Avatar of Vocabulary Set Kimyasal Maddeler ve Özellikleri

SAT Fen Bilimleri Kelime Bilgisi İçinde Kimyasal Maddeler ve Özellikleri Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'SAT Fen Bilimleri Kelime Bilgisi' içinde 'Kimyasal Maddeler ve Özellikleri' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

catalyst

/ˈkæt̬.əl.ɪst/

(noun) katalizör, tetikleyici

Örnek:

Enzymes act as biological catalysts in the body.
Enzimler vücutta biyolojik katalizör görevi görür.

buffer

/ˈbʌf.ɚ/

(noun) tampon, koruyucu, tampon çözelti;

(verb) tamponlamak, azaltmak

Örnek:

The trees acted as a buffer against the strong winds.
Ağaçlar şiddetli rüzgarlara karşı bir tampon görevi gördü.

reactant

/riˈæk.tənt/

(noun) reaktan, tepkimeye giren madde

Örnek:

In a chemical reaction, the reactants are converted into products.
Kimyasal bir reaksiyonda, reaktanlar ürünlere dönüştürülür.

reagent

/ˌriːˈeɪ.dʒənt/

(noun) reaktif, ayraç

Örnek:

The chemist added a specific reagent to the solution to test for the presence of glucose.
Kimyager, glikoz varlığını test etmek için çözeltiye belirli bir reaktif ekledi.

noble gas

/ˌnoʊbl ˈɡæs/

(noun) soy gaz, asal gaz

Örnek:

Helium is a noble gas often used to inflate balloons.
Helyum, balonları şişirmek için sıkça kullanılan bir soy gazdır.

inert gas

/ɪˈnɜːrt ɡæs/

(noun) asal gaz, inert gaz

Örnek:

Argon is commonly used as an inert gas in welding to prevent oxidation.
Argon, oksidasyonu önlemek için kaynak işlerinde yaygın olarak bir asal gaz olarak kullanılır.

halogen

/ˈhæl.ə.dʒen/

(noun) halojen, halojen lamba

Örnek:

Chlorine is a common halogen used in disinfectants.
Klor, dezenfektanlarda kullanılan yaygın bir halojendir.

polythene

/ˈpɑː.lɪ.θiːn/

(noun) polietilen

Örnek:

The groceries were packed in a polythene bag.
Market alışverişi polietilen bir torbaya konuldu.

polystyrene

/ˌpɑː.lɪˈstaɪ.riːn/

(noun) polistiren

Örnek:

The coffee was served in polystyrene cups.
Kahve polistiren bardaklarda servis edildi.

phosphorous

/ˈfɑːs.fɚ.əs/

(adjective) fosforöz

Örnek:

The chemist analyzed the phosphorous acid in the solution.
Kimyager çözeltideki fosforöz asidi analiz etti.

acetone

/ˈæs.ə.t̬oʊn/

(noun) aseton

Örnek:

She used acetone to remove the nail polish.
Oje çıkarmak için aseton kullandı.

silicate

/ˈsɪl.ə.kət/

(noun) silikat

Örnek:

Quartz is a common silicate mineral.
Kuvars yaygın bir silikat mineralidir.

graphene

/ˈɡræf.iːn/

(noun) grafen

Örnek:

Graphene is known for being incredibly strong and conductive.
Grafen, inanılmaz derecede güçlü ve iletken olmasıyla bilinir.

malic acid

/ˈmæl.ɪk ˈæs.ɪd/

(noun) malik asit, elma asidi

Örnek:

The tart taste of green apples is primarily due to malic acid.
Yeşil elmaların mayhoş tadı esas olarak malik asitten kaynaklanır.

citric acid

/ˌsɪt.rɪk ˈæs.ɪd/

(noun) sitrik asit

Örnek:

Lemons and limes are high in citric acid.
Limon ve misket limonu sitrik asit bakımından zengindir.

phosphate

/ˈfɑːs.feɪt/

disinfectant

/ˌdɪs.ɪnˈfek.t̬ənt/

(noun) dezenfektan, mikrop öldürücü;

(adjective) dezenfektan, mikrop öldürücü

Örnek:

She wiped the counter with a powerful disinfectant.
Tezgahı güçlü bir dezenfektanla sildi.

bicarbonate

/baɪˈkɑːr.bə.nət/

(noun) bikarbonat

Örnek:

Add a pinch of bicarbonate to the dough for a lighter texture.
Daha hafif bir doku için hamura bir tutam bikarbonat ekleyin.

solute

/ˈsɑːl.juːt/

(noun) çözünen

Örnek:

When sugar dissolves in water, sugar is the solute and water is the solvent.
Şeker suda çözündüğünde, şeker çözünen, su ise çözücüdür.

saturated

/ˈsætʃ.ər.eɪ.t̬ɪd/

(adjective) doymuş, ıslanmış, aşırı dolu

Örnek:

The ground was saturated after days of heavy rain.
Günlerce süren şiddetli yağmurdan sonra zemin doymuştu.

ethereal

/iˈθɪr.i.əl/

(adjective) uhrevi, göksel, hafif

Örnek:

Her voice had an ethereal quality, like a whisper from another realm.
Sesinde başka bir diyardan gelen bir fısıltı gibi uhrevi bir nitelik vardı.

inorganic

/ˌɪn.ɔːrˈɡæn.ɪk/

solvent

/ˈsɑːl.vənt/

(adjective) ödeme gücü olan, borcunu ödeyebilen;

(noun) çözücü

Örnek:

The company remained solvent despite the economic downturn.
Ekonomik gerilemeye rağmen şirket ödeme gücünü korudu.

alkaline

/ˈæl.kəl.aɪn/

(adjective) alkali, bazik

Örnek:

Alkaline solutions can neutralize acids.
Alkalin çözeltiler asitleri nötralize edebilir.

saline

/ˈseɪ.liːn/

(adjective) tuzlu, salin;

(noun) salin, tuzlu su çözeltisi

Örnek:

The ocean is a vast body of saline water.
Okyanus, geniş bir tuzlu su kütlesidir.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren