Avatar of Vocabulary Set Seyahat Deneyimleri

Turizm Endüstrisi İçinde Seyahat Deneyimleri Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Turizm Endüstrisi' içinde 'Seyahat Deneyimleri' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

experience

/ɪkˈspɪr.i.əns/

(noun) deneyim, olay;

(verb) deneyimlemek, yaşamak

Örnek:

He has a lot of experience in teaching.
Öğretmenlikte çok deneyimi var.

adventure

/ədˈven.tʃɚ/

(noun) macera, heyecan;

(verb) macera yapmak, girişmek

Örnek:

They went on a thrilling adventure in the Amazon rainforest.
Amazon yağmur ormanlarında heyecan verici bir maceraya atıldılar.

exploration

/ˌek.spləˈreɪ.ʃən/

(noun) keşif, araştırma, inceleme

Örnek:

The exploration of space continues to fascinate humanity.
Uzay keşfi insanlığı büyülemeye devam ediyor.

discovery

/dɪˈskʌv.ɚ.i/

(noun) keşif, buluntu, keşfedilen şey

Örnek:

The discovery of penicillin revolutionized medicine.
Penisilinin keşfi tıpta devrim yarattı.

sightseeing

/ˈsaɪtˌsiː.ɪŋ/

(noun) gezi, turizm

Örnek:

We spent the whole day sightseeing in Rome.
Tüm günü Roma'da gezip görerek geçirdik.

hiking

/ˈhaɪ.kɪŋ/

(noun) doğa yürüyüşü, trekking;

(verb) yürüyüş yapan, trekking yapan

Örnek:

We went hiking in the mountains last weekend.
Geçen hafta sonu dağlarda yürüyüşe çıktık.

trekking

/ˈtrek.ɪŋ/

(noun) doğa yürüyüşü, uzun yürüyüş;

(verb) doğa yürüyüşü yapmak, yürümek

Örnek:

They went trekking in the Himalayas for three weeks.
Üç hafta boyunca Himalayalar'da doğa yürüyüşü yaptılar.

backpacking

/ˈbækˌpæk.ɪŋ/

(noun) sırt çantasıyla seyahat, sırt çantalı gezi;

(verb) sırt çantasıyla seyahat etmek, sırt çantalı gezi yapmak

Örnek:

They went backpacking through Europe for three months.
Üç ay boyunca Avrupa'da sırt çantasıyla seyahat ettiler.

camping

/ˈkæm.pɪŋ/

(noun) kampçılık, kamp

Örnek:

We went camping in the mountains last summer.
Geçen yaz dağlarda kamp yaptık.

wine tasting

/ˈwaɪn ˌteɪ.stɪŋ/

(noun) şarap tadımı

Örnek:

We went to a lovely wine tasting event at the vineyard.
Bağda güzel bir şarap tadımı etkinliğine gittik.

shopping

/ˈʃɑː.pɪŋ/

(noun) alışveriş;

(verb) alışveriş yapmak

Örnek:

I love going shopping for new clothes.
Yeni kıyafetler almak için alışverişe gitmeyi severim.

boutique

/buːˈtiːk/

(noun) butik, moda mağazası, uzmanlaşmış;

(adjective) butik, özel

Örnek:

She bought her wedding dress from a charming bridal boutique.
Gelinliğini büyüleyici bir gelinlik butiğinden aldı.

department store

/dɪˈpɑːrt.mənt ˌstɔːr/

(noun) büyük mağaza, departman mağazası

Örnek:

She spent the afternoon browsing in the department store.
Öğleden sonrayı büyük mağazada dolaşarak geçirdi.

shopping mall

/ˈʃɑː.pɪŋ ˌmɑːl/

(noun) alışveriş merkezi, AVM

Örnek:

We spent the whole afternoon at the shopping mall.
Tüm öğleden sonrayı alışveriş merkezinde geçirdik.

handicraft

/ˈhæn.di.kræft/

(noun) el sanatı, zanaat

Örnek:

She learned various handicrafts, including pottery and weaving.
Çömlekçilik ve dokumacılık dahil çeşitli el sanatları öğrendi.

bargaining

/ˈbɑːr.ɡɪn.ɪŋ/

(noun) pazarlık, anlaşma, toplu pazarlık

Örnek:

The bargaining for the antique vase took hours.
Antika vazo için pazarlık saatler sürdü.

sale

/seɪl/

(noun) satış, pazarlama, indirim

Örnek:

The sale of the house was completed last week.
Evin satışı geçen hafta tamamlandı.

discount

/ˈdɪs.kaʊnt/

(noun) indirim, iskonto;

(verb) indirim yapmak, iskonto etmek, göz ardı etmek

Örnek:

They offer a 10% discount for students.
Öğrencilere %10 indirim sunuyorlar.

cash

/kæʃ/

(noun) nakit, para;

(verb) bozdurmak, nakde çevirmek

Örnek:

Do you have any cash on you?
Üzerinde hiç nakit var mı?

credit card

/ˈkred.ɪt ˌkɑːrd/

(noun) kredi kartı

Örnek:

I paid for the groceries with my credit card.
Market alışverişini kredi kartımla ödedim.

atm

/ˌeɪ.tiːˈem/

(noun) ATM, bankamatik;

(abbreviation) Asenkron Transfer Modu, ATM

Örnek:

I need to withdraw some cash from the ATM.
ATM'den biraz nakit çekmem gerekiyor.

receipt

/rɪˈsiːt/

(noun) fiş, makbuz, alma

Örnek:

Can I have a receipt for this purchase?
Bu alışveriş için bir fiş alabilir miyim?

size

/saɪz/

(noun) boyut, ebat;

(verb) boyutlandırmak, ebatlamak

Örnek:

What size shoes do you wear?
Kaç numara ayakkabı giyiyorsunuz?

color

/ˈkʌl.ɚ/

(noun) renk, pigment, boya;

(verb) renklendirmek, boyamak

Örnek:

Red is my favorite color.
Kırmızı benim favori rengim.

style

/staɪl/

(noun) tarz, stil, yöntem;

(verb) şekil vermek, tasarlamak, stil vermek

Örnek:

The new building has a modern style.
Yeni bina modern bir tarza sahip.

fashion

/ˈfæʃ.ən/

(noun) moda, tarz, şekil;

(verb) şekillendirmek, yapmak

Örnek:

She always dresses in the latest fashion.
Her zaman en son modaya göre giyinir.

accessory

/əkˈses.ər.i/

(noun) aksesuar, eklenti, suç ortağı;

(adjective) suç ortağı, yardımcı

Örnek:

She bought a new phone accessory.
Yeni bir telefon aksesuarı aldı.

clothing

/ˈkloʊ.ðɪŋ/

(noun) giyim, kıyafet

Örnek:

She bought new clothing for her trip.
Seyahati için yeni giysiler aldı.

shoe

/ʃuː/

(noun) ayakkabı;

(verb) nalbantlamak

Örnek:

She bought a new pair of shoes for the party.
Parti için yeni bir çift ayakkabı aldı.

jewelry

/ˈdʒuː.əl.ri/

(noun) mücevher, takı

Örnek:

She received a beautiful piece of jewelry as a gift.
Hediye olarak güzel bir mücevher parçası aldı.

electronics

/iˌlekˈtrɑː.nɪks/

(noun) elektronik, elektronik cihazlar

Örnek:

He is studying electronics at university.
Üniversitede elektronik okuyor.

duty-free

/ˌduːtiˈfriː/

(adjective) gümrüksüz, vergisiz;

(adverb) gümrüksüz, vergisiz

Örnek:

You can buy alcohol and tobacco duty-free at the airport.
Havaalanında alkol ve tütün gümrüksüz satın alabilirsiniz.

shopping bag

/ˈʃɑː.pɪŋ ˌbæɡ/

(noun) alışveriş çantası, alışveriş poşeti

Örnek:

She carried two heavy shopping bags filled with groceries.
İki ağır alışveriş çantası dolusu bakkaliye taşıyordu.

shopaholic

/ˌʃɑː.pəˈhɑː.lɪk/

(noun) alışverişkolik, alışveriş bağımlısı

Örnek:

My sister is a real shopaholic; she buys new clothes every week.
Kız kardeşim tam bir alışverişkolik; her hafta yeni kıyafetler alıyor.

retail therapy

/ˈriː.teɪl ˌθer.ə.pi/

(noun) alışveriş terapisi, perakende terapisi

Örnek:

After a stressful week, she indulged in some retail therapy.
Stresli bir haftadan sonra biraz alışveriş terapisi yaptı.

outlet store

/ˈaʊt.let ˌstɔːr/

(noun) outlet mağazası, fabrika satış mağazası

Örnek:

We found great deals at the outlet store.
Outlet mağazasında harika fırsatlar bulduk.

shopping center

/ˈʃɑː.pɪŋ ˌsen.tər/

(noun) alışveriş merkezi

Örnek:

We spent the afternoon at the new shopping center.
Öğleden sonrayı yeni alışveriş merkezinde geçirdik.

luxury goods

/ˈlʌk.ʃər.i ˌɡʊdz/

(noun) lüks ürünler, lüks mallar

Örnek:

The store specializes in high-end luxury goods like designer handbags and watches.
Mağaza, tasarımcı el çantaları ve saatler gibi üst düzey lüks ürünler konusunda uzmanlaşmıştır.

window shopping

/ˈwɪn.doʊ ˌʃɑː.pɪŋ/

(noun) vitrin alışverişi, vitrin gezintisi

Örnek:

On Saturday afternoons, we often go window shopping downtown.
Cumartesi öğleden sonraları sık sık şehir merkezinde vitrin alışverişi yaparız.

consumer

/kənˈsuː.mɚ/

(noun) tüketici, tüketici (biyoloji)

Örnek:

The new policy aims to protect consumers from unfair practices.
Yeni politika, tüketicileri haksız uygulamalardan korumayı amaçlamaktadır.

customer service

/ˈkʌs.tə.mər ˌsɜːr.vɪs/

(noun) müşteri hizmetleri, müşteri desteği

Örnek:

Good customer service is essential for retaining clients.
İyi müşteri hizmetleri, müşterileri elde tutmak için çok önemlidir.

shopping cart

/ˈʃɑː.pɪŋ ˌkɑːrt/

(noun) alışveriş arabası, alışveriş sepeti, sanal sepet

Örnek:

She pushed the shopping cart down the aisle.
Alışveriş arabasını koridorda itti.

checkout

/ˈtʃek.aʊt/

(noun) kasa, ödeme noktası, çıkış;

(verb) ödeme yapmak, hesap ödemek, çıkış yapmak

Örnek:

Please proceed to the checkout counter.
Lütfen kasaya gidin.

go shopping

/ɡoʊ ˈʃɑː.pɪŋ/

(phrase) alışverişe gitmek, alışveriş yapmak

Örnek:

I need to go shopping for new clothes.
Yeni kıyafetler için alışverişe gitmem gerekiyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren