IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9) İçinde Felaket Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9)' içinde 'Felaket' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /kəˈlæm.ə.t̬i/
(noun) felaket, afet, musibet
Örnek:
The earthquake was a terrible calamity for the region.
Deprem bölge için korkunç bir felaketti.
/ˈkæt̬.ə.klɪ.zəm/
(noun) felaket, doğal afet, tufan
Örnek:
The eruption of the supervolcano caused a global cataclysm.
Süper volkanın patlaması küresel bir felakete neden oldu.
/ˈræv.ɪdʒ/
(verb) tahrip etmek, harap etmek;
(noun) tahribat, yıkım
Örnek:
The forest fire ravaged the entire hillside.
Orman yangını tüm yamaçları tahrip etti.
/ˌkɑːn.fləˈɡreɪ.ʃən/
(noun) büyük yangın, felaket yangın, çatışma
Örnek:
The city was devastated by a massive conflagration.
Şehir büyük bir yangınla harap oldu.
/skɝːdʒ/
(noun) kırbaç, kamçı, felaket;
(verb) kırbaçlamak, eziyet etmek, felakete uğratmak
Örnek:
The ancient Romans used a scourge for flogging.
Antik Romalılar kırbaçlamak için bir kırbaç kullanırlardı.
/ˈæf.tɚ.ʃɑːk/
(noun) artçı sarsıntı, artçı şok, sonuç
Örnek:
Residents were warned to brace for aftershocks following the major earthquake.
Büyük depremin ardından sakinlere artçı sarsıntılara karşı hazırlıklı olmaları uyarısı yapıldı.
/ˈtem.blɚ/
(noun) sarsıntı, deprem
Örnek:
The slight temblor rattled the windows but caused no damage.
Hafif sarsıntı pencereleri salladı ama hasara yol açmadı.
/ˈdel.juːdʒ/
(noun) sel, tufan, yağmur;
(verb) sular altında bırakmak, boğmak, yağmuruna tutmak
Örnek:
The town was hit by a sudden deluge.
Şehir ani bir sel tarafından vuruldu.
/ˈsæl.vɪdʒ/
(verb) kurtarmak, hurdaya çıkarmak, muhafaza etmek;
(noun) kurtarma, hurda, kurtarılmış eşya
Örnek:
They managed to salvage some of the cargo from the sunken ship.
Batık gemiden kargonun bir kısmını kurtarmayı başardılar.
/ˈep.ə.sen.t̬ɚ/
(noun) merkez üssü, merkez
Örnek:
The epicenter of the earthquake was located near the coast.
Depremin merkez üssü kıyıya yakın bir yerdeydi.
/ˈwɑː.t̬ɚ.spaʊt/
(noun) hortum, su hortumu, su oluğu
Örnek:
Sailors spotted a large waterspout far out at sea.
Denizciler denizde uzakta büyük bir hortum gördüler.