Avatar of Vocabulary Set Astronomi ve Havacılık ve Uzay Bilimleri

SAT Fen Bilimleri Kelime Bilgisi İçinde Astronomi ve Havacılık ve Uzay Bilimleri Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'SAT Fen Bilimleri Kelime Bilgisi' içinde 'Astronomi ve Havacılık ve Uzay Bilimleri' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

astronomer

/əˈstrɑː.nə.mɚ/

(noun) astronom

Örnek:

The astronomer observed distant galaxies through the powerful telescope.
Astronom, güçlü teleskopla uzak galaksileri gözlemledi.

astrophysicist

/ˌæs.troʊˈfɪz.ɪ.sɪst/

(noun) astrofizikçi

Örnek:

The astrophysicist explained how black holes are formed.
Astrofizikçi kara deliklerin nasıl oluştuğunu açıkladı.

planetarium

/ˌplæn.ɪˈter.i.əm/

(noun) planetaryum

Örnek:

We visited the local planetarium to learn about the constellations.
Takımyıldızlar hakkında bilgi edinmek için yerel planetaryumu ziyaret ettik.

observatory

/əbˈzɝː.və.tɔːr.i/

celestial

/sɪˈles.tʃəl/

(adjective) gök, uzay, cennet gibi

Örnek:

Astronomers study celestial bodies like stars and planets.
Gökbilimciler yıldızlar ve gezegenler gibi gök cisimlerini inceler.

asteroid

/ˈæs.tə.rɔɪd/

(noun) asteroit

Örnek:

Scientists are tracking an asteroid that might pass close to Earth.
Bilim insanları, Dünya'ya yakın geçebilecek bir asteroit izliyor.

meteorite

/-t̬i.ə.raɪt/

(noun) meteorit

Örnek:

Scientists found a large meteorite in the desert.
Bilim insanları çölde büyük bir meteorit buldu.

supernova

/ˌsuː.pɚˈnoʊ.və/

(noun) süpernova

Örnek:

The distant galaxy was home to a spectacular supernova.
Uzak galaksi muhteşem bir süpernovaya ev sahipliği yapıyordu.

constellation

/ˌkɑːn.stəˈleɪ.ʃən/

(noun) takımyıldız, topluluk, küme

Örnek:

Orion is a prominent constellation visible in the winter sky.
Orion, kış gökyüzünde görülebilen belirgin bir takımyıldızdır.

comet

/ˈkɑː.mɪt/

(noun) kuyruklu yıldız

Örnek:

Halley's Comet is one of the most famous comets.
Halley Kuyruklu Yıldızı en ünlü kuyruklu yıldızlardan biridir.

white dwarf

/waɪt dwɔːrf/

(noun) beyaz cüce

Örnek:

The Sun will eventually become a white dwarf after it sheds its outer layers.
Güneş, dış katmanlarını attıktan sonra sonunda bir beyaz cüce haline gelecek.

exoplanet

/ˈek.soʊˌplæn.ɪt/

(noun) ötegezegen

Örnek:

Scientists have discovered thousands of exoplanets.
Bilim insanları binlerce ötegezegen keşfetti.

asteroid belt

/ˈæs.tə.rɔɪd belt/

(noun) asteroit kuşağı

Örnek:

Most of the asteroids in our solar system are located in the asteroid belt.
Güneş sistemimizdeki asteroitlerin çoğu asteroit kuşağında bulunur.

orbit

/ˈɔːr.bɪt/

(noun) yörünge, etki alanı, faaliyet alanı;

(verb) yörüngede dönmek, dolaşmak

Örnek:

The Earth revolves around the Sun in an elliptical orbit.
Dünya, eliptik bir yörüngede Güneş etrafında döner.

revolution

/ˌrev.əˈluː.ʃən/

(noun) devrim, köklü değişiklik, dönüşüm

Örnek:

The French Revolution changed the course of history.
Fransız İhtilali tarihin akışını değiştirdi.

ablation

/ˌæbˈleɪ.ʃən/

(noun) ablasyon, çıkarma, erime

Örnek:

The patient underwent a cardiac ablation to correct an irregular heartbeat.
Hasta, düzensiz kalp atışını düzeltmek için kardiyak ablasyon geçirdi.

corona

/kəˈroʊ.nə/

(noun) korona, koronavirüs, taç

Örnek:

During the total solar eclipse, the sun's corona became visible.
Tam güneş tutulması sırasında güneşin koronası görünür hale geldi.

flare

/fler/

(noun) parlama, işaret fişeği, meşale;

(verb) parlamak, alevlenmek, genişlemek

Örnek:

A sudden flare of light illuminated the night sky.
Ani bir ışık parlaması gece gökyüzünü aydınlattı.

planetary

/ˈplæn.ɪ.ter.i/

(adjective) gezegenle ilgili, gezegen, küresel

Örnek:

The scientist studied the planetary orbits.
Bilim insanı gezegen yörüngelerini inceledi.

crater

/ˈkreɪ.t̬ɚ/

(noun) krater;

(verb) krater oluşturmak, kraterlemek

Örnek:

The meteor left a massive crater in the desert.
Meteor çölde devasa bir krater bıraktı.

extraterrestrial

/ˌek.strə.təˈres.tri.əl/

(adjective) dünya dışı;

(noun) dünya dışı varlık, uzaylı

Örnek:

Scientists are searching for signs of extraterrestrial life.
Bilim insanları dünya dışı yaşam belirtileri arıyorlar.

eclipse

/ɪˈklɪps/

(noun) tutulma, gölgede kalma, önemini yitirme;

(verb) gölgede bırakmak, önemini azaltmak

Örnek:

A total solar eclipse will be visible next year.
Gelecek yıl tam bir güneş tutulması görülecek.

interstellar

/ˌɪn.t̬ɚˈstel.ɚ/

(adjective) yıldızlararası

Örnek:

The spacecraft is traveling through interstellar space.
Uzay aracı yıldızlararası uzayda seyahat ediyor.

nebula

/ˈneb.jə.lə/

(noun) nebula

Örnek:

The Orion Nebula is a well-known star-forming region.
Orion Nebulası, iyi bilinen bir yıldız oluşum bölgesidir.

aurora

/ɔːˈrɔːr.ə/

dwarf planet

/dwɔːrf ˈplæn.ɪt/

(noun) cüce gezegen

Örnek:

Pluto was reclassified as a dwarf planet in 2006.
Plüton, 2006 yılında bir cüce gezegen olarak yeniden sınıflandırıldı.

armillary sphere

/ˈɑːr.mə.ler.i sfɪr/

(noun) halkalı küre, armiler küre

Örnek:

The astronomer used an armillary sphere to demonstrate the movement of celestial bodies.
Gökbilimci, gök cisimlerinin hareketini göstermek için bir halkalı küre kullandı.

aeronautics

/ˌer.əˈnɑː.t̬ɪks/

(noun) havacılık, aeronotik

Örnek:

She is studying aeronautics at a prestigious university.
Prestijli bir üniversitede havacılık okuyor.

spacecraft

/ˈspeɪs.kræft/

(noun) uzay aracı, uzay gemisi

Örnek:

The spacecraft successfully landed on Mars.
Uzay aracı Mars'a başarıyla indi.

launch

/lɑːntʃ/

(verb) piyasaya sürmek, başlatmak, fırlatmak;

(noun) lansman, fırlatma

Örnek:

The company plans to launch a new product next quarter.
Şirket, gelecek çeyrekte yeni bir ürün piyasaya sürmeyi planlıyor.

launch pad

/ˈlɑːntʃ ˌpæd/

(noun) fırlatma rampası, basamak, çıkış noktası

Örnek:

The rocket stood ready on the launch pad.
Roket fırlatma rampasında hazır bekliyordu.

probe

/proʊb/

(noun) sonda, prob, uzay sondası;

(verb) sondalamak, incelemek, soruşturmak

Örnek:

The surgeon used a probe to examine the extent of the injury.
Cerrah, yaralanmanın boyutunu incelemek için bir sonda kullandı.

space shuttle

/ˈspeɪs ˌʃʌt.l̩/

(noun) uzay mekiği

Örnek:

The space shuttle launched successfully this morning.
Uzay mekiği bu sabah başarıyla fırlatıldı.

rover

/ˈroʊ.vɚ/

(noun) gezgin, serseri, uzay aracı

Örnek:

He was a restless rover, always seeking new adventures.
O, her zaman yeni maceralar arayan huzursuz bir gezgindi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren