Avatar of Vocabulary Set Ağırlık ve Stabilite

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Ağırlık ve Stabilite Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Ağırlık ve Stabilite' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

dense

/dens/

(adjective) yoğun, sık, aptal

Örnek:

The forest was so dense that sunlight barely reached the ground.
Orman o kadar yoğundu ki güneş ışığı yere zor ulaşıyordu.

ponderous

/ˈpɑːn.dɚ.əs/

(adjective) ağır, hantal, yavaş

Örnek:

The elephant's movements were surprisingly graceful despite its ponderous size.
Filin hareketleri, ağır boyutuna rağmen şaşırtıcı derecede zarifti.

unbreakable

/ʌnˈbreɪ.kə.bəl/

(adjective) kırılmaz, sağlam

Örnek:

The new phone screen is made of an unbreakable material.
Yeni telefon ekranı kırılmaz bir malzemeden yapılmıştır.

steadfast

/ˈsted.fæst/

(adjective) sarsılmaz, istikrarlı, sadık

Örnek:

He remained steadfast in his loyalty to the company.
Şirkete olan sadakatinde sarsılmaz kaldı.

immoveable

/ɪˈmuː.və.bəl/

(adjective) hareket ettirilemez, sabit, sarsılmaz

Örnek:

The heavy safe was immoveable even with three people pushing it.
Ağır kasa, üç kişi itmesine rağmen yerinden oynamıyordu.

unshakable

/ʌnˈʃeɪ.kə.bəl/

(adjective) sarsılmaz, sağlam, kararlı

Örnek:

She has an unshakable belief in justice.
Adalete karşı sarsılmaz bir inancı var.

stout

/staʊt/

(adjective) iri yapılı, sağlam, şişman;

(noun) stout, siyah bira

Örnek:

He was a stout man with a booming laugh.
Gür kahkahalı iri yapılı bir adamdı.

robust

/roʊˈbʌst/

(adjective) sağlam, güçlü, dayanıklı

Örnek:

He is a robust man who rarely gets sick.
O, nadiren hastalanan sağlam bir adamdır.

airy

/ˈer.i/

(adjective) havadar, ferah, hafif

Örnek:

The room was light and airy.
Oda aydınlık ve havadardı.

delicate

/ˈdel.ə.kət/

(adjective) narin, hassas, kırılgan

Örnek:

The antique vase is very delicate.
Antika vazo çok narin.

frail

/freɪl/

(adjective) nahif, kırılgan, zayıf

Örnek:

The old woman was too frail to walk without assistance.
Yaşlı kadın yardımsız yürüyemeyecek kadar nahifti.

shaky

/ˈʃeɪ.ki/

(adjective) titrek, sarsak, zayıf

Örnek:

After the long illness, he felt a bit shaky on his feet.
Uzun hastalıktan sonra ayakları biraz titrek hissediyordu.

flimsy

/ˈflɪm.zi/

(adjective) dayanıksız, ince, eğreti

Örnek:

The table was too flimsy to hold the heavy books.
Masa ağır kitapları taşıyamayacak kadar dayanıksızdı.

breakable

/ˈbreɪ.kə.bəl/

(adjective) kırılabilir, hassas;

(noun) kırılabilir eşyalar, hassas eşyalar

Örnek:

Handle with care, as the vase is very breakable.
Vazo çok kırılgan olduğu için dikkatli kullanın.

slim down

/slɪm daʊn/

(phrasal verb) zayıflamak, küçültmek, azaltmak

Örnek:

She decided to slim down for the summer.
Yaz için zayıflamaya karar verdi.

sturdy

/ˈstɝː.di/

(adjective) sağlam, dayanıklı, iri yapılı

Örnek:

The table is very sturdy and won't wobble.
Masa çok sağlam ve sallanmayacak.

resilient

/rɪˈzɪl.jənt/

(adjective) esnek, dayanıklı, dirençli

Örnek:

The material is incredibly resilient and can withstand a lot of pressure.
Malzeme inanılmaz derecede esnek ve çok fazla basınca dayanabilir.

durable

/ˈdʊr.ə.bəl/

(adjective) dayanıklı, sağlam, uzun ömürlü

Örnek:

These shoes are made of durable leather.
Bu ayakkabılar dayanıklı deriden yapılmıştır.

floaty

/ˈfloʊ.t̬i/

(adjective) uçuş uçuş, hafif;

(noun) deniz yatağı, kolluk

Örnek:

She wore a floaty summer dress to the garden party.
Bahçe partisine uçuş uçuş bir yazlık elbise giydi.

limp

/lɪmp/

(verb) sekerek yürümek, topallamak;

(adjective) gevşek, cansız

Örnek:

He had to limp off the field after injuring his ankle.
Ayak bileğini incittikten sonra sahadan sekerek ayrılmak zorunda kaldı.

uncompromising

/ʌnˈkɑːm.prə.maɪ.zɪŋ/

(adjective) tavizsiz, ödünsüz

Örnek:

The leader was known for his uncompromising stance on corruption.
Lider, yolsuzluk konusundaki tavizsiz tutumuyla tanınıyordu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren