sıcak yaz günü herkesi bitkin hissettirdi.

luscious

/ˈlʌʃ.əs/

(adjective) leziz, nefis, bereketli

Örnek:

The ripe strawberries were incredibly luscious.
Olgun çilekler inanılmaz derecede lezizdi.

photogenic

/ˌfoʊ.t̬oʊˈdʒen.ɪk/

(adjective) fotojenik

Örnek:

She's very photogenic; every picture of her turns out great.
Çok fotojenik; her fotoğrafı harika çıkıyor.

punky

/ˈpʌŋ.ki/

(adjective) punk, punk tarzı

Örnek:

She wore a punky leather jacket with studs.
Çivili punk deri ceket giymişti.

ravishing

/ˈræv.ɪ.ʃɪŋ/

(adjective) büyüleyici, göz alıcı

Örnek:

She looked absolutely ravishing in her new dress.
Yeni elbisesiyle kesinlikle büyüleyici görünüyordu.

dainty

/ˈdeɪn.t̬i/

(adjective) zarif, narin, küçük ve güzel

Örnek:

She wore a dainty silver necklace.
Zarif bir gümüş kolye takıyordu.

shaggy

/ˈʃæɡ.i/

(adjective) dağınık, tüylü

Örnek:

The old dog had a long, shaggy coat.
Yaşlı köpeğin uzun, dağınık bir kürkü vardı.

shaven

/ˈʃeɪ.vən/

(adjective) tıraşlı;

(past participle) tıraş edilmiş, yontulmuş

Örnek:

He had a clean-shaven face.
Temiz tıraşlı bir yüzü vardı.

trim

/trɪm/

(verb) kesmek, budamak, düzeltmek;

(noun) süsleme, kenar, kaplama;

(adjective) düzenli, şık, bakımlı

Örnek:

She decided to trim her hair short.
Saçlarını kısa kestirmeye karar verdi.

hairdo

/ˈher.duː/

(noun) saç modeli, saç şekli

Örnek:

She got a new hairdo for the party.
Parti için yeni bir saç modeli yaptırdı.

bun

/bʌn/

(noun) çörek, topuz, saç topuzu

Örnek:

She ate a hot cross bun for breakfast.
Kahvaltıda bir hot cross çörek yedi.

bang

/bæŋ/

(noun) patlama, çarpma sesi, şok;

(verb) çarpmak, vurmak;

(adverb) tam, doğrudan

Örnek:

We heard a loud bang from the kitchen.
Mutfaktan yüksek bir patlama sesi duyduk.

braid

/breɪd/

(noun) örgü, saç örgüsü;

(verb) örmek, saç örmek

Örnek:

She wore her hair in a long braid.
Saçını uzun bir örgü yapmıştı.

frizzy

/ˈfrɪz.i/

(adjective) kabarık, kıvırcık

Örnek:

She tried to tame her frizzy hair with a lot of conditioner.
Çok fazla saç kremiyle kabarık saçlarını yatıştırmaya çalıştı.

smirk

/smɝːk/

(noun) sırıtış, alaycı gülüş;

(verb) sırıtmak, alaycı gülmek

Örnek:

He couldn't help but give a little smirk when he won the game.
Oyunu kazandığında küçük bir sırıtıştan kendini alamadı.

sneer

/snɪr/

(noun) alay, küçümseme;

(verb) alay etmek, küçümsemek

Örnek:

He responded with a sarcastic sneer.
Alaycı bir alayla karşılık verdi.

squint

/skwɪnt/

(verb) gözlerini kısmak, şaşı bakmak;

(noun) göz kısma, şaşılık, strabismus

Örnek:

She had to squint to read the small print.
Küçük yazıyı okumak için gözlerini kısmak zorunda kaldı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren