Avatar of Vocabulary Set Yoksulluk ve Başarısızlık

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5) İçinde Yoksulluk ve Başarısızlık Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5)' içinde 'Yoksulluk ve Başarısızlık' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

poor

/pʊr/

(adjective) yoksul, fakir, zavallı

Örnek:

Many families in the city are living in poor conditions.
Şehirdeki birçok aile yoksul koşullarda yaşıyor.

unsuccessful

/ˌʌn.səkˈses.fəl/

(adjective) başarısız, sonuçsuz

Örnek:

Their attempts to reach an agreement were unsuccessful.
Anlaşmaya varma girişimleri başarısız oldu.

failed

/feɪld/

(adjective) başarısız, hüsrana uğramış;

(past tense) başarısız oldu, yapamadı;

(past participle) bozuldu, çalışmayı durdurdu

Örnek:

The experiment was a failed attempt to create a new material.
Deney, yeni bir malzeme yaratma konusunda başarısız bir girişimdi.

defeated

/dɪˈfiːtɪd/

(adjective) yenilmiş, mağlup, hayal kırıklığına uğramış;

(verb) yenildi, mağlup edildi

Örnek:

The defeated army retreated in disarray.
Yenilmiş ordu düzensiz bir şekilde geri çekildi.

deprived

/dɪˈpraɪvd/

(adjective) yoksun, mahrum, fakir

Örnek:

Children from deprived backgrounds often face greater challenges in education.
Yoksun geçmişe sahip çocuklar eğitimde genellikle daha büyük zorluklarla karşılaşır.

needy

/ˈniː.di/

(adjective) muhtaç, bağımlı, ihtiyaç sahibi

Örnek:

She's a very needy person who always seeks validation.
O, sürekli onay arayan çok muhtaç bir insan.

broken

/ˈbroʊ.kən/

(adjective) kırık, bozuk, bozulmuş;

(past participle) kırılmış, bozulmuş

Örnek:

The vase fell and was completely broken.
Vazo düştü ve tamamen kırıldı.

fail

/feɪl/

(verb) başarısız olmak, kalmak, yapmamak;

(noun) başarısızlık, fiyasko

Örnek:

He tried his best, but he still failed the exam.
Elinden gelenin en iyisini yaptı ama yine de sınavda başarısız oldu.

lose

/luːz/

(verb) kaybetmek, yitirmek

Örnek:

I don't want to lose my job.
İşimi kaybetmek istemiyorum.

break down

/breɪk daʊn/

(phrasal verb) bozulmak, arızalanmak, yıkılmak

Örnek:

My car broke down on the way to work.
Arabam işe giderken bozuldu.

give up

/ɡɪv ˈʌp/

(phrasal verb) vazgeçmek, pes etmek, bırakmak

Örnek:

Don't give up on your dreams.
Hayallerinden vazgeçme.

collapse

/kəˈlæps/

(verb) çökmek, yıkılmak, düşmek;

(noun) çöküş, yıkılma, başarısızlık

Örnek:

The old bridge finally collapsed under the heavy load.
Eski köprü ağır yük altında sonunda çöktü.

unproductive

/ˌʌn.prəˈdʌk.tɪv/

(adjective) verimsiz, üretken olmayan

Örnek:

The farmer decided to sell the unproductive land.
Çiftçi verimsiz araziyi satmaya karar verdi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren