Avatar of Vocabulary Set Övmek

Matematik ve Mantık için SAT Kelime Bilgisi İçinde Övmek Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Matematik ve Mantık için SAT Kelime Bilgisi' içinde 'Övmek' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

grandeur

/ˈɡræn.dʒɚ/

(noun) ihtişam, görkem, ululuk

Örnek:

The grandeur of the mountains left them speechless.
Dağların ihtişamı onları suskun bıraktı.

pleasant

/ˈplez.ənt/

(adjective) hoş, keyifli, nazik

Örnek:

We had a very pleasant evening.
Çok keyifli bir akşam geçirdik.

grand

/ɡrænd/

(adjective) görkemli, büyük, muhteşem;

(noun) bin, bin sterlin

Örnek:

The palace was a grand building with towering spires.
Saray, yükselen kuleleriyle görkemli bir binaydı.

compelling

/kəmˈpel.ɪŋ/

(adjective) ikna edici, sürükleyici, zorlayıcı

Örnek:

The documentary presented a compelling argument for environmental protection.
Belgesel, çevre koruma için ikna edici bir argüman sundu.

preeminent

/priˈem.ə.nənt/

(adjective) üstün, seçkin

Örnek:

She is the preeminent expert in her field.
Kendi alanında üstün bir uzmandır.

astounding

/əˈstaʊn.dɪŋ/

(adjective) şaşırtıcı, hayret verici, muhteşem

Örnek:

The magician performed an astounding trick.
Sihirbaz şaşırtıcı bir numara yaptı.

satisfactory

/ˌsæt̬.ɪsˈfæk.tɚ.i/

(adjective) tatmin edici, yeterli

Örnek:

The results of the experiment were satisfactory.
Deneyin sonuçları tatmin ediciydi.

appealing

/əˈpiː.lɪŋ/

(adjective) çekici, cazip, yalvaran

Örnek:

The idea of a long vacation is very appealing to me.
Uzun bir tatil fikri bana çok cazip geliyor.

advantageous

/ˌæd.vænˈteɪ.dʒəs/

(adjective) avantajlı, faydalı, yararlı

Örnek:

It would be advantageous to invest in renewable energy.
Yenilenebilir enerjiye yatırım yapmak avantajlı olacaktır.

promising

/ˈprɑː.mɪ.sɪŋ/

(adjective) umut vadeden, gelecek vaat eden

Örnek:

The young artist showed promising talent.
Genç sanatçı umut vadeden bir yetenek sergiledi.

beneficial

/ˌben.əˈfɪʃ.əl/

(adjective) faydalı, yararlı, avantajlı

Örnek:

Regular exercise is beneficial for your health.
Düzenli egzersiz sağlığınız için faydalıdır.

apt

/æpt/

(adjective) yerinde, uygun, yatkın

Örnek:

The comment was very apt.
Yorum çok yerindeydi.

iconic

/aɪˈkɑː.nɪk/

(adjective) ikonik, sembolik

Örnek:

The Eiffel Tower is an iconic landmark of Paris.
Eyfel Kulesi, Paris'in ikonik bir simgesidir.

desirable

/dɪˈzaɪr.ə.bəl/

(adjective) arzu edilen, istenilen, çekici

Örnek:

A good work ethic is a highly desirable trait in an employee.
İyi bir iş ahlakı, bir çalışanda oldukça arzu edilen bir özelliktir.

prestigious

/presˈtɪdʒ.əs/

(adjective) prestijli, saygın, ünlü

Örnek:

She received a scholarship to a prestigious university.
Prestijli bir üniversiteden burs aldı.

majestic

/məˈdʒes.tɪk/

(adjective) görkemli, muhteşem, heybetli

Örnek:

The Grand Canyon is a truly majestic sight.
Büyük Kanyon gerçekten görkemli bir manzara.

extraordinary

/ɪkˈstrɔːr.dən.er.i/

(adjective) olağanüstü, sıra dışı, fevkalade

Örnek:

She has an extraordinary talent for music.
Müzik konusunda olağanüstü bir yeteneği var.

appropriate

/əˈproʊ.pri.ət/

(adjective) uygun, yerinde;

(verb) zimmetine geçirmek, tahsis etmek, ayırmak

Örnek:

Please wear appropriate attire for the ceremony.
Tören için lütfen uygun kıyafet giyin.

coveted

/ˈkʌv·ə·t̬ɪd/

(adjective) imrenilen, arzulanan

Örnek:

The championship trophy is the most coveted award in the league.
Şampiyonluk kupası ligdeki en imrenilen ödüldür.

engaging

/ɪnˈɡeɪ.dʒɪŋ/

(adjective) çekici, cazip, ilgi çekici

Örnek:

She has a very engaging smile.
Çok çekici bir gülümsemesi var.

optimal

/ˈɑːp.tə.məl/

(adjective) optimal, en uygun, en iyi

Örnek:

The optimal solution for this problem is to restart the system.
Bu sorunun optimal çözümü sistemi yeniden başlatmaktır.

magnificent

/mæɡˈnɪf.ə.sənt/

(adjective) muhteşem, görkemli, harika

Örnek:

The palace had a magnificent ballroom.
Sarayın muhteşem bir balo salonu vardı.

superior

/səˈpɪr.i.ɚ/

(adjective) üstün, daha iyi, yüksek;

(noun) üst, amir

Örnek:

She is my superior at work.
O iş yerinde benim üstüm.

sublime

/səˈblaɪm/

(adjective) yüce, muhteşem, harika;

(verb) yüceltmek, arıtmak, dönüştürmek

Örnek:

The artist's work reached a sublime level of perfection.
Sanatçının eseri yüce bir mükemmellik seviyesine ulaştı.

impressive

/ɪmˈpres.ɪv/

(adjective) etkileyici, görkemli

Örnek:

The view from the mountain top was truly impressive.
Dağ tepesinden manzara gerçekten etkileyiciydi.

sumptuous

/ˈsʌmp.tʃu.əs/

(adjective) görkemli, lüks, şatafatlı

Örnek:

The guests were served a sumptuous feast in the grand hall.
Konuklara büyük salonda görkemli bir ziyafet sunuldu.

exquisite

/ɪkˈskwɪz.ɪt/

(adjective) enfes, zarif, narin

Örnek:

The painting was an exquisite work of art.
Tablo enfes bir sanat eseriydi.

astonishing

/əˈstɑː.nɪ.ʃɪŋ/

(adjective) şaşırtıcı, hayret verici

Örnek:

The view from the mountain top was astonishing.
Dağ tepesinden manzara şaşırtıcıydı.

striking

/ˈstraɪ.kɪŋ/

(adjective) çarpıcı, etkileyici, dikkat çekici

Örnek:

She has a striking resemblance to her mother.
Annesine çarpıcı bir benzerliği var.

fabulous

/ˈfæb.jə.ləs/

(adjective) muhteşem, harika, efsanevi

Örnek:

She looked fabulous in her new dress.
Yeni elbisesiyle muhteşem görünüyordu.

picturesque

/ˌpɪk.tʃərˈesk/

(adjective) manzaralı, pitoresk

Örnek:

The village is very picturesque with its old stone houses and narrow streets.
Köy, eski taş evleri ve dar sokaklarıyla çok manzaralı.

spectacular

/spekˈtæk.jə.lɚ/

(adjective) muhteşem, görkemli

Örnek:

The view from the mountain was spectacular.
Dağdan manzara muhteşemdi.

charming

/ˈtʃɑːr.mɪŋ/

(adjective) çekici, büyüleyici

Örnek:

He has a very charming smile.
Çok çekici bir gülümsemesi var.

refined

/rɪˈfaɪnd/

(adjective) rafine, kültürlü, zarif

Örnek:

She has a very refined taste in art.
Sanatta çok rafine bir zevki var.

legendary

/ˈledʒ.der.i/

(adjective) efsanevi, ünlü

Örnek:

King Arthur is a legendary figure.
Kral Arthur efsanevi bir figürdür.

tempting

/ˈtemp.tɪŋ/

(adjective) cazip, çekici

Örnek:

That chocolate cake looks very tempting.
O çikolatalı kek çok baştan çıkarıcı görünüyor.

beneficially

/ˌben.əˈfɪʃ.əl.i/

(adverb) faydalı bir şekilde, yararlı olarak, avantajlı bir şekilde

Örnek:

The new policy will beneficially impact the local economy.
Yeni politika yerel ekonomiyi faydalı bir şekilde etkileyecek.

otherworldly

/ˌʌð.ɚˈwɝːld.li/

(adjective) dünya dışı, uhrevi, doğaüstü

Örnek:

The landscape had an otherworldly beauty that felt like a dream.
Manzara, rüya gibi hissettiren dünya dışı bir güzelliğe sahipti.

gloriously

/ˈɡlɔːr.i.əs.li/

(adverb) görkemli bir şekilde, şanla, harika bir şekilde

Örnek:

The sun rose gloriously over the mountains.
Güneş dağların üzerinden görkemli bir şekilde doğdu.

miraculous

/məˈræk.jə.ləs/

(adjective) mucizevi, harika

Örnek:

The patient made a miraculous recovery.
Hasta mucizevi bir şekilde iyileşti.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren