Avatar of Vocabulary Set Pişmanlık ve Üzüntü

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5) İçinde Pişmanlık ve Üzüntü Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5)' içinde 'Pişmanlık ve Üzüntü' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

sorrow

/ˈsɔːr.oʊ/

(noun) üzüntü, keder, hüzün;

(verb) üzülmek, kederlenmek

Örnek:

He felt great sorrow at the death of his friend.
Arkadaşının ölümü üzerine büyük bir üzüntü duydu.

apologize

/əˈpɑː.lə.dʒaɪz/

(verb) özür dilemek, af dilemek

Örnek:

I sincerely apologize for the delay.
Gecikme için içtenlikle özür dilerim.

regret

/rɪˈɡret/

(verb) pişman olmak, üzülmek, pişmanlık duymak;

(noun) pişmanlık, üzüntü

Örnek:

She immediately regretted her decision.
Kararından hemen pişman oldu.

suffer

/ˈsʌf.ɚ/

(verb) acı çekmek, uğramak, muzdarip olmak

Örnek:

He suffered a heart attack.
Kalp krizi geçirdi.

sigh

/saɪ/

(noun) iç çekme, ah;

(verb) iç çekmek, ah çekmek

Örnek:

She let out a deep sigh of relief when she heard the good news.
İyi haberi duyduğunda derin bir rahatlama iç çekti.

repent

/rɪˈpent/

(verb) tövbe etmek, pişman olmak

Örnek:

He came to repent of his sins before he died.
Ölmeden önce günahlarından tövbe etmeye geldi.

cry

/kraɪ/

(verb) ağlamak, bağırmak, seslenmek;

(noun) çığlık, bağırma, ağlama

Örnek:

The baby started to cry when he was hungry.
Bebek acıktığında ağlamaya başladı.

weep

/wiːp/

(verb) ağlamak, sızlamak, akmak;

(noun) ağlama, sızlanma

Örnek:

She began to weep silently after hearing the sad news.
Üzücü haberi duyduktan sonra sessizce ağlamaya başladı.

miss

/mɪs/

(verb) ıskalamak, kaçırmak, özlemek;

(noun) bayan

Örnek:

He swung the bat and missed the ball.
Sopayı salladı ve topu ıskaladı.

mourn

/mɔːrn/

(verb) yas tutmak, kederlenmek

Örnek:

The whole nation began to mourn the death of their leader.
Tüm ulus liderlerinin ölümü için yas tutmaya başladı.

compensate

/ˈkɑːm.pən.seɪt/

(verb) telafi etmek, karşılamak, dengelemek

Örnek:

The company will compensate employees for their travel expenses.
Şirket, çalışanların seyahat masraflarını karşılayacak.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren