Avatar of Vocabulary Set Spor müsabakası

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Spor müsabakası Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Spor müsabakası' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

the Paralympics

/ˌper.əˈlɪm.pɪks/

(plural noun) Paralimpik Oyunları, Paralimpikler

Örnek:

She trained for years to compete in the Paralympics.
Paralimpik Oyunları'nda yarışmak için yıllarca antrenman yaptı.

ranking

/ˈræn.kɪŋ/

(noun) sıralama, derece

Örnek:

The university improved its global ranking this year.
Üniversite bu yıl küresel sıralamasını iyileştirdi.

runner-up

/ˌrʌn.ərˈʌp/

(noun) ikinci, ikinci gelen

Örnek:

She was the runner-up in the singing competition.
Şarkı yarışmasında ikinci oldu.

doping

/ˈdoʊ.pɪŋ/

(noun) doping

Örnek:

The athlete was banned for two years after testing positive for doping.
Sporcu, doping testinde pozitif çıkmasının ardından iki yıl men edildi.

spectator

/spekˈteɪ.t̬ɚ/

(noun) seyirci, izleyici

Örnek:

The spectators cheered loudly for their team.
Seyirciler takımları için yüksek sesle tezahürat yaptı.

underdog

/ˈʌn.dɚ.dɑːɡ/

(noun) favori olmayan, zayıf taraf, mağlup

Örnek:

The team was the underdog, but they managed to win the championship.
Takım favori olmayan taraftı ama şampiyonluğu kazanmayı başardılar.

tournament

/ˈtɝː.nə.mənt/

(noun) turnuva

Örnek:

The chess tournament attracted players from all over the world.
Satranç turnuvası dünyanın dört bir yanından oyuncuları çekti.

qualifier

/ˈkwɑː.lə.faɪ.ɚ/

(noun) elemeyi geçen, kalifiye olan, niteleyici

Örnek:

The team emerged as the top qualifier for the championship.
Takım, şampiyonanın en iyi elemeyi geçen takımı olarak ortaya çıktı.

umpire

/ˈʌm.paɪr/

(noun) hakem;

(verb) hakemlik yapmak, yönetmek

Örnek:

The baseball umpire made a controversial call at home plate.
Beyzbol hakemi ev plakasında tartışmalı bir karar verdi.

podium

/ˈpoʊ.di.əm/

(noun) podyum, kürsü, ödül kürsüsü

Örnek:

The speaker walked to the podium to begin his address.
Konuşmacı konuşmasına başlamak için podyuma yürüdü.

time out

/ˈtaɪm.aʊt/

(noun) mola, ara;

(verb) zaman aşımına uğramak

Örnek:

The coach called a time out to discuss the strategy.
Antrenör stratejiyi tartışmak için mola aldı.

penalty

/ˈpen.əl.ti/

(noun) ceza, para cezası, dezavantaj

Örnek:

The maximum penalty for the offense is five years in prison.
Suçun azami cezası beş yıl hapistir.

foul

/faʊl/

(adjective) kötü kokulu, kirli, iğrenç;

(noun) faul, kural ihlali;

(verb) faul yapmak, kural ihlali yapmak

Örnek:

The garbage had a foul odor.
Çöpün kötü bir kokusu vardı.

knockout

/ˈnɑːk.aʊt/

(noun) nakavt, KO, afet;

(adjective) nakavt eden, bayıltıcı

Örnek:

The boxer delivered a powerful knockout punch.
Boksör güçlü bir nakavt yumruğu attı.

league

/liːɡ/

(noun) lig, federasyon, birlik;

(verb) birleşmek, ittifak kurmak

Örnek:

Our team joined the local football league.
Takımımız yerel futbol ligine katıldı.

bench

/bentʃ/

(noun) bank, tezgah, laboratuvar tezgahı;

(verb) yedek kulübesine çekmek, oyundan almak, kıyaslamak

Örnek:

They sat on the park bench and watched the children play.
Park bankında oturup çocukların oynamasını izlediler.

high-intensity interval training

/haɪ ɪnˈten.sə.t̬i ˈɪn.t̬ɚ.vəl ˈtreɪ.nɪŋ/

(noun) yüksek yoğunluklu aralıklı antrenman, HIIT

Örnek:

I started doing high-intensity interval training to burn more calories in less time.
Daha kısa sürede daha fazla kalori yakmak için yüksek yoğunluklu aralıklı antrenman yapmaya başladım.

dribble

/ˈdrɪb.əl/

(verb) salya akıtmak, damlamak, top sürmek;

(noun) damla, akıntı, top sürme

Örnek:

The baby started to dribble as soon as he saw the bottle.
Bebek şişeyi görür görmez salya akıtmaya başladı.

tackle

/ˈtæk.əl/

(verb) ele almak, mücadele etmek, müdahale;

(noun) donanım, takım, hücum hattı oyuncusu

Örnek:

The government is trying to tackle inflation.
Hükümet enflasyonla mücadele etmeye çalışıyor.

coach

/koʊtʃ/

(noun) antrenör, koç, otobüs;

(verb) antrenörlük yapmak, koçluk yapmak

Örnek:

The football coach motivated his team.
Futbol antrenörü takımını motive etti.

time trial

/ˈtaɪm ˌtraɪəl/

(noun) zamana karşı yarış, süre denemesi

Örnek:

The cyclists prepared for the individual time trial.
Bisikletçiler bireysel zamana karşı yarış için hazırlandı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren