Avatar of Vocabulary Set Kültür ve Gelenekler

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Kültür ve Gelenekler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Kültür ve Gelenekler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

mythology

/mɪˈθɑː.lə.dʒi/

(noun) mitoloji, mitlerin incelenmesi

Örnek:

Greek mythology is rich with gods, goddesses, and heroes.
Yunan mitolojisi tanrılar, tanrıçalar ve kahramanlarla doludur.

cuisine

/kwɪˈziːn/

(noun) mutfak, yemek sanatı

Örnek:

French cuisine is known for its rich sauces and delicate pastries.
Fransız mutfağı zengin sosları ve narin hamur işleriyle bilinir.

subculture

/ˈsʌbˌkʌl.tʃɚ/

(noun) alt kültür

Örnek:

The punk subculture emerged in the 1970s.
Punk alt kültürü 1970'lerde ortaya çıktı.

multiculturalism

/ˌmʌl.tiˈkʌl.tʃɚ.əl.ɪ.zəm/

(noun) çokkültürlülük

Örnek:

Canada is known for its strong commitment to multiculturalism.
Kanada, çokkültürlülüğe olan güçlü bağlılığıyla bilinir.

assimilation

/əˌsɪm.əˈleɪ.ʃən/

(noun) özümseme, anlama, asimilasyon

Örnek:

The assimilation of new knowledge is crucial for personal growth.
Yeni bilginin özümsenmesi kişisel gelişim için çok önemlidir.

rite

/raɪt/

(noun) ayin, tören

Örnek:

The ancient tribe performed a sacred rite to honor their ancestors.
Antik kabile, atalarını onurlandırmak için kutsal bir ayin gerçekleştirdi.

architecture

/ˈɑːr.kə.tek.tʃɚ/

(noun) mimarlık, mimari, yapı

Örnek:

She studied architecture at university.
Üniversitede mimarlık okudu.

etiquette

/ˈet̬.ɪ.kɪt/

(noun) etiket, adabımuaşeret

Örnek:

Business etiquette is important for professional success.
İş etiketi profesyonel başarı için önemlidir.

festivity

/fesˈtɪv.ə.t̬i/

(noun) şenlik, kutlama, eğlence

Örnek:

The town was filled with a sense of festivity during the annual carnival.
Yıllık karnaval sırasında kasaba bir şenlik havasıyla doluydu.

commemoration

/kəˌmem.əˈreɪ.ʃən/

(noun) anma, kutlama, hatırlama

Örnek:

The monument was built in commemoration of the fallen soldiers.
Anıt, şehit düşen askerlerin anısına inşa edildi.

heritage

/ˈher.ɪ.t̬ɪdʒ/

(noun) miras, kalıtım, kültürel miras

Örnek:

The old house was part of her family's heritage.
Eski ev, ailesinin mirasının bir parçasıydı.

taboo

/təˈbuː/

(noun) tabu, yasak;

(adjective) tabu, yasak

Örnek:

In some cultures, discussing death is a taboo.
Bazı kültürlerde ölümü konuşmak bir tabudur.

superstition

/ˌsuː.pɚˈstɪʃ.ən/

(noun) batıl inanç

Örnek:

It's a common superstition that breaking a mirror brings seven years of bad luck.
Ayna kırmanın yedi yıl kötü şans getirdiğine dair yaygın bir batıl inanç vardır.

ancestry

/ˈæn.ses.tri/

(noun) soy, köken, atalar

Örnek:

Her ancestry can be traced back to the Vikings.
Onun soy ağacı Vikinglere kadar izlenebilir.

decorum

/dɪˈkɔːr.əm/

(noun) edep, adabımuaşeret, terbiye

Örnek:

He exhibited a high level of decorum during the formal ceremony.
Resmi tören sırasında yüksek düzeyde bir edep sergiledi.

formality

/fɔːˈmæl.ə.t̬i/

(noun) formalite, biçimsellik, resmiyet

Örnek:

The signing of the document was a mere formality.
Belgenin imzalanması sadece bir formaliteydi.

propriety

/prəˈpraɪə.t̬i/

(noun) edep, uygunluk, adap

Örnek:

She always behaved with the utmost propriety.
Her zaman son derece edep ve adapla davrandı.

urbanity

/ɝːˈbæn.ə.t̬i/

(noun) nezaket, çelebilik, kibarlık

Örnek:

He was admired for his urbanity and sophisticated charm.
Nezaketi ve sofistike cazibesiyle hayranlık uyandırıyordu.

stereotype

/ˈster.i.ə.taɪp/

(noun) stereotip, kalıplaşmış yargı;

(verb) stereotipleştirmek, kalıplaştırmak

Örnek:

It's important to challenge gender stereotypes.
Cinsiyet stereotiplerine meydan okumak önemlidir.

integration

/ˌɪn.t̬əˈɡreɪ.ʃən/

(noun) entegrasyon, birleştirme, sosyal bütünleşme

Örnek:

The integration of new technologies into the system improved efficiency.
Yeni teknolojilerin sisteme entegrasyonu verimliliği artırdı.

matriarchy

/ˈmeɪ.tri.ɑːr.ki/

(noun) anaerkillik, kadın egemenliği

Örnek:

Some ancient civilizations were believed to be matriarchies.
Bazı antik uygarlıkların anaerkil olduğu düşünülüyordu.

patriarchy

/ˈpeɪ.tri.ɑːr.ki/

(noun) ataerkillik, baba soyu

Örnek:

The feminist movement seeks to dismantle the structures of patriarchy.
Feminist hareket ataerkilliğin yapılarını yıkmayı amaçlamaktadır.

hierarchy

/ˈhaɪ.rɑːr.ki/

(noun) hiyerarşi, sıradüzen

Örnek:

The company has a strict management hierarchy.
Şirketin katı bir yönetim hiyerarşisi var.

folkways

/ˈfoʊk.weɪz/

(plural noun) halk gelenekleri, töreler

Örnek:

The anthropologist studied the folkways of the indigenous tribes.
Antropolog, yerli kabilelerin halk geleneklerini inceledi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren