Avatar of Vocabulary Set Değişim ve Oluşum

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Değişim ve Oluşum Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Değişim ve Oluşum' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

decay

/dɪˈkeɪ/

(noun) çürüme, bozulma, diş çürüğü;

(verb) çürümek, bozulmak, yozlaşmak

Örnek:

The old wooden fence was showing signs of decay.
Eski ahşap çit çürüme belirtileri gösteriyordu.

solidify

/səˈlɪd.ə.faɪ/

(verb) katılaşmak, sağlamlaştırmak, pekiştirmek

Örnek:

The lava began to solidify as it cooled.
Lava soğudukça katılaşmaya başladı.

vaporize

/ˈveɪ.pɚ.aɪz/

(verb) buharlaştırmak, buharlaşmak, yok etmek

Örnek:

The intense heat will vaporize the liquid instantly.
Yoğun ısı, sıvıyı anında buharlaştıracaktır.

evaporate

/ɪˈvæp.ə.reɪt/

(verb) buharlaşmak, uçmak, tükenmek

Örnek:

The water will evaporate quickly in the sun.
Su güneşte hızla buharlaşacak.

dissolve

/dɪˈzɑːlv/

(verb) çözmek, çözünmek, feshetmek

Örnek:

Sugar dissolves in water.
Şeker suda çözünür.

crystallize

/ˈkrɪs.təl.aɪz/

(verb) netleşmek, şekillenmek, kristalleşmek

Örnek:

The discussion helped to crystallize my ideas.
Tartışma fikirlerimin netleşmesine yardımcı oldu.

fuse

/fjuːz/

(noun) sigorta, fitil, fünye;

(verb) birleştirmek, kaynaştırmak, eritmek

Örnek:

The lights went out because a fuse blew.
Bir sigorta attığı için ışıklar söndü.

split

/splɪt/

(verb) bölmek, ayırmak, yarmak;

(noun) bölünme, ayrılık, açılma;

(adjective) bölünmüş, ayrılmış, ayrık

Örnek:

The company decided to split into two separate entities.
Şirket iki ayrı varlığa bölünmeye karar verdi.

metamorphose

/ˌmet̬.əˈmɔːr.foʊz/

(verb) metamorfoz geçirmek, tamamen değişmek

Örnek:

The caterpillar will metamorphose into a butterfly.
Tırtıl bir kelebeğe dönüşecek.

transmute

/trænsˈmjuːt/

(verb) dönüştürmek, başkalaştırmak

Örnek:

Alchemists tried to transmute base metals into gold.
Simyacılar adi metalleri altına dönüştürmeye çalıştılar.

petrify

/ˈpet.rə.faɪ/

(verb) taşlaşmak, taşlaştırmak, taş kesmek

Örnek:

Over millions of years, the wood began to petrify, turning into stone.
Milyonlarca yıl boyunca, odun taşlaşmaya başladı ve taşa dönüştü.

transfigure

/trænsˈfɪɡ.jɚ/

(verb) şeklini değiştirmek, güzelleştirmek

Örnek:

A sudden smile transfigured her face.
Ani bir gülümseme yüzünü değiştirip güzelleştirdi.

modify

/ˈmɑː.də.faɪ/

(verb) değiştirmek, modifiye etmek, nitelemek

Örnek:

The design was modified to include a new safety feature.
Tasarım, yeni bir güvenlik özelliği içerecek şekilde değiştirildi.

mature

/məˈtʃʊr/

(adjective) olgun, yetişkin, akıllı;

(verb) olgunlaşmak, büyümek, vadesi dolmak

Örnek:

She is very mature for her age.
Yaşına göre çok olgun.

modulate

/ˈmɑː.dʒə.leɪt/

(verb) modüle etmek, ayarlamak

Örnek:

He learned to modulate his voice for public speaking.
Topluluk önünde konuşmak için sesini ayarlamayı öğrendi.

revolutionize

/ˌrev.əˈluː.ʃən.aɪz/

(verb) devrim yapmak, köklü değişiklik yapmak

Örnek:

The internet has revolutionized the way we communicate.
İnternet, iletişim kurma şeklimizi devrim niteliğinde değiştirdi.

transition

/trænˈzɪʃ.ən/

(noun) geçiş, dönüşüm;

(verb) geçiş yapmak, dönüşmek

Örnek:

The company is undergoing a major transition to new management.
Şirket yeni yönetime büyük bir geçiş süreci yaşıyor.

diversify

/dɪˈvɝː.sə.faɪ/

(verb) çeşitlendirmek, farklılaştırmak

Örnek:

The company decided to diversify its product line.
Şirket, ürün yelpazesini çeşitlendirmeye karar verdi.

adjust

/əˈdʒʌst/

(verb) ayarlamak, düzenlemek, uyum sağlamak

Örnek:

He adjusted his tie in the mirror.
Aynada kravatını düzeltti.

flatten

/ˈflæt̬.ən/

(verb) düzleştirmek, yassılaştırmak, yere sermek

Örnek:

The steamroller will flatten the road.
Buharlı silindir yolu düzleştirecek.

sand

/sænd/

(noun) kum;

(verb) zımparalamak, kumlamak

Örnek:

The children played in the sand on the beach.
Çocuklar sahildeki kumda oynadı.

extrude

/ɪkˈstruːd/

(verb) ekstrüde etmek, dışarı itmek, sıkmak

Örnek:

The machine can extrude plastic into various shapes.
Makine plastiği çeşitli şekillerde ekstrüde edebilir.

exacerbate

/ɪɡˈzæs.ɚ.beɪt/

(verb) ağırlaştırmak, kötüleştirmek, şiddetlendirmek

Örnek:

The new policy will only exacerbate the problem of unemployment.
Yeni politika sadece işsizlik sorununu ağırlaştıracak.

mold

/moʊld/

(noun) küf, kalıp;

(verb) şekillendirmek, kalıba dökmek

Örnek:

There was green mold growing on the old bread.
Eski ekmeğin üzerinde yeşil küf vardı.

condense

/kənˈdens/

(verb) yoğunlaştırmak, özetlemek, kısaltmak

Örnek:

The editor asked me to condense the report into two pages.
Editör benden raporu iki sayfaya sığdırmamı istedi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren