Avatar of Vocabulary Set Önemsiz

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Önemsiz Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Önemsiz' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

robust

/roʊˈbʌst/

(adjective) sağlam, güçlü, dayanıklı

Örnek:

He is a robust man who rarely gets sick.
O, nadiren hastalanan sağlam bir adamdır.

determined

/dɪˈtɝː.mɪnd/

(adjective) kararlı, azimli;

(verb) belirlenmiş, tespit edilmiş

Örnek:

She was determined to succeed.
Başarılı olmaya kararlıydı.

dominating

/ˈdɑː.mə.neɪ.t̬ɪŋ/

(adjective) baskın, hükmedici;

(verb) domine etmek, hükmetmek

Örnek:

His dominating personality made it difficult for others to express their opinions.
Baskın kişiliği, başkalarının fikirlerini ifade etmesini zorlaştırıyordu.

unstoppable

/ʌnˈstɑː.pə.bəl/

(adjective) durdurulamaz, önlenemez

Örnek:

The team's momentum was unstoppable after the first goal.
İlk golden sonra takımın ivmesi durdurulamazdı.

authoritative

/əˈθɔːr.ə.t̬ə.t̬ɪv/

(adjective) yetkili, güvenilir, otoriter

Örnek:

The report provides an authoritative account of the events.
Rapor, olayların yetkili bir açıklamasını sunmaktadır.

adamant

/ˈæd.ə.mənt/

(adjective) kararlı, inatçı, boyun eğmez

Örnek:

She was adamant that she would not resign.
İstifa etmeyeceği konusunda kararlıydı.

inefficient

/ˌɪn.ɪˈfɪʃ.ənt/

(adjective) verimsiz, etkisiz

Örnek:

The old machine was very inefficient and used too much power.
Eski makine çok verimsizdi ve çok fazla güç tüketiyordu.

impotent

/ˈɪm.pə.t̬ənt/

(adjective) güçsüz, çaresiz, iktidarsız

Örnek:

The government was impotent to stop the rising prices.
Hükümet artan fiyatları durdurma konusunda çaresizdi.

incapable

/ɪnˈkeɪ.pə.bəl/

(adjective) aciz, yetersiz, yeteneksiz

Örnek:

He seems incapable of understanding simple instructions.
Basit talimatları anlamaktan aciz görünüyor.

ineffectual

/ˌɪn.ɪˈfek.tʃu.əl/

(adjective) etkisiz, işe yaramaz

Örnek:

The efforts to clean up the oil spill were largely ineffectual.
Petrol sızıntısını temizleme çabaları büyük ölçüde etkisizdi.

futile

/ˈfjuː.t̬əl/

(adjective) nafile, boşuna, yararsız

Örnek:

It was a futile attempt to try and change his mind.
Fikrini değiştirmeye çalışmak nafile bir çabaydı.

enfeebled

/ɪnˈfiː.bəld/

(adjective) zayıflamış, güçsüzleşmiş;

(past tense) zayıflattı, güçsüz bıraktı

Örnek:

The patient was enfeebled by the long illness.
Hasta, uzun süren hastalık nedeniyle bitkin düşmüştü.

predominant

/prɪˈdɑː.mə.nənt/

(adjective) baskın, hakim

Örnek:

The predominant color in the painting is blue.
Resimdeki baskın renk mavidir.

commanding

/kəˈmæn.dɪŋ/

(adjective) otoriter, buyurgan, hakim

Örnek:

She has a commanding presence in the boardroom.
Yönetim kurulu odasında otoriter bir duruşu var.

vulnerable

/ˈvʌl.nɚ.ə.bəl/

(adjective) savunmasız, hassas

Örnek:

The small village was vulnerable to attack.
Küçük köy saldırıya açıktı.

compelling

/kəmˈpel.ɪŋ/

(adjective) ikna edici, sürükleyici, zorlayıcı

Örnek:

The documentary presented a compelling argument for environmental protection.
Belgesel, çevre koruma için ikna edici bir argüman sundu.

formidable

/fɔːrˈmɪd.ə.bəl/

(adjective) dişli, müthiş, korkunç

Örnek:

The team faces a formidable opponent in the finals.
Takım finalde dişli bir rakiple karşı karşıya.

wishy-washy

/ˈwɪʃ.iˌwɑː.ʃi/

(adjective) kararsız, gevşek, kaçamak

Örnek:

The candidate gave a wishy-washy answer to the reporter's question.
Aday, muhabirin sorusuna kaçamak bir cevap verdi.

toothless

/ˈtuːθ.ləs/

(adjective) dişsiz, etkisiz, yaptırımsız

Örnek:

The toothless old man smiled at the children.
Dişsiz yaşlı adam çocuklara gülümsedi.

tenacious

/təˈneɪ.ʃəs/

(adjective) inatçı, yapışkan, kalıcı

Örnek:

The ivy is a tenacious plant, clinging to the old stone wall.
Sarmaşık, eski taş duvara tutunan inatçı bir bitkidir.

inoperative

/ˌɪnˈɑː.pɚ.ə.t̬ɪv/

(adjective) çalışmayan, geçersiz, gayri faal

Örnek:

The elevator has been inoperative since the power outage.
Asansör elektrik kesintisinden beri çalışmıyor.

overtake

/ˌoʊ.vɚˈteɪk/

(verb) sollamak, geçmek, aşmak

Örnek:

The car quickly overtook the truck on the highway.
Araba otoyolda kamyonu hızla solladı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren