IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9) İçinde Kültür ve Gelenekler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9)' içinde 'Kültür ve Gelenekler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ˈkæn.ən/
(noun) kanon, kural, ilke
Örnek:
The decision was made according to the established canon of the organization.
Karar, kuruluşun belirlenmiş kanonuna göre alındı.
/hɪˈdʒem.ə.ni/
(noun) hegemonya, egemenlik, liderlik
Örnek:
The company achieved market hegemony through aggressive expansion.
Şirket, agresif genişleme yoluyla pazar hegemonyası elde etti.
/dɪˈsent/
(noun) iniş, alçalma, köken
Örnek:
The plane began its gradual descent into the airport.
Uçak, havaalanına doğru kademeli inişine başladı.
/ɪˌɡæl.ɪˈter.i.ən.ɪ.zəm/
(noun) eşitlikçilik, egaliteryanizm
Örnek:
The country's constitution is founded on the principles of egalitarianism.
Ülkenin anayasası eşitlikçilik ilkelerine dayanmaktadır.
/ˈmɔːr.eɪz/
(plural noun) töreler, gelenekler, ahlak kuralları
Örnek:
The traditional mores of the tribe were strictly observed.
Kabilenin geleneksel töreleri sıkı bir şekilde gözlemlendi.
/esˈθet̬.ɪk/
(adjective) estetik;
(noun) estetik, sanatsal ilkeler
Örnek:
The painting has great aesthetic appeal.
Tablonun büyük bir estetik çekiciliği var.
/ˌeθ.noʊˈsen.trɪ.zəm/
(noun) etnosentrizm
Örnek:
The study highlighted the dangers of ethnocentrism in international relations.
Çalışma, uluslararası ilişkilerde etnosentrizmin tehlikelerini vurguladı.
/daɪˈæs.pɚ.ə/
(noun) diaspora, dağılma, topluluk
Örnek:
The Jewish diaspora has spread across the globe.
Yahudi diasporası tüm dünyaya yayıldı.
/eθˈnɑː.ɡrə.fi/
(noun) etnografi, halkların ve kültürlerin bilimsel tanımı
Örnek:
The anthropologist conducted an extensive ethnography of the remote Amazonian tribe.
Antropolog, uzak Amazon kabilesinin kapsamlı bir etnografisini yürüttü.
/əˌkʌl.tʃəˈreɪ.ʃən/
(noun) kültürleşme, kültürel uyum
Örnek:
The acculturation of immigrants into a new society can take several generations.
Göçmenlerin yeni bir topluma kültürel uyumu birkaç nesil sürebilir.
/ˈkaʊn.t̬ɚ.kʌl.tʃər/
(noun) karşı kültür
Örnek:
The 1960s were a time of significant counterculture movements.
1960'lar önemli karşı kültür hareketlerinin yaşandığı bir dönemdi.
/ˈtoʊ.t̬əm/
(noun) totem, sembol, simge
Örnek:
The tribe revered the bear as their sacred totem.
Kabile, ayıyı kutsal totemleri olarak saygı duyuyordu.
/ˈmæn.ɚ.ɪ.zəm/
(noun) tavır, alışkanlık, özellik
Örnek:
He had a peculiar mannerism of clearing his throat before speaking.
Konuşmadan önce boğazını temizleme gibi tuhaf bir tavrı vardı.
/kənˌven.ʃənˈæl.ə.t̬i/
(noun) gelenekselcilik, konvansiyonellik
Örnek:
Her art challenged the conventionality of the established gallery.
Sanatı, yerleşik galerinin gelenekselciliğine meydan okudu.
/ˈkriː.doʊ/
(noun) kredo, inanç, ilke
Örnek:
His personal credo is to always act with integrity.
Kişisel inancı her zaman dürüstlükle hareket etmektir.
/ˈpriː.sept/
(noun) ilke, kural, öğüt
Örnek:
The school operates on the precept that all students deserve respect.
Okul, tüm öğrencilerin saygıyı hak ettiği ilkesi üzerine faaliyet gösterir.
/ˈpædʒ.ən.tri/
(noun) gösteriş, ihtişam, tören
Örnek:
The royal wedding was full of pomp and pageantry.
Kraliyet düğünü ihtişam ve gösterişle doluydu.
/ˈæn.ə.mɪ.zəm/
(noun) animizm
Örnek:
Many indigenous cultures practice some form of animism, believing in the spiritual essence of nature.
Birçok yerli kültür, doğanın ruhsal özüne inanarak bir tür animizm uygular.