IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Felsefe Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Felsefe' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /emˈpɪr.ə.sɪ.zəm/
(noun) ampirizm
Örnek:
John Locke was a key figure in the development of empiricism.
John Locke, ampirizmin gelişiminde kilit bir figürdü.
/ˈrel.ə.tɪ.vɪ.zəm/
(noun) rölativizm
Örnek:
Cultural relativism suggests that moral values are not universal.
Kültürel rölativizm, ahlaki değerlerin evrensel olmadığını öne sürer.
/ˌeɡ.zɪˈsten.ʃəl.ɪ.zəm/
(noun) varoluşçuluk
Örnek:
Jean-Paul Sartre is one of the most famous figures associated with existentialism.
Jean-Paul Sartre, varoluşçuluk ile ilişkilendirilen en ünlü figürlerden biridir.
/kɑːˈzæl.ə.t̬i/
(noun) nedensellik, sebep-sonuç ilişkisi
Örnek:
Scientists are trying to establish a causality between the two events.
Bilim insanları iki olay arasında bir nedensellik kurmaya çalışıyorlar.
/məˈtɪr.i.ə.lɪ.zəm/
(noun) materyalizm
Örnek:
His excessive materialism led him to prioritize wealth over relationships.
Aşırı materyalizmi, ilişkilerden çok zenginliği önceliklendirmesine neden oldu.
/ˈskep.tə.sɪ.zəm/
(noun) şüphecilik, kuşkuculuk
Örnek:
The public greeted the new policy with skepticism.
Halk yeni politikayı şüpheyle karşıladı.
/ˈsɪn.ə.sɪ.zəm/
(noun) kuşkuculuk, sinizm
Örnek:
His cynicism about politics made him distrust all politicians.
Siyasete karşı kuşkuculuğu, tüm politikacılara güvenmemesine neden oldu.
/ˈeθ·ɪks/
(noun) etik, ahlak, ahlak felsefesi
Örnek:
The company has a strong code of ethics.
Şirketin güçlü bir etik kodu var.
/ˈvɝː.tʃuː/
(noun) erdem, ahlak, iyi özellik
Örnek:
Patience is a virtue.
Sabır bir erdemdir.
/ˌdaɪ.əˈlek.tɪk/
(noun) diyalektik, tartışma sanatı, karşıtlık
Örnek:
Socrates was a master of dialectic.
Sokrates diyalektik ustasıydı.
/aɪˈdiː.ə.lɪ.zəm/
(noun) idealizm
Örnek:
His youthful idealism led him to believe he could change the world.
Gençlik idealizmi onu dünyayı değiştirebileceğine inandırdı.
/ˈræʃ.ən.əl.ɪ.zəm/
(noun) rasyonalizm, akılcılık
Örnek:
Scientific rationalism has shaped the modern world's approach to medicine.
Bilimsel rasyonalizm, modern dünyanın tıbba yaklaşımını şekillendirmiştir.
/ˈhjuː.mə.nɪ.zəm/
(noun) hümanizm, insancılık
Örnek:
The philosopher's work was deeply rooted in humanism.
Filozofun çalışması derinlemesine hümanizme dayanıyordu.
/ˈlɑː.dʒɪk/
(noun) mantık, mantık sistemi
Örnek:
The logic of his argument was undeniable.
Argümanının mantığı inkar edilemezdi.
/ˈduː.əl.ɪ.zəm/
(noun) ikilik, düalizm, zihin-beden düalizmi
Örnek:
The novel explores the dualism of good and evil.
Roman, iyi ve kötünün ikiliğini inceliyor.
/esˈθet̬·ɪks/
(noun) estetik, güzellik felsefesi
Örnek:
The artist's work explores the aesthetics of urban decay.
Sanatçının eseri kentsel çürümenin estetiğini inceliyor.
/ˈmek.ə.nɪ.zəm/
(noun) mekanizma, işleyiş
Örnek:
The clock's intricate mechanism ensures precise timekeeping.
Saatin karmaşık mekanizması hassas zaman tutmayı sağlar.