Avatar of Vocabulary Set Toplu taşıma

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Toplu taşıma Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Toplu taşıma' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

platform

/ˈplæt.fɔːrm/

(noun) platform, peron, program

Örnek:

The train arrived at platform 9.
Tren 9 numaralı perona geldi.

route

/ruːt/

(noun) rota, güzergah;

(verb) yönlendirmek, göndermek

Örnek:

What's the best route to the airport?
Havaalanına en iyi rota nedir?

carriage

/ˈker.ɪdʒ/

(noun) fayton, vagon, kompartıman

Örnek:

The royal family arrived in a magnificent horse-drawn carriage.
Kraliyet ailesi muhteşem bir atlı faytonla geldi.

tram

/træm/

(noun) tramvay

Örnek:

We took the tram to the city center.
Şehir merkezine tramvayla gittik.

ferry

/ˈfer.i/

(noun) feribot, vapur;

(verb) taşımak, geçirmek

Örnek:

We took the ferry across the lake.
Gölü geçmek için feribota bindik.

fare

/fer/

(noun) ücret, tarife, yemek;

(verb) performans göstermek, gitmek

Örnek:

Bus fares have increased recently.
Otobüs ücretleri son zamanlarda arttı.

toll

/toʊl/

(noun) geçiş ücreti, bedel, zarar;

(verb) çalmak, vurmak

Örnek:

The new bridge has a high toll.
Yeni köprünün yüksek bir geçiş ücreti var.

fork

/fɔːrk/

(noun) çatal, ayrım;

(verb) çatallanmak, ayrılmak, çatallamak

Örnek:

Please pass me a fork to eat my salad.
Salatamı yemek için bana bir çatal uzatır mısın?

transit

/ˈtræn.zɪt/

(noun) toplu taşıma, transit, geçiş;

(verb) geçmek, transit geçmek

Örnek:

Public transit is essential for urban mobility.
Toplu taşıma kentsel hareketlilik için elzemdir.

canoe

/kəˈnuː/

(noun) kano;

(verb) kano yapmak, kano ile taşımak

Örnek:

We rented a canoe to explore the lake.
Gölü keşfetmek için bir kano kiraladık.

control tower

/kənˈtroʊl ˌtaʊ.ɚ/

(noun) kontrol kulesi

Örnek:

The pilot requested landing instructions from the control tower.
Pilot, kontrol kulesinden iniş talimatı istedi.

rush hour

/ˈrʌʃ ˌaʊər/

(noun) yoğun saatler, iş çıkış saati

Örnek:

Try to avoid driving during rush hour if you can.
Mümkünse yoğun saatlerde araba kullanmaktan kaçının.

pull out

/pʊl aʊt/

(phrasal verb) çekip çıkarmak, sökmek, çekilmek

Örnek:

He had to pull out a splinter from his finger.
Parmağından bir kıymık çekip çıkarmak zorunda kaldı.

swerve

/swɝːv/

(verb) kırmak, sapmak;

(noun) kırma, sapma

Örnek:

The car swerved to avoid the pedestrian.
Araba yayayı çarpmamak için kırdı.

steer

/stɪr/

(verb) yönlendirmek, idare etmek, rehberlik etmek;

(noun) dana, boğa

Örnek:

He managed to steer the car around the corner.
Arabayı köşeyi dönerek yönlendirmeyi başardı.

wheel

/wiːl/

(noun) tekerlek, direksiyon, dümen;

(verb) tekerlekli araçla taşımak, sürmek, dönmek

Örnek:

The car has four wheels.
Arabanın dört tekerleği var.

refuel

/ˌriːˈfjʊəl/

(verb) yakıt ikmali yapmak, depoyu doldurmak, enerji depolamak

Örnek:

The plane needed to refuel before the long flight.
Uçak uzun uçuştan önce yakıt ikmali yapmalıydı.

run over

/rʌn ˈoʊvər/

(phrasal verb) ezmek, üstünden geçmek, uzamak

Örnek:

The car accidentally ran over a squirrel.
Araba yanlışlıkla bir sincabı ezdi.

service

/ˈsɝː.vɪs/

(noun) hizmet, servis, kamu hizmeti;

(verb) hizmet etmek, çalışmak, servis etmek

Örnek:

The hotel provides excellent room service.
Otel mükemmel oda servisi sunmaktadır.

board

/bɔːrd/

(noun) tahta, levha, yönetim kurulu;

(verb) binmek, gemiye binmek, yatılı kalacak yer sağlamak

Örnek:

He nailed the loose board back into place.
Gevşek tahtayı yerine çaktı.

test drive

/ˈtest draɪv/

(noun) test sürüşü;

(verb) test sürüşü yapmak

Örnek:

I'm going to take the new car for a test drive this afternoon.
Bu öğleden sonra yeni arabayı test sürüşüne çıkaracağım.

dock

/dɑːk/

(noun) iskele, rıhtım, havuz;

(verb) yanaşmak, demirlemek, kesinti yapmak

Örnek:

The ship pulled up to the dock to unload its goods.
Gemi, mallarını boşaltmak için iskeleye yanaştı.

carpool

/ˈkɑːrˌpuːl/

(verb) ortak araç, ortak araç kullanmak;

(noun) ortak araç, ortak araç kullanmak

Örnek:

We decided to carpool to work to save on gas.
Benzinden tasarruf etmek için işe ortak araçla gitmeye karar verdik.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren